Türkiye rekor büyürken yüzde 80 nasıl oluyor da ekonomik zorluk hissediyor?

Türkiye'nin başarılı araştırma şirketlerinden "Konsensus" müdürü Murat Sarı Diken ’e verdiği bir röportajda, Türkiye'nin ekonomik koşulları iyileşmedikçe 2019'daki yerel seçimlerde AKP'ye verilecek desteğin yüzde 40'ın altına düşeceğini söyledi. 

Sarı bu uyarısını Konsensus’un son yaptığı araştırmalardan birine dayandırıyor. Afrin harekâtının AKP’den çok MHP’ye oy olarak yaradığını ortaya çıkarması yanında söz konusu anket katılımcılara 2017’ yılının nasıl geçtiği sorusunu da yöneltmiş.

Alınan cevabın yüzde 60’a yakın oranda “kötü” olması da gerçekten sürpriz.

Çalışmanın sonuçları ayrıca katılımcıların yüzde 80’inin ekonomik zorluk hissettiğini de ortaya çıkarmış durumda. Fakat ankette 2017 hakkında olumsuz görüş belirten katılımcıların yüzde 51’i  2018 hakkında iyimserliklerini koruyorlar.

Bu sonuçlara göre da Murat Sarı, 2018’de Türk halkının içinde bulunduğu ekonomik koşullarda iyileşme olmazsa, sıradaki ilk seçimde iktidardaki partiyi cezalandıracaklarını düşünüyor.

Önümüzdeki ilk seçim de, seçim takviminde bir değişiklik yapılmaz ise, Mary 2019’daki yerel seçimler.

İyi de…

Üçüncü çeyrekte yüzde 11 büyüyen ve 2017’nin tamamında yüzde 7 büyüyeceğine kesin gözüyle bakılan Türkiye ekonomisinde, nasıl oluyor da halkın yüzde 80’i “ekonomik” zorluluklardan bahsedebiliyor?         

Murat Sarı’nın yorumlarında aslında sıra dışı bir durum yok.  Hatta hükümetin gözünü açması açısından faydalı bile olarak algılanabilir.

Hatırlayalım.

Mart 2009 yerel seçimlerinde AKP aldığı yüzde 38,6 destekle sarsılmıştı.

Oylarındaki bu düşüş, göstere göstere gelen küresel krize karşı önlem almakta gecikerek 2009 ilk çeyrek ekonomisinde çift haneli daralma yaşanması sonucunda gelmişti.

İzleyen dönemde hükümetin aldığı mali ve parasal önlemler yanında dünyanın para içinde yüzer hali, büyümeyi çok yükseklere taşımış ve izleyen 2014 yerel seçimlerinde AKP’nin oyları yüzde 46’ya dayanmıştı.

tablo 1
tablo 2
Konsensus’un bu araştırmasının sonuçları,kurum sadece güvenilir bir kurum olduğundan değil ama Türkiye ekonomisindeki önemli garipliklerden birini gün ışığına çıkarması nedeniyle çok önemli.

Sonuçlara göre, ya Türkiye’n,n ekonomik büyümesinde bir sorun var; ya da küresel ölçekte büyüme rekoru kırılmasına karşın Türk insanını rahatsız eden bir başka ekonomik sorun var.

Büyümeyle başlamak daha kolay. Büyüme matematiğinde uzman ekonomistler, bir süredir GSMH serisindeki problemlerden bahsediyorlar.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye İstatistik Enstitüsü 2016 Aralık ayında büyüme ölçümünde kullanılacak yeni bir seri açıklamıştı. 2009 ve sonrası için büyüme performansını izlenebilir kılan veri zaten geçmişle olan bağın kopmasına neden olmuştu.

Ekonominin daraldığı bir yıl olan 2009’u baz olarak almanın problemleri yanında, yapılan çalışmanın AB kriterlerini karşılamanın ötesine geçildiği sıklıkla konu edildi.

Revizyon sonrası, 2015 büyümesi önceki seriyle hesaplanana göre yüzde 20 oranında yüksek açıklanırken, 2009-2015 arasında her yılın büyümesindeki artış da ortalamada yüzde 1,8 gibi yüksek bir seviyede hesaplanmaktaydı.

Büyümeye yaptıkları katkılar açısından tüketim ve yatırımlar lokomotif hale gelirken yeni seriyle birlikte, göze çarpan bir başka faktör de inşaat sektörünün yatırımlar içinde artan ağırlığı oldu.

Yıllar yılı verdiği cari açıkla tasarruf eksikliği tescillenmiş olan Türkiye’de değişen hesaplamalarla bir anda tasarrufların GSMH’ye oranının yüzde 15’ten yüzde 25’e nasıl çıktığı da bir muamma olarak devam etmekte.

Stockholm School of Economics’te profesör olan Erik Meyersson’ın o dönem çokça ses getiren bir çalışması da, yeni GSMH serisinin diğer ekonomik göstergelerden ne derece kopuk olduğunu anlatıyordu.

Seçtiği sekiz temel göstergenin, 2004-2009 arası dönemde nasıl eski seriyle hesaplanan büyüme verisini tahmin etmekte başarılı olurken; aynı göstergeleri kullanarak 2009-2015 için yapılan tahminlerin nasıl açıklanan büyüme verilerini yakalayamadığını gösterdi çalışmasında.

Değerli ekonomist Korkut Boratav da Birgün ’de yayınlanan uzun GSMH değerlendirmesinde, üretim anketleri yerine GSMH hesaplarının nasıl vergi iadeleri gibi muhasebesel ve bürokratik verilere dayandırıldığını anlatıyor.

Korkut Hoca aynı zamanda büyüme ve istihdam verilerinin nasıl ayrıştığının da vurgusunu yapıyor.

Tüm bu kaliteli ve ciddi çalışmalar, şimdi Konsensus anketi sonuçlarıyla birleşince Türkiye’nin 2017 güçlü büyüme performansının gerçekliği yeniden tartışma konusu haline gelmekte.

Yeni serilerle çift haneli üçüncü çeyrek büyümesi sene sonunda yüzde 7’ye varacakken, halkın yüzde 80’inin ekonomik zorluklardan bahsediyor olması gerçek bir muamma.

Tabi, konuyu basitleştirmek adına ekonomide çokça kullanıldığı şekliyle, GSMH verilerini doğru ve 2001’den bu yana Türkiye ekonomisinde yaşanan köklü değişimi gerçek yansıttığını kabul ederek düşünmeye devam edelim.

O zaman haklın ezici bir çoğunluğu neden ekonomik zorluklardan bahsediyor peki bu durumda?

Sorunun kaynağı enflasyon olabilir mi?

AKP hükümetinin yüzde 5’lik enflasyon hedefine ulaşmak yerine daha fazla büyüme kaydetmeye önem verdiği sır değil.  Son yılların enflasyon hedeflemesiyle uyuşmayan para ve maliye politikaları sonucunda, enflasyon tarafında ipler elden kaçırılmış durumda.  2017 sonunda tüketici enflasyonu ve çekirdek enflasyon yüzde 12 civarındaydı zaten.

Şimdi Konsensus sonuçlarına bakarak yeniden düşünmek lazım.  Belki de mevcut şartlarda “daha fazla” büyümeyi zorlamak artık sadece marjinal fayda yaratır hale gelmiş durumda. Belki, güçlü büyümenin olumlu yansımaları bir yana, çift haneli enflasyonda Türk halkı cebindekinin eridiğini daha elle tutulur şekilde hissediyor artık.

O zaman AKP hükümeti artık enflasyonun ekonomide gerçekten ne kadar olumsuz etkiler yarattığını görebilecek mi? Yüksek enflasyonun getirdiği bozulmanın nasıl da yüksek büyümenin getirdiklerini sıfırladığını?

Ya da yüksek büyümeyi zorlamanın artık marjinal kalarak sadece enflasyonu yükseltmekten öteye geçemediğini?   

Konsensus araştırma sonuçlarını veri alırsak, önümüzdeki ilk seçimler ekonomideki bu derin tartışmanın sonuçlandığı bir alan haline gelecek. AKP’nin iddia ettiği gibi yüksek büyüme bütün dertlere çare mi gerçekten?

Yoksa düşük enflasyonla beraber daha düşük bir büyüme oranı peşinde koşunca acaba Türkiye’de plan, harcama ve yatırım yapmak daha mümkün bir mi alacak acaba?

Ekonomik gidişatın seçimleri etkilediği şüpheye yer bırakmayan bir gerçek.  AKP’nin de bundan sonra yaşayacağı ilk seçimlerde göstereceği performans iktidarın ekonomi yönetimindeki başarısı konusunda hepimize çok şey söyleyecek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.