Türk Parası eriyor!

Hürriyet’ten Şebnem Turhan hesap etmiş.

Soru şu: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası ve Başkanı Erdem Başçı’ya faizleri daha da düşürmesi için çıkışmaya başladığı 16 Ocak tarihinden bu yana Türk Lirası’nın ABD doları karşısında değer kaybı nedir?

Hesaba göre 16 Ocak günü 1 dolar 2.30 imiş.

Ki bu dahi yüksek bir bedeldir.

Şöyle düşünebilirsiniz: Pek çok büyük şirket 2014’ün son aylarında hükümetin ve bankaların verdiği rakamlara dayanarak hazırladıkları 2015 bütçelerini 2.40 yıl ortalaması tahminine göre yapmışlardı.

Bu sınır daha 30 Ocak günü aşıldı. 

Eğri oturup doğru konuşalım, dolardaki yükselişin tek sebebi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası ve ekonomi yönetimine dair eleştirileri değildir; ancak Erdoğan’ın her çıkışı sonrasında Türk lirası Amerikan dolarına karşı biraz daha değer kaybetmiştir.

Dün, yani 5 Mart itibarıyla dolar kuru 2.60’a dayanmıştır.

Yine Hürriyet’ten Erdal Sağlam’ın bildirdiğine göre, 2.60 Türk bankalarının yurt dışından aldıkları döviz borcuna verdikleri teminat için kritik eşiklerden biridir.

Bu oranın bir başka anlamı da liranın dolar karşısında son bir buçuk ayda yüzde 12 değer kaybetmiş olmasıdır; bir başka deyişle son bir buçuk ayda fiili devalüasyon oranı yüzde 12’ye yakındır.

Ama değer kaybına biraz daha geniş açıdan bakınca karşımıza daha vahim bir tablo çıkıyor.

Biraz geriye gidelim.

Gezi protestolarının başladığı 27 Mayıs 2013 günü 1 Amerikan dolarının değeri 1.85 liraydı. Protestoların artık sönmeye yüz tuttuğu 3 Temmuz’da ise 1.95’e yükselmişti. Fark 10 kuruş idi.

Dönemim başbakanı Erdoğan bu artışı da gerekçeler arasında göstererek, Gezi protestolarının Türk lirasını değersizleştirip ekonomisini güçten düşürmek amacıyla uluslararası faiz lobisi tarafından kışkırtılıp yönlendirildiğini, hükümeti devirmeyi hedeflediğini söylemişti.

Şimdi hesabımızı Gezi protestolarının başlangıcından düne kadar yaparsak devalüasyon oranı ne çıkıyor, biliyor musunuz? Yüzde 40’tan fazla, Yüzde 41 küsur.

Türk parasının yüzde 40 değer kaybetmesine en yakın örneğimiz, 19 Şubat 2001’deki o meşum MGK toplantısının bardağı taşıran damla olduğu, ülke tarihinin en büyük mali krizidir.

Türk lirası Amerikan dolarına karşı birkaç gün içinde yüzde 40 küsur değer kaybetmiş, hepimizin cebindeki para birkaç gün içinde bir o kadar değersizleşmişti.

O mali krizin ekonomi üzerindeki, halkın alım gücü üzerindeki etkisi öyle oldu ki, Kemal Derviş’in davet edilip ciddi bir reformun mimarlığını yapması dahi üçlü koalisyonu düşmekten kurtaramadı;

Erdoğan’ın AK Partisi işte o koşullarda yapılan 2002 erken seçiminde tek başına iktidara geldi.

Öyle görünüyor ki, 2001’de birkaç gün içinde yaşadığımız devalüasyonu, son iki yıl içinde yavaş yavaş yaşamışız; halkın alım gücü açısından olumsuz etkisi aynıdır, ama daha uzun süreye yayıldığı için bir travma olarak hissetmemişiz.

Kaynar suya atılınca dışarı zıplayan, ama suyla birlikte ısıtılınca hissetmeyip haşlanan kurbağaların örneği geliyor akla.

Türk lirası Amerikan doları karşısında tarihindeki en değersiz düzeye inerken ekonomi yönetimi rahat göründüğü izlenimi veriyor.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, önleme gerek olmadığı, piyasanın dengesini bulacağı görüşünde.

İhracata bağımlı Türk sanayiinin zaman içinde özellikle Çin’den yapılan ithalata ne kadar vahim şekilde bağımlı hale geldiğini göremeden, hâlâ eski Türkiye dengeleriyle düşük kurun ihracat geliri getireceği umudunda belki de.

Teknoloji Bakanı Fikri Işık ise bu durumun ekonomiye “kalıcı” zarar vermeyeceğini düşünüyor.

Son zamanlarda tıpkı Merkez Bankası Başkanı Başçı gibi sık sık Erdoğan’ın eleştirilerine maruz kalan ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Ali Babacan ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte Nev York’ta, ABD merkezli yatırımcıları Türkiye’ye çağırıyor.

Davutoğlu yabancı yatırımcılara 7 Haziran seçimlerini kazanacaklarını, kendisinin yine iş başında olacağını, dolayısıyla siyasette değişiklik olmayacağını, şu anda sorun olarak öne sürülen bağımsız mahkemeler gibi konuların da aşılacağını ve Türkiye’den iyi para kazanacaklarını söylüyor.

Söyledikleri doğru bir bakıma; Türk parasının değeri düşmeye devam ederse, doları elinde tutan yatırımcılar çok daha az para koyarak, çok daha büyük kârlar elde edebilir Türkiye üzerinden.

Türk halkı elindeki değeri her gün azalan para ve alım gücüyle ne yapar, ne kazanır bu ayrı konu, değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.