Türkiye’nin gerçek gündemi: iflas etmiş ekonomik modelidir.

Reel sektörün kısa vade borcu 192 milyar $.

Bu borcu ödeyebilecek veya yüzdürebilecek durumda değiller.

Bu borcu çevirebilmek için karlılıklarını da artıramıyorlar.

Çünkü: içeride talep yok, dışarıya satılan malların da rekabet gücü yok, ihraç mallarının fiyatı dışarıda belirleniyor.

Bu borcu döndürebilmek için kamu desteğine veya bir uluslararası kuruluş (IMF) desteğine ihtiyaç var.

Yani bu borçların bir kısmını üstlenecek, bir kısmının vadesini uzatacak, bir kısmının da faizini düşürecek bir ağababa gerekiyor.

Kamu, hazine, devlet bu ağababalığı yapamaz çünkü kendisi ipin ucunu kaçırdı:

Hazinenin 2019 Haziran ayına kadar 6 aylık nakit açığı 70 milyar TL’yi geçti, geçen senenin tamamında 70 milyar TL idi bu rakam.

Ayrıca KGF;yap-işlet; hazine garantileri; kamu bankalarının dağıttığı krediler ve yaptıkları kur operasyonlarının yükleri de hesaba katılınca durum belli oluyor.

Uluslararası bir kuruluşun (IMF) ağababalığı ise zor görünüyor. Amerika’yla S400 takışmaları, Avrupa’ya nazi hakaretleri filan pek bu tip bir kurtarma paketine gönüllü olacak aday kalmamış gibi.

Türk reel sektörü içine düştüğü bu çıkmazdan, kendi imkanlarıyla kurtulamaz. Korkunç bir bataklığın içerisinde.

Hükümetin dolar kurunu yapay bir şekilde düşük tutmaya çalışması öncelikle reel sektörü iyileştirici değildir. Ayrıca sürdürülebilir bir politika da değildir.

Çünkü;

Erdoğan’ın Para politikası TL faizlere baskı uygulayarak, hedeflenmiş kur rejimini yürütmek temeli üzerine kurulmuştur.

Döviz ile kredi kullanma sınırlaması, döviz ile sözleşme kısıtlaması, döviz satımlarına gelen vergi, bireysel yatırımcılara getirilen (100,000 USD üzeri) bir iş günü valör uygulaması, büyük döviz transferlerinin yakından izlenmesi ve bu konuda yapılan uyarı ve telkinler, Londra swap piyasasında Mart 2019’da yapılan müdahale bu politikanın parçalarıdır.

Düşük ve hatta negatif TL faizler Dolarizasyonu arttırmıştır. Son veriye göre (10 Haziran 2019) toplam yabancı para mevduatın tüm mevduat içindeki payı %55 düzeyine gelmiştir.

Kriz öncesi Haziran 2018 verisi %47 oranındadır. Bu ölçüdeki Dolarizasyon para politikasının seçeneklerini zorlamaktadır. 
Piyasada artan dolarizasyonun YP-TL swap işlemleri ile yönetilmeye çalışılmaktadır.

TCMB bankalardan YP alıp, TL vermekte, bu yolla kazanılan YP dolaylı bir şekilde kontrollü kur rejiminin korunması için döviz satışları ile kullanılmaktadır. Ancak bu yöntem uzun vadede net rezerv olanağını iyice azaltacağı gibi, TCMB finansal pozisyonu üzerinde YP yükümlülük artışı getirmektedir. Aynı politikanın içerisinde YP zorunlu karşılıkların arttırılarak kullanılabilir döviz olanaklarının arttırılma çabası da yer almaktadır.

Nihayetinde bu kontrollü kur rejimi, yerli tasarruf sahiplerinin dolar almasına; yabancı yatırımcıların TL’den uzaklaşmasına; TCMB’nin yabancı para cinsinden yükümlülüklerini artırarak kımıldayacak hale gelmemesine özetle kısa vadeli bir kur kontrolü için işlerin daha da beter hale gelmesine yaramaktadır.

Bu kur bu şekilde salınmaya devam edemez. TCMB rezervlerinin tükenmesine veya Hazinenin borçlanma limitlerine gelmesine bakar mevcut kontrollü kur rejiminin patlaması.

Bankacılık sektörünün ve TCMB’nin yabancı para cinsinden yükümlülüklerinin her geçen gün ne kadar arttığını da unutmayalım. İlk panikte YP cinsi yükümlülüklerini kapatmak için nasıl piyasalara bu bankaların saldıracaklarını göreceğiz.

Son tahlilde, Türkiye ekonomisinin bu bataklıktan kendi başına çıkması mümkün değildir. Kısa vadede reel sektörü rahatlatacak, reform yapmasına imkan sağlayacak derecede zaman kazandıracak bir taze para girişine ihtiyaç var.

Bu para ve güvenceler 1 yıl içinde bulunmazsa reel sektörümüz için oyun biter.

Bu para bulunsa dahi sorunlar ancak 2-3 yıllığına ötelenir. Reel sektörün üretkenlik ve verimlilik esasları çerçevesinde yeniden baştan aşağı reorganizasyonu, kalibrasyonu gerekiyor. Bu ise ancak bir zihniyet devriminin eseri olabilir. Siyasetteki, reel sektördeki, finansal piyasalardaki mevcut karar alıcılarla bu zihniyet devrimi gerçekleşemez. O halde değişim Türkiye için hayatidir.

Türkiye’nin gerçek sorunları, 23 Haziran uzatılmış, bir genel seçim havasına sokulmuş, uyduruk İstanbul büyükşehir belediye seçimleri sonrasına ertelendi.

İstedikleri kadar siyaset cambazları gerçek gündemi değiştirmek için seçim icat etsinler, tali meseleleri ağızlarına sakız yapsınlar. Türkiye’nin gerçek gündemi: iflas etmiş ekonomik modelidir.

İflas etmiş bu ekonomik modelin enkazı: on milyonlarca işsiz, ağır yoksulluk, bitmiş reel sektör, tarıma, sanayi ve yüzlerce milyar dolarlık ülke borcu olacaktır.

Türkiye’nin gerçek gündemi bu enkazın nasıl hafriyatının yapılacağı ve sonrasında birlikte nasıl yeni bir Türkiye ekonomisini inşa edebiliriz tartışmasıdır...

Halil Ibrahim Bayrakçı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.