Türk Milletinin sıkıntı ve endişeleri-Ali Osman Kurtçu

 Türk milletinin en büyük dertlerinden biri vatandır. Daimi olarak kuşatılmışlık ve öteden beri milli varlığımızla alakalı endişeliyiz. 1699 Karşofçadan itibaren süregelen ricat, milli kurtuluş savaşı ile kurucu kahramanlarımızın başta Gazi paşa hazretleri ve Türk milletinin kahramanlığı,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu sonrasında Anadolu coğrafyasında belirli bir dönemde sulh süreci yaşasa da işbu aldatıcı rahat huzur ortamı uzun sürmemiş, neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanan darbeler, Kore Kıbrıs savaşları, uzun yıllar süren sağ sol çatışmaları en büyük gücümüz olan insan envanterimizi heder etmiştir.

12 Eylüle müteakip toplumun Özalizm diye tanımlayabileceğimiz toplumsal değişim/başkalaşım yaşaması,toplumda öncenin nezih yapısını yıpratmıştır. Bu yıpranış ile beraber yozlaşma oluşmuştur. Kültür değişmeleri muhafazakar İslamcı siyasetle TC Devletinin rejiminin tartışmaya açılarak yıpratılması ve türlü oyunlar neticesinde büyük milletin şirazesini büsbütün bozmuştur. Bu başkalaşım Türk toplumunun psikolojik sağlığı da bozulunca kendine, devletine, ordusuna, hukuk sistemine, eğitim ve sağlık sistemine, uygulamalarına güveni epeyce sarsılmıştır. Çevremizdeki savaş komşu ülkelerdeki istikrarsızlık Anadolu coğrafyasında demografik yapının değişikliğe uğraması sonucunu beraberinde getirmiştir.

Türk insanı Ferdi hürriyetini çağdaş zamanların gerektirdiği biçim ve şekilde kendi iradesine yedirememiştir. Bireysel manada hürriyet hissi olgunlaşamamış böylesi bir ortamda sadece dışımızı değil içimizi de olumsuz etkilemektedir. Bir takım hakların peşinden gitmediğimizden olgun bir demokratik kültür maalesef neşvünema bulamamaktadır. Türk toplumunun sürekli tehlike psikolojisi içinde kalması hem medenileşmeyi hem de yaratıcılık hamlesini güdükleştirmektedir. Bir kısmı toplumun algı yönetimi vb. şer güçlerin komplosu olduğunu ifade ederken, başkaları ise suçu Türk aydınına veya Türk siyasetçisine veyahut da Türk halkına yıkmaktadır. 
Hazırlıksız olarak, tarihi hinterlantımızın bize emrettiği, bütün ezilmişlere hanemizi ve vatanımızı açtığımız ülkemiz; hızlınüfus artışının getirdiği en büyük felaket,cehaletin aynı sürat ile yayılması ve nihayet eğitim kurumlarını bile içine alan bir genişlemeye sahip olmasıdır.

Nüfusun artışı, demokratik yapıdaki değişim, şehirleşme ve demokratik teamüllerin büyük sarsıntı geçirmiş memleketimizde ortaya çıkan sonuçtur. 
Türk milleti kendi vatanını koruma kaygısı içinde çözüm yolları ararken, psikolojik sağlığını yitirmektedir. Bununla yetinmeyip, iç dünyasındaki gerçeklikle dış dünyasındaki cehalet sarmalı arasında ezilmektedir. Tasavvuf terbiyesinin bin yıllık o derin etkisi Türk insanına ölüm/şehitlik fikrini bir saplantıya dönüştürür iken "hiç ölmeyecekmiş gibi dünya hayatı için çalışmak" ilkesini törpülüyor ve modern zamanlardaki tüketim kültürünün aymazlığına saplanıp kalmaktadır.Bir sosyal olay gerçekleştiğinde Türk vatandaşı bir ve bütün olamıyor,kah ideolojik bağnazlıkla birbiri ile dalaşmakta,bir kesim sosyal medyada önemli bulduğu hususu diğer kesimler vurdumduymaz bir şekilde gündelik yaşamın konforlu tüketim çılgınlığını bir gereklilik gibi sürdürmektedir.

Milletimizin ricatının başlangıcı 1699 Karlofça, Viyana bozgunu, Kırım Savaşı,93 Harbi,Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı, Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında Bosna ve Karabağ felaketlerinin ardından Musul-Kerkük-Halep bölgesindeki yaşananlar,Doğu Türkistan'daki bitmeyen çile ve dünyanın diğer yerlerindeki müslümanlara yapılan eziyetler reelde hiçbir yaptırımı bulunmayan ümmet bilinciyle diğer bütün dindaşlarımızdan çok Türk milletini yaralamaktadır. Kan, katliam, işkence,İslam medeniyetine ait kültür varlıklarının şehirlerin harabeye çevrilmesi din kardeşi olarak bizlere dayatılan Araplardan fazla Türkleri kahredip, üzmektedir. Arap kültürünün İslam medeniyetinin bir parçası olduğu ihmal edilerek sanki vahyin bir buyruğu imiş gibi Türk müslümanlığına enjekte edilmesiise İtikattaki mezhebimiz Maturudilik ki akılcılık olarakta ifade edebiliriz. İtikattaki mezhebimizden uzaklaşıp,selefileşmemize nakilcilik diye ifade edilebilir. Selefileşmemize yol açmaktadır.

Elimizdeki son vatan parçası Anadolu'nun ve Türklük değerlerinin aşikar olarak tehdit altında kalması, Türk toplumunu muhasarada kalmışlık psikolojisi yüzünden bilimde sanatta-teknikte ve her sahada yaratıcı ve üretici olma merhalesine yine geçemeyeceğimizi göstermektedir. Türk aydını toplumsal sorunlarla boğuşmaktan, kör döğüşünden vaz geçip, Türkiye'yi düze çıkaracak birmedeniyet hamlesine, yaratıcılık hamlesine uzanması kısa vadede pek mümkün görünmemektedir.Buna rağmen Türk milleti zor zamanlarda beklenmedik hamleleri yapabilen büyük bir medeniyetin taşıyıcısı ve mümessilidir. 
Büyük sosyolog Erol Güngör hocamız Türk maarif sistemini eleştirir iken "ilim ve fikir adamı yetiştirecek yerde okuma yazma bilen cahiller yetiştirmek üzere milyonlarca lira harcanmış yüzbinlerce Türk çoçuğunun en güzel yılları heba olmuş. Ülkemiz halen köylü vatandaşlarımıza okuma-yazma öğrettiğimiz veya liseye gelmiş herkesi üniversite mezunu ettiğimiz takdirde cehaletten kurtulacağımızı zanneden cahil vatandaşlarla doludur. Böyledir memlekette fikir tartışması yerine ideolojik kavgaların meydana çıkması doğaldır. Fikir tartışması fikir sahibi kimseler arasında olur, ideolojik kanaatler arasında tartışma söz konusu değildir; onlar sadece kavga ve harp ederler"(1) der. 
Türkiye maalesef halen bu durumdadır. Herkesi üniversite mezunu ettiğimiz takdirde cehaletten kurulacağımızı zannetmenin şimdiki zamandaki karşılığı ise neredeyse herkesi İmam-Hatipli kılmakla kurtuluşa ereceğimiz avuntusudur. Türk vatanını sağlık ve esenliğe kavuşturma gayretleri sağlıklı ve sağ duyulu çalışmalara değil,ideolojik kavgalara bel bağlamak zorunda kalmıştır.Musul-Kerkük-Halep-Türkmen Dağı bölgesindeki kıyamete çözüm bulma arayışları ideolojik tavırlara kurban edilmektedir. Siyasal İslamcılar şimdilik sorunlara ümmetçilik, Türkçüler milliyetçilik, sosyal demokrat veya ulusalcı olduklarını söyleyenlerse hümanist pencereden müdahil olurlar iken katliamlar, tecavüzler, sürgünler sürüp gitmekte, Türk-İslam şehirleri yerle bir edilmektedir.İnsan, kültür ve medeniyet ortadan kalkmaktadır. İlimin hikmetin rahmetin olmadığı yerde zulüm kan ve gözyaşı olmaya devam eder

ALİ OSMAN KURTÇU

kastamonuilkhaber
Dipnot :
1. Prof.Dr.Erol GÜNGÖR, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2012, s.219
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.