Sözde Osmanlıcılık! Abdülhamit Bilici

İslamiyet, müminlerin özel hayatından ibadetine, ticaretten ahirete kadar her konuda detaylı hükümlere sahiptir. Herhangi bir klasik fıkıh kitabına baksanız, mesela rehin/ipotek gibi bir konunun bile sayfalarca işlendiğini, farklı mezheplerin bakış açıları arasındaki nüansların etraflıca ele alındığını görürsünüz.

Her meseleyi ince ayrıntısına kadar detaylandıran İslam, siyasi sistemler konusunu  müminlerin anlayışına bırakmıştır. İnsanlar, kendi anlayışlarına ve zamanın şartlarına göre monarşi, demokrasi, aristokrasi gibi siyasi sistemlerden birinin İslam’a daha uygun olduğunu savunabilir. Aksini savunan da sırf bu yüzden İslam dışı görülmez. Nitekim ilk dört halifenin her biri farklı yöntemle seçilmiş; sonrasında Emevilerden Osmanlılara kadar kurulan onlarca devletin İslam dışı olduğuna dair bir görüş en azından çoğunlukça benimsenmemiştir. Bugün bazı aykırı görüşler olsa da kimse demokrasinin İslam dışı bir yönetim olduğunu iddia etmiyor.

Yine de dünyada ve ülkemizde öteden beri siyasî sistemlerin dinî açıdan da tartışmalara yol açtığı sır değil. Osmanlı’nın son döneminde bazı ulemanın, meşrutiyet, anayasa ve hürriyet uygulamalarını İslâmiyet’e aykırı bulması gibi. Ama yine o günlerde baskıcılığa karşı çıkan Bediüzzaman Said Nursi gibi alimler, gazetelere makaleler yazarak, İslâm ve meşrutiyetin bağdaştığını klasik fıkıh kaynaklarına dayanan ispat ediyor, medrese mensuplarına hitap ederek onları ikna etmeye çalışıyordu.

Siyasi sistem, seçim sistemi gibi konularda açık hükümler içermese de devlet yönetimi açısından İslamiyet’in olmazsa olmaz bir ilkesi vardı: Adalet. Allah, müminlerden bir siyasi sistemi benimsemelerini istemiyordu ama birçok ayette adaleti emrediyordu. Her cuma günü hutbede okunan şu ayet gibi: Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardımı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” Peygamberimiz (sas), adil yöneticileri, ahiretteki çok ağır hesap gününde kurtuluşa erecekler arasında sayarken, adalet anlayışıyla dillere destan Hz. Ömer (ra), “Adalet mülkün temelidir.” diyordu. Dolayısıyla yönetim şeklinden ziyade, adalet olup olmadığı önemliydi.

Fatih Sultan Mehmet ile Hıristiyan bir mimarın yargılandığı meşhur dava da Osmanlı’yı Osmanlı yapan adaleti anlatmıyor mu? Rivayete göre Fatih’in yargısız infazına maruz kalan mimar hakkını arıyordu. İstanbul kadısı ve belediye başkanı Hızır Bey, şikayeti dinleyip konuyu araştırdıktan sonra şâhitlerle berâber pâdişahı da mahkemeye çağırdı. Mahkeme salonuna giren Fatih, başköşeye oturmak isteyince, Kadı izin vermedi: “Oturma begüm! Hasmınla yüzleşmek üzere, mahkeme huzûrunda ayakta dur!” Fatih, derhâl söylenen yere geçti ve mahkeme, yaptığı haksızlık nedeniyle onu mahkûm etti. Şayet mimar affetmezse kısas olarak Fatih’in de eli kesilecekti. Mimar, bu adalet anlayışından etkilenerek Müslüman oldu ve padişahı affetti. Yargılama sonrası Hızır Bey ile yalnız kalan Fatih, “Padişahlığımdan korkup haksız karar verseydin billahi kılıcımla kelleni kesecektimi” derken, Hızır Bey de kürsünün altına sakladığı topuzu çıkararak şöyle diyordu: “Padişahlığınıza güvenip kararı dinlemeseydiniz billahi bu topuzla başınızı ezerdim.”

Abdülhamit Bilici-ZAMAN

İslam coğrafyasında kimi İslamî kimi laik, kimi monarşik kimi demokratik birçok devlet var. Fakat hepsinin ortak sorunu adaletsizlik. Temel özgürlükler, adalet ve insan hakları gibi kriterlere göre hazırlanan İslamilik endeksinde Yeni Zelanda, Lüksemburg, İrlanda ilk üçte yer alırken, Türkiye’nin 103’üncü, S. Arabistan’ın 131’inci, İran’ın 163’üncü olması, dinin özündeki değerleri unutup, işi şekilciliğe indirmemizin sonucu. Ülkemizde, farklı kimliklere sahip insanların temel haklarından hâlâ mahrum olmasına; ciddi belgelere dayalı yolsuzluk iddialarının üzerine gittiği için yargı ve emniyetin başına gelenlere; en güvenli madenlere sahip olmasına rağmen fikirleri yüzünden bir işadamının maruz kaldığı zulme; VIP isimlerin devlette sınavsız işe girmesine; suçu olmayan bir hayır kurumunun başına gelenlere bakınca, böyle endekslerin hep dibinde olmamız şaşırtıcı değil.

Hukukiliği tartışmalı, masraflı saraylar ve liselere konması düşünülen Osmanlıca dersleri vesilesiyle bugünlerde Osmanlı yine gündemde. Osmanlı mimarisinden ilham alalım; dayatarak değil sevdirerek gençlere Osmanlıca öğretelim. Ama unutmayalım, Osmanlı’nın itibarı saraylarından veya dilinden değil, tek pırpırlı onbaşının Kudüs gibi çok dinli, çok dilli bir şehri bile huzurla yönetmesini sağlayan adaletinden geliyordu. Adalet anlayışını kaybettiği günlerde yaptığı saraylar, itibarını geri getirmediği gibi birer kambur oldu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.