Türkçü Tarih Tasavvuru: Millet Merkezli Bütüncü Tarih

MEHMET KAAN ÇELEN

www.turkyorum.com

Türkçülüğün doğuşuyla dil ve tarih araştırmaları arasında sıkı bir münasebet vardır. Türkçülük üzerine yapılmış çalışmaların hemen hepsinde bu hususa vurgu yapılmıştır1. Türkçülüğün iki kurucu babasıYusuf Akçura2 ve Ziya Gökalp de bu noktaya dikkat çekmişlerdir3.

Türkçülük her şeyden evvel yeni bir tarih tasavvuru demektir. Bu tasavvurun en önemli vasfı, “millet merkezli” adını verdiğimiz bir tarih telâkkisinin üzerine oturmasıdır. Millet merkezli tarih, tarihe sadece siyasî ve askerî penceresinden değil, geçmiş hayatın bütün cephelerini kuşatacak daha geniş bir zaviyeden bakar, yönetici elitle birlikte halkın/toplumun/milletin hayatını da tarihçiliğin ilgi alanına sokar. Bu tasavvurun tabiî bir neticesi olarak Türkçüler, Türk tarihine birbirinden kopuk ve biriyle irtibatsız hanedanalar ve devletler tarihi şeklinde bakmayı reddederek Türk tarihinin merkezine Türk milletini ve millî kültürü yerleştirirler ve bu suretle zaman ve mekân plânında herhangi bir sınırlamayı kabul etmeksizin Türk tarihini kendi devamlılığı ve bütünlüğü içinde mütalaa ederler.

Ziya Gökalp, Tevfik Sedad müstear ismiyle, Genç Kalemler’de yayımladığı meşhur Turan şiirinde vatanı; “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan” dizesiyle tarif etmektedir4. Vatanın coğrafyasında görülen bu genişleme, tarihin coğrafyasını da genişletmiştir. “Turanî ırk, Hunlardan başlayarak Osmanlılara kadar ilâhî bir kuvvetin sevkiyle Atillaların, Cengizlerin, Hülaguların, Timurların, Osman ve Süleymanların kumandasında Çin’den İspanya’ya, Kuzey kutbundan Yemen ve Hindistan’a kadar” dünyanın dört bir tarafını hâkimiyeti altına almıştır5.

Türkçü tarih tasavvuru, her şeyden önce bütün bu tarihi kuşatmak ve Osmanlı Devleti’ni Türk tarihi içinde ait olduğu yere oturtmak ister. Bu açıdan Türkçülerin, Osmanlıcı tarih tasavvuruna yönelttiği tenkitler oldukça öğreticidir. Osmanlı Devleti’nin İslâmî ve Türk karakterini geriye itmek, Osmanlı Devleti’ni Türklerin tarihinden soyutlayarak nev-i şahsına münhasır, öncesiz ve müstakil bir tarihî gerçeklik olarak görmek, Osmanlı Devleti’nin başarılarını gayrimüslim ve gayri Türk cemaatlerle olan münasebetlerine bağlayarak Osmanlı tarihini özellikle gayrimüslimler ile karşılıklı bir kardeşlik tarihi gibi okumak Osmanlıcı tarih tasavvurunun esaslarını oluşturmaktadır. AhmedMidhat Efendi’nin “Üss-i İnkilâb”ının giriş kısmı ile Ali Kemâl ve Süleyman Nazif’in Türkçülerle girdiği tartışmalarda Osmanlıcı tarih tasavvurunun yukarıdaki temel argümanlarını görmek mümkündür.

Türkçüler, Osmanlıcı tarih tasavvurunu Süleyman Şah’tan ötesini bilmemekle itham ederler. Osmanlıcı tarih yazımında Türklerin Osmanlılardan önceki tarihi adeta Süleyman Şah ile birlikte Dicle’de batıp gitmiştir6. Meseleyi ele alan Yusuf Akçura, NecibÂsım ve Fuad Köprülü gibi Türkçüler bu tavrı ilmî olarak da millî olarak da doğru bulmamaktadırlar. NecibÂsım,  Osmanlılardan önce 30 küsur devlet kurmuş olan Türklerin tarihini hakkıyla bilmeden Osmanlı tarihini bilmenin mümkün olmadığına dikkat çeker7. Yusuf Akçura da benzer düşüncelerle Osmanlı devletini kuran Türklerin, “Türk-Tatar-Moğol büyük ailesine” mensup olduklarını ve büyük ölçüde daha Anadolu’ya gelmeden önce İslâmiyet’i kabul ettiklerini belirttir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti bir Türk ve Müslüman devleti olarak kurulmuştur ve Osmanlı müesseseleri, Türk örf ve adetleri ile İslâm şeriâtı olmak üzere iki kaynaktan doğmuştur8. Osmanlı tarihinin doğru anlaşılması bu iki kaynağın bilinmesine bağlıdır. Fuad Köprülü ise ilerleyen yıllarda Osmanlı Devleti’nin kuruluşu meselesi etrafında ortaya koyacağı yaklaşımın nüvesi sayılabilecek düşüncelere sahiptir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu, Türklerin, hassaten Batı Türklerinin, tarih ve medeniyetinden soyutlayarak “Kayı” merkezli bir “dört yüz çadır halkı” yaklaşımıyla ele almak ilmen mümkün değildir9.

ürk Milliyetçiliği-kapakküçükTürkçü tarih tasavvuru, Türk tarihine Türk dünyası ölçeğinde bakmak, Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk kimliğini ön plâna çıkararak İmparatorluğu Türk tarihinin kendi devamlılığı içinde tanımlamak, tarihçiliğin ilgi sahasını Türklerin farklı mekân ve zamanlardaki tarihlerine doğru genişletmek, geleneksel Osmanlı tarih yazıcılığında düşman telâkki edilen Cengiz Han, Timur ve Şah İsmail gibi simâları Cumhuriyet dönemi Türk milliyetçiliğinin de çok sık başvuracağı “kardeş kavgası” söylemi içerisinde mütalaa etmek gibi tarihçilik açısından tamamen yeni yorumlar ortaya koymuştur. Millet merkezli tarih tasavvuru, Osmanlı tarihini Türk tarihinin içinde tanımlamak suretiyle Osmanlı merkezli tarih tasavvurunu yıkmış ve Türk tarihinin Osmanlı ve İslâmiyet’ten önceki çağları ile Osmanlı coğrafyası haricindeki kısımlarını Türk tarihçiliğinin ilgi alanına sokmuştur. Kısacası Türkçü tarih tasavvuru, Türk tarihçiliğinin sınırlarını ve ilgi alanlarını zaman, mekân ve konu plânında muazzam bir şekilde genişletmiştir.

Bu makale daha önce İkbal Vurucu’nun editörlüğünde yayımlanan “Türk Milliyetçiliği, Yeni Yaklaşımlar, Yeni Tartışmalar” isimli kitabın içinde yer alan “Terminoloji, İdeoloji Ve Tarih Tasavvuru Bağlamında II. Meşrutiyet Dönemi Türk Milliyetçiliğinin Mirası” başlıklı çalışmamızın bir bölümü olarak neşredilmiştir. Konuya dair daha ayrıntılı bir metin “II. Meşrutiyet Döneminde Türk Tarih Düşüncesi” isimli kitabımızda mevcuttur.

______________________________

1- Bakınız: Hüseyin Nâmık Orkun, Türkçülüğün Tarihi, Ankara 1977, s. 30-40, 52-55; Ali Engin Oba, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Ankara 1995, s. 12-13, 121-135; RafaelMuhammetdin, Türkçülüğün Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul 1998, s. 27-37; Suavi Aydın, Modernleşme ve Milliyetçilik, İstanbul 2000, s. 88-91; David Kushner, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, İstanbul 1998, s. 17-22; Mehmet Karakaş, Türk Ulusçuluğunun İnşası, Ankara 2000, s. 156-162; UrielHeyd, Türk Ulusçuluğunun Temelleri, Ankara 2002, s. 103-109; Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları, İstanbul 2004, s. 51-56.

2- Akçuraoğlu Yusuf, “Türkçülük”, Türk Yılı 1928, İstanbul 1928, s. 310-311.

3- Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Hazırlayan: Mustafa Koç, (Bütün Eserleri Kitaplar-1 İçinde), Yayına Hazırlayan: M. Sabri Koz, İstanbul 2007, s. 175-176.

4- Tevfik Sedad, “Turan”, Genç Kalemler, S. 14-6, s. 167.

5- Ahmed Hikmet, “Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Mütalaalar”, Türk Yurdu, S. 12, 19 Nisan 1328, s. 189.

6- A. “Türklüğü Bilmeli ve Bilişmeliyiz”, Türk Derneği, S. 1, 1327, s. 28.

7- NecibÂsım, “Tarih-i Osmanî”, Tanin, Nu. 268, 1 Haziran 1909, s. 3.

8- Akçuraoğlu Yusuf, “Osmanlı Saltanatı Müessesâtı Tarihine Dair Bir Tecrübe”, Bilgi Mecmuası, S. 1, Teşrin-i Sânî 1329, s. 84-85.

9- Köprülüzâde MehmedFuad, “Selçukîler Zamanında Anadolu’da Türk Medeniyeti”, Millî Tetebbular Mecmuası, C. 2, S. 5, Teşrîn-i Sânî-Kânun-ı Evvel 1331, s. 193-194.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.