Türkiye’nin En Uzun Gecesi

 Türkiye’nin toplumsal ve siyasi dokusunda derin yaralar açan geçmiş darbe tecrübelerinden farklı olarak 15 Temmuz gecesi toplum sokağa çıktı ve sürecin kaderine hükmetti. Halkın bugüne kadar yaşadığımız darbelerde alışık olmadığımız bu tutumunun darbe girişiminde bulunanların hesaplarını ciddi anlamda boşa çıkardığı anlaşılıyor. 27 Mayıs ve 12 Eylül örneklerinden yola çıkarak, yalnızca devletin hayati kurumlarını ele geçirmek suretiyle ülke yönetimini zapt edebileceklerini zanneden 15 Temmuz darbecilerinin halkın sokağa çıkarak denkleme dâhil olduğu bir tabloya hazırlıksız yakalandıkları darbe gecesindeki tavırlarından rahatlıkla fark edilebiliyor. Halkı karşısında gören askerlerin bazıları ateş etmezken bazıları havaya bazıları ise doğrudan halka ateş ediyor. Hatta kimileri yaşadıkları şaşkınlık karşısında bocalayarak silahlarını halka teslim ediyor. Askerlerin tutumlarındaki bu farklılık, cuntacıların darbe sürecinde böylesi bir senaryoya hazırlıklı olmamaları sebebiyle farklı yerlerde aynı duruma birbirinden çok farklı müdahalelerde bulunmalarına yol açtı.

 
Sokağa çıkan halkın üstünden tanklarla geçilmesine, jetlerle üzerine bombalar yağdırılmasına ve kendisine silah doğrultulmasına mukabil ısrarlı bir şekilde konumunu muhafaza etmesi, askerlerin sadece sıradan bir kalabalıkla değil politik ve ilkesel olarak da darbe karşıtı tutumlarında ısrarcı bir kitleyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Hiç şüphe yok ki halkın bedel ödemeye hazır tavrı, darbeyi önlemede en belirleyici aktör olarak bir numaraya yerleştirmiştir.
 
Halk neden sokaktaydı?
 
Türkiye’nin darbelerle dolu siyasal hayatında halkın meydanları doldurarak demokrasinin önüne kendini siper etmesi yeni bir olgu. “Bu sefer farklı olan neydi” sorusu şüphesiz onlarca akademik tezin ana araştırma sorusu olacaktır. Fakat daha şimdiden bazı tespitler yapmak mümkün. 15 Temmuz darbe girişiminin henüz ilk saatlerinde kısa bir sessizlikten sonra başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Başbakan ve bakanların kararlı bir şekilde halkı darbe karşıtı gösteriler için meydanlara çağırmaları, süreci siviller lehine tetikleyen hayati öneme sahip bir gelişmeydi. Ancak halkın sokağa çıkmasında belirleyici olan ana faktörün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrılarına büyük bir aşkla karşılık veren geniş bir kitlenin olmasıdır. Cumhurbaşkanı’nın böyle bir çağrı yapamaması durumunda sonucun ne olacağını kestirmek oldukça güç.
 
Bir başka önemli gelişme ise Meclis’teki bütün siyasi partilerin ‘ama’sız ve ‘fakat’sız darbeye karşı durmaları olmuştur. Siyasi yelpazenin farklı noktalarında duran partilerin darbeye karşı yekvücut olarak ortak bir tavır geliştirmeleri, toplumda da karşılık buldu. Meydanlar her ne kadar AK Parti sevenleriyle dolsa da, diğer partilerin özellikle de MHP taraftarlarının katkısı gözle görünür haldeydi.
 
Türkiye’nin son yirmi yılda geçirdiği sosyo-politik değişimin altında medya özellikle de sosyal medya alanındaki gelişmeler yatmaktadır. Daha önceki ihtilallerde sadece TRT radyoları ve televizyonlarına el koyarak tüm toplumu tek merkezden bilgilendiren ve tüm algıyı yönetebilen cuntacılar 15 Temmuz işgal denemelerinde tam bir başarısızlık yaşadılar. Zira toplum gerek sosyal medya gerekse de çeşitli yayın organları vasıtasıyla hem doğru bilgiye ulaşma hem de darbeye karşı örgütlenme fırsatına sahipti ve bu fırsatı büyük bir başarıyla değerlendirdi.
 
Hâsılı Türkiye’de darbeye; gerek halkın büyük çoğunluğunun darbe karşıtlığında buluşması, gerekse siyasal partilerin ortak tutum belirlemeleri ve bunu Meclis’te ortak deklarasyonla ilan etmeleri gerekse de çeşitli medya araçlarının yoğun bir şekilde kullanımı darbe karşıtı büyük bir gövdeyi ortaya çıkarmıştır. Toplumun faklı sosyal yapılarından oluşmaya başlayan bu koalisyonu şimdi genişletme zamanı.
 
Bundan sonrası
 
Darbe karşısındaki birlikteliğin bozulmaması, aksine daha geniş bir kesime hitap eden bir koalisyona evrilmesi için içten, ısrarlı ve kapsayıcı bir yaklaşımın geliştirilmesi gerekiyor. Cuntacıların pervasızlığına karşı gerek meydanlardaki gerekse de Meclis’teki birliktelik ruhu, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün pekişmesine katkıda bulunacak kalıcı kazanımların önünü açmalı. Halkın iradesini ipotek altına almak isteyenlerle canı pahasına mücadelesi Türkiye’de demokratik konsolidasyonu takviye ederek 15 Temmuz benzeri kirli ve karanlık planlara kimsenin yeniden yeltenemeyeceği bir atmosferi netice vermeli.
 
Böyle bir atmosferin oluşturulması için toplumun tüm kesimlerinin kendini özgürce ifade edebilecekleri bir demokratik kültürün inşa edilmesi zaruri görünüyor. Harcı ortak değerler olan böylesi bir inşa girişiminin başarılı olabilmesi toplumsal muhalefetin gücünü konsolide edecek adımların hayata geçirilmesine bağlı. Bu adımların sağlam temeller üzerinde yükselebilmesi ise kuşkusuz özgürlük ve çoğulculuk alanında yapılacaklara işaret ediyor. 

FURKAN ZENGİN-İHSAN BAL

www.usak.org
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.