Sayın Bahçeli bizi ikna edin!

 “Yük altında bulgurum 

Oğlan sana vurgunum 

Çek elini elimden 

Arpa yoldum yorgunum”

(Çek elini elimden/ arpa yoldum yorgunum! Arpa yolmak ne kadar zayıf ve inandırıcı olmayan bir red gerekçesi. . Olabilir mi? Gerçek bambaşka olmalı. Kadın iltifat ve sohbet hal ve hatırının sorulmasını istiyor haklı olarak. Yiğidim doğrudan el atma usulüyle taarruz eylemiş…Vurgun olmasına rağmen kadın zılgıtı çekmiş. O yüzden arpa yoldum yorgunum!Usul her şeydir. )

(BU BÖLÜMÜN ESAS KONUYLA ALAKASI YOK!)

İnançlarda (ideolojik dogmalarda) ilerleme, aşma olmaz, tekrarlama olur; inanç yorumları, katı ideoloji yorumları genişletilmiş tekrarlardır. Felsefi hesaplaşma ise bir ayıklama, yeniden değerlendirme uğraşısı ile bir başa dönümlü, yeniden inşacı bir ilerlemedir.

***

Yeni Anayasa konusunda MHP sözcülerinin ve Sayın Bahçeli’nin destek sunarken ileri sürdükleri bütün gerekçeleri tartışılmaya değmeyecek kadar mantıktan ve bilimsel temelden yoksundur. “Butlan” ile malûldürler.

[butlan: Çürük, temelsiz olma durumu/hükmü olmama durumu, geçersiz olma, geçersizlik]

Mantıki destek için ileri sürülen bütün gerekçeleri seçim meydanlarında kendileri ve MHP sözcüleri tarafından defa’atle çürütmüşlerdir. Videolar hâlâ internet sitelerindedir. Bu gerekçeler ancak mantık bilimindeki mugalataya örnek oluştururlar. Mugalata, muhatabı susturmak veya yanıltmak için doğruya veya meşhurata benzeyen ama aslında öyle olmayan öncüllerden yahut da vehme dayalı öncüllerden kurulan kıyastır. Türk İslam mantıkçıları muğalatayı, burhan, cedel, hitabet ve şiirden sonra beş san'atın sonuncusu olarak ele almış ve onu en değersiz (edna) kıyas olarak tanıtmışlardır. Bu değersizlik, muğalata şeklinde kurulan kıyasın, ilk bakışta gerçek kıyasmış gibi gözükse de aslında, biçim ve içerik yahut da hem biçim hem de içerik yönünden bozuk ve aldatıcı oluşundan ileri gelmektedir. Aristo, Organon'un VI. kitabı olan Sofistik Çürütmeler'de buna değinir. [i]

Türk milliyetçiliğin kadim bir hafızası vardır. Tezlerini “burhan” ile ifade etmeyen mecralara, tevatüre, sığ ve çiğ sözlere itibar etmezler. Bu çok nettir.

Buyurunuz, fikirle, bilgiyle, mantıkla tartışalım, bizleri de ikna edin, bizler de size destek verelim. Bilimsel bir görüş veya tez geçerli delillerle sunulduğu zaman bizler kabul etmek durumundayız. Ahlâk bunu gerektirir. Aynı şey sizler için de geçerli olmalı.

Gençler siz de dinleyin. !

Yeni anayasayla garip biçimde ilişkilendirilen 15 Temmuz sonrası mücadele, PYD, FETÖ, Suriye gibi bekâ, terör ve asayiş öncelikli MHP gerekçeleri temelsizdir. Sorun kadrolardadır, anlayış eksikliğindedir. “Kadrolar ehliyetsiz ve liyakatsizdir, donanımsızdır, bilgisizdir”, perspektifleri yoktur. Türkiye halen semptomları konuşuyor, sebeplere, teorik arka plana geçebilmiş değildir. Sebepler yanıltıcıdır, bize nedenler ve nasıllar lazım.

Bu aralar profesör ünvanlı Sayın Numan Kurtulmuş Bey MHP yönetimi ile sanırım sık sohbet ediyor. Başkanlık gelirse terör bitecek doğaçlamasına o da sarıldı . Bunları izleyen yabancı misyonlar, terör örgütleri ve istihbarat örgütleri Türkiye’deki devlet aklının tahlil gücü ve derinliği karşısında şaşıp kalıyorlardır muhtemelen. Esas tehlike ve zaaf budur. Düşmanlar bizim meselelere intikal ve tahlil gücümüzün buzaaf ve yüzeyselliğinden cesaret alabilirler.

Biraz dikkat lütfen.

Yeni Anayasa ile bu anlayış ve bakış açısı devam ettiği müddetçe farklı bir sonuç alamazsınız.

Tek başına otorite ve güçle bu işler hallolsaydı 12 Eylül uygulamaları başarılı olurdu. Şiddet, baskı ve kanunsuzluğun zirvesi yaşandı, terör mü halloldu, bekâ kaygısı mı çözüldü? Gürdük ki öyle olmuyormuş. Başka meziyetler de gerekiyor.

Milli stratejik akıl üretmeniz gerekiyor.

“Sert şiir okuyarak, gider yaparak, asarım keserimle keşke işler hallolsa . ”

Henüz ortada bir temel ana strateji [Grndstrategy] yok.

Bunun nasılını ve nedenini konuşabilecek entelektüel düzey lazım.

Türk milliyetçisi memur ve bürokratlar 1977 Ecevit iktidarında uğramadıkları kadar zulme ve haksızlığa son 15 yılda uğramışlardır. Cemaatler yaptı denilerek bu dosya kapatılamaz. MHP milletvekillerine sesleniyorum, içlerinde akademisyen meslektaşlarımız var. Türk milliyetçisi, Atatürkçü, vatanperver arkadaşlarımız seçimleri kazandıkları halde Rektör atanamadılar. Vicdanlarınız mutmain mi? İyi misiniz?

Ardından onlarca rektör daha atandı içlerinde vicdanınız razı mı?

Biz “dövletügurtarma” işinde ehil değil miyiz? Ne iş?

Devletin aklı konumunda farklı görüşlerdeki pek çok vatansever uzman yüksek bürokrat küstürüldü, tasfiye edildi. Makamda pide yiyip parmaklarını yalayan bürokrat profili ile mi Bahçeli bunları başaracak.

Hademelik, kantin ihaleleri, özel harekâtçılık mı bize kalan.

Biz seçmenlerinizle yüz yüze bakabilecek misiniz?

İyi misiniz? Rahat mısınız? Hem de bizim oylarımızla.

Buyukli Tuğrul Bey’e neden bu kadar kızdınız Sayın Bahçeli

Neydi o afra tafra , siyaset icabı mı?

Onun öngörüsü sizden yüksekmiş.

NFK’nın “Surda delük açan ekipleri buluşuyormuş meğer”

Biz anlayamadık meğer.

NFK’ya örtülü ödenekler meyvesini verdi.

Türk milliyetçileri! örgütünün kış ortasında Mekke’nin fethini kutlamasından belliydi.

Devletin başına Abdullah Gül’ü Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan yapacaktınız, ne diye bizim çocukları 20 yıldır, devletin başına Devlet gelecek, diye bağırttınız?

Biz kalorifer başlarında , soğuk bürolarda, çay ocaklarında, kitapçılarda, batırdığımız bilmem kaçıncı dergide yine “mefkûreye” başlarız, başlayacağız, ocağı söndürmeyeceğiz. Ama siz ebediyen mahcup kalacaksınız, sürekli konuyu değiştirmek durumunda kalacaksınız, başınız eğik kalacak, ya da İslamcılar gibi sürekli gülümseyeceksiniz.

“Nedir bu telaşınız?, nedir bu acele?, nedir bu bilmedüğümüz şeyler gardaaşşş”

Türk milliyetçileri akademideyken, devleti idare ederken güvece soğan soyanlar şimdi nerede?

Milletin yeni anaysa istediğini nereden teşhis ettiniz.

Milletin nitelikli bir çoğunluğunun oy vermediği bir anyasayı oy çokluğu ile geçirseniz dahi toplumsal mutabakata yaslanmadan neyi halletmiş olacaksınız.

Anayasalar toplum sözleşmeleridir. Social Contrat diyeli üstaz kaç yüz sene oldu.

MHP biz partizanlarıyla bile mutabakat sağlayamazken hangi milletle mutabakat kuracaksın “meraglı sohbettir.”

Partizanı da bilmezler ki, milli romantik duyuşları hepten dumura uğramış.

Kant süjenin objektivasyonu der, yani 16. Yüzyılda İslam düşüncesini Sinan gibi özümseyerek Süleymaniye gibi yansıtmak.

Büyük telefonlu adam bugün milli mefküreyimilliği öyle anlıyor böyle yansıtıyor, heyf olsun! Sujeyi ancak böyle algılıyor.

Ben de natürmort tablodaki estetikle haz duyamadığım için tablodaki  meyvelere sulanıyorum!

Anayasalar bireye karşı devleti, sınırlayan, birey hak ve özgürlüklerini güvenceye alan metinlerdir. Yeni metinde devleti milletten koruyan bir kaygı seziliyor.

Birey odaklı değil “devlet odaklı” bir anayasa.

Ne yapalım? Eşofmanlı Şevket Hoca gibi şimdi burada hukuk felsefesi dersi mi yapalım.

Edebali vasiyeti bile MHP’nin anlayışından daha ilerici.

OLAYLAR GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLSAYDI VE ANLAŞILABİLSEYDİ BİLİME GEREK KALMAZDI

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi Türkiye’nin ihtiyaçlarını, imkanlarını, kabiliyetleriniperspektifini doğru biçimde analiz edememektedir. Tespit ve teklifleri son derece eksik ve hatalıdır. Son bir yıldır yaşadığımız olaylar bunun delilidir. Türk milliyetçisi aydınlarla beka ve strateji konularında tartışabilecek birikim devlet kadrolarının, siyasi kadroların hiçbir yerinde yoktur. Her kesimin görüşlerine itibar ettiği, Yusuf Halaçoğlu ve Ümit Özdağ gibi alanlarında öncü, mümtaz profesör meslektaşlarımız , görevleri ve çalışmaları bağlamında pek çok kritik bilgiye sahiptirler. Bu arkadaşlarımızın tespit ve teyit edemediği “bir devlet maslahatını”, mecburiyeti, garip seçki ve tayin düzeneklerinden gelme politikacılar mı veya “gaipten, uzaydan, birtakım yerlerden gelen davulcu yellenmesi gibi telkinler, laflar mı” teşhis ediyor.

Zabıta çavuşu mu, Park ve bahçeler müdürü mü? Bisküvit bayisi mi? Fırıncı mı? Kabzımal mı?

Gülünç ötesi.

Türk milliyetçiliğinin kurumsal geleneğine bizlere, milli mefkûrenin entelektüel birikimine telkin ve ima yapacak donanım ve bilgi henüz buralarda yoktur.

İlmi Türkçülük mektebinden geçmeden bu coğrafyada strateji üretilemez.

Türkologiyaaparmadan, nazdrovya yapmadan, instutut kültürünü bilmeden, müellimlerle uzun söhbetler aparmadan öyle baldırı çıplak bu arsada dolaşılmaz.

Ayvasıllı hoca ve dağva, polisçilik numeroları ve jargonu ile bu birikimi aşamazsınız, biz 12 milyon kilometrekaredeki 150 yıllık milli akla ve pratiğe literatüre yaslanarak bakarız.

Astana’da Yesevi türbesi soranlar bizi, millî partizan aklı ve pratiği anlayamaz.

Şairin dediği gibi “Biz yarış bittikten sonra da koşan atlardanız”.

Bizatihi bizler, “Türk milliyetçisi aydınlar” bu bilgileri üretip sunan insanlarız.

Gücün tek elde toplanması sanılanın aksine güç ve otorite değil zaaf yaratır. Siyasi tarih bunun örnekleri ile doludur. Gücün dengelenmesi, düzenekleri, hata yapma, yapılsa dahi telafi etme imkanını sağlar. 15 Temmuz darbe girişiminde gördük o kadar geniş imkanlara sahip iktidar medyası varken Sayın Cumhurbaşkanımız CNN’den Türk milletine seslenebildi. Özgür basının ne kadar hayati olduğunu gördük. Farklı sivil toplum kurumları ve farklı anlayışlar çürümüş yapıyı onaracak birer rezerv alan oldular. Bütün medya tek sesli olursa, bütün üniversiteler birbirinin kopyası benzer adamlarca yönetilirse, bütün siyasi güç tek elde olursa biz daha güçlü bir toplum olmayız. Aksine daha kırılgan oluruz. 2017 yılında bu bir maharet değildir. Güç arttıkça kırılganlık ve zafiyet de geometrik olarak artar. Tek bir hedefi ele geçirince veya zaafa uğratınca veya o makam hata yapınca bütün sitem felce uğrar.

Demokratik toplumun, müzakereci parlamenter sistemin farkı ve gücü buradadır. Farklı görüşlerin tartışmasına ve kendini ifade etmesine imkan vererek mümkün doğrular ve olası bütün yanlışları bir demet içerisinde görmemizi sağlar. Herkesin kendiniz gibi düşündüğü, eleştirmediği bir sitemde hangi farklılığı, hangi yeniliği üreteceksiniz, olası hangi hatayı önceleyeceksiniz. ?

Bakınız, bugüne kadar sizi herkes alkışlayarak haklı ve doğru diyordu, biz eleştiriyorduk, bunlar yanlış diyorduk, eleştirilerimizin doğruluğunu olaylar teyit etti, kaybeden ülkemiz oldu, keşke yanılsaydık veya dikkate alınsaydık ama onlar hâlâ alkışlıyorlar.

SAYIN BAHÇELİ, BİZİ İKNA EDİN

Sayın Bahçeli;

Milli cephedeki sendikalar, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri aydınlar bir bütün olarak muhalefet ediyor. Yukarıda saydığımız gerekçelerle ve sizin seçim beyannamenizdeki “biz seçmenlere karşı” taahhütünüze uygun olarak sizleri kararınız üzerinde düşünmeye davet ediyoruz.

Ya da bizi sahiden ikna edin! Bu gerekçelerle değil lakin.

Türk milliyetçiliğinin ilk partisinin kuruluş tarihi MHP 1969 değil [ITC=İttihat ve Terakki Cemiyeti]1889 'dur. Türk milliyetçilerinin kurduğu ilke demokratik Cumhuriyet, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti (1918)'dir. Türk milliyetçiliği bu anlamda yerel ve Türkiye'ye özgü bir mefkûre değildir. Tarihte, Müsavat Partisi de (1911), Alaş Partisi de (1912) Türk milliyetçiliği ekseninde partiler olarak kurulmuşlardır. Türkiye'de en eski ve köklü siyasi ve felsefi düşüncelerden biri milliyetçiliktirEn köklü kültür dergilerinden biri Türk yurdu dergisidir, bir okuldur. Yani Türk milliyetçiliği partili tarihinin 127. yılındayız. CHP'nin belli bir dönemi bu silsileye dahildir. Bu silsilede nazari ve ameli çalışmaları ile katkı sunan kudemayı saygıyla anıyorum. Saygıyla anmam, tarihe gömülerek, kayıp olmam ve hayali bir altın çağda yaşamama müsaade etmez. Mili hafızayı ısrarla [1969-2016 ] parantezine hapseden soğuk savaş nizamı ve milliyetçilik anlayışı artık aşılmalıdır, cemiyette bir karşılığı kalmamıştır. Milliyetçilik yüzyılın başındaki mefkûreci, demokratik, entelektüel, milletle bütünleşmiş bir hareket olma vasfına odaklanmalıdır. Perspektifi bütün Türk kültür havzası ve insanlık âlemi olmalıdır.

Yüzyılın başındaki kadrolar klasik müzik dinlerdi, resim yapardı, düşünce adamı, yazardılar, kütüphaneleri vardı, yabancı diller bilirlerdi, söyledikleri, yazdıkları gündem oluştururdu, itibar edilirdi o yüzden XX. yüzyılı yakın coğrafyamızda Türk milliyetçileri biçimlendirdi.

1. TEORİK SORUNLAR VE ÖNERİLER BAHSİ

Tüm medeniyetlerin kurucu temelleri, muhakkak ki bir evren tasavvurundan, varlık, etik, bilgi, insan, siyaset,  anlayışından başlayarak, diğer alanlara doğru genişler. Türk kültürünün genel planda özelde Türk milliyetçiliğinin mevcut açıklama modelleri artık bu çağı açıklamaktan ve izahtan varestedir.

Uygarlık tarihindeki büyük gelişim ve dönüşümlerde milletlerin, kendi kültür havzalarının ve dünya kültür mirasının temel metinleri ile kurdukları diyalojik ilişkinin çok önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Bu açıdan her çağın ve o çağı yaşayan milletin kendi çağına ve ihtiyaçlarına özgü okuma ve yorumları yapması son derece önemlidir. Bilimsel, dini ve kültürel metinlerin nihaî ve donmuş bir anlamı yoktur. Bu mirasla kurulacak ilişkinin düzeyi ve derinliği, yaratıcılığı yeni bir medeni hamle için temel referansları oluşturacaktır. Bütün bu okuma ve diyalog, ontolojik, epistemolojik ve etik düzeyde açılımlara imkan vermeli, zaman, mekan, insan, evren, dünya, eşya, siyaset felsefesi anlayışını temellendirebilecek bir kuşatıcılığı olmalıdır. Türkler kendi tarihlerinin son yüz yıllık dilimi öncesinde bu ameliyeyi çok başarılı bir biçimde başarabildikleri için tarihlerinin her döneminde bulundukları coğrafyanın belirleyici aktörleri olagelmişlerdir. Modern dönemde Türk düşüncesi bir kriz halindedir.

Bu büyük fotoğrafa bağlı olarak Türk milliyetçiliği 150 yıllık siyasi tarihinin en ağır krizi ile karşı karşıyadır. Türkiye eksenli kurumsal milliyetçilik algısı özellikle MHP kurumsal geleneğinde fiilen [1969-2015] indirgenmiş durumdadır. Türk milliyetçiliği sırf Türkiye'ye MHP'ye özgü bir mefkûre gibi değerlendiriliyor. Önceki birikimlere eklemlenen ve bütüncül bir kavrayışla meselelere yaklaşan vizyon yoktur.

ÜNİVERSALLIKTAN YERELLİĞE DOĞRU SAVRULMAKTA

MHP, son 150 yıllık milliyetçi mefkûre tarihinde Türk dünyasının diğer bölgelerindeki milliyetçi birikimden senkronizasyon ve etkileşimini bu denli hiç kaybetmemişti. Bu durum onun üniversallıktan yerelliğe doğru savurmaktadır.

MHP'nin kullandığı literatür-siyasal dil ve tavır, "bireye ve onun özgür tercihlerine dayanması gereken çağımız siyasal ve sosyal düzeninde", Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı insan hakları sorunsalı, hukuk devlet ideali, din-devlet ilişkileri problematiki, çağdaşlaşma, kültürel çoğulculuk ve gerçek bir halk demokrasisi inşa etme, kalkınma-refah, eşitlikçiliği gözeten bilimsel bir eğitim anlayışı var kılma ve mikro etnisitelerin dayattığı şoven politik talepleri deşifre edecek-varlık nedenini ortadan kaldıracak teorik açıklama ve kuşatıcılıktan uzaktır.

“Kesintisiz, amasız ve keşkesiz" bir insan hakları ideali, yurttaş hukuku ve çağdaş demokrasi ile taçlandırılmış, kimsesi olmayanların kimsesi bir cumhuriyet idealini bana göre en çok savunması ve temsil etmesi gereken "hukuk devletini, özgürlük ve eşitlik prensiplerini dünyaya armağan etmiş olan" milli düşüncenin devamı politik temsili olan kurumlardır.

“Mükemmellik bile kuru tekrarın ağır yükünü taşıyamaz”. İngiliz filozof Alfred North Whitehead’in bu yargısı, şöyle devam eder:

“Bir ilk kıvılcımın yaratacağı yoğunluğa sahip bir medeniyeti üretebilmek, bilimden daha fazla şeylere ihtiyaç duyar. O hâlde yeni bir mükemmellik arayışı demek olan macera duygusu kaçınılmazdır. ” Köhnemiş yapılarla bir yere gidilemez.

Türk milliyetçiliği birikimi içerisinde 1980 sonrası dönemde “Yeni Düşünce” gazetesi etrafında oluşan fikri, entelektüel birikim aradan geçen uzun yıllara rağmen aşılamamıştır. Hala o ölçekte bir düşünce dergisi, teori pratik etkileşimi kurulamadı. Türk milliyetçiliği mecmualar etrafındaki fikri üretimlerin yarattığı atmosfer etrafında gelişmiş bu atmosfer, milli politik çizgiyi de önemli ölçüde beslemiştir. 1980’li yılların ortasına kadar Türk sağının ortalama aydını kendini ve düşüncelerini, milli mefkûrenin üretimlerine yaslanarak ifade ediyordu. 1980 öncesinde Tercüman gibi orta sağ gazetenin 1000 Temel eser serisi Türk sağının kültürel şemalarını oluşturan önemli bir mecraydı. Arkasında hep milli çizgideki insanlar vardı. 1980 öncesinde siyasal İslam ve her türlü hizbi “milli mefkûrenin kapsayıcılığı, kuşatıcılığı ve kültürel hegemonyası karşısında “kendilerini kamusal alanda görünür kılmak” ve itibar görmek için “milliyetçi muhafazakar” tabirini kullanıyorlardı/kullanmak durumunda kalıyorlardı. Siyasal İslamcılar, 80 sonrasında liberalizm ve neo Marksist literatürle kurdukları ilişki ve okumalar neticesinde kendi eksiklerini ve özgüvenlerini bu literatürden devşirdikleri kavramlarla yeniden ürettiler. Halde her birinin bir yayınevi, onlarca tematik dergisi mevcuttur.

Ya siz? Türk milliyetçileri

SORUN, POLİTİK AVAMLIKTAN KURTULMAK

Milli birikim, Küreselleşme, Neoliberalizm, etnik ve dinsel ayrışmalar sürecinde kendi metinlerini dünya deneyimleri ışığında bir eleştiriye tabi tutarak yeniden güncellemekte gecikti. Öğretmen okulunda yatılıyken Ocak seminerinde şunu dinledim, Türkçe’nin Sırları ile dil felsefesi, Türk İslam Ülküsü ile yeni bir medeniyet anlayışı inşa edemezsiniz. İstediğimiz kadar kızalım, realite bu.

Esasen, pratik alanın sorunlarının tanımlanıp değerlendirilmesi teorik/nazarî bir çalışmadır. Bu bağlamda mevcut güncel sorunların ne türden yapısal "bilimsel" özellikler sergilediğini görmek için; Türk milliyetçiliği üzerine yapılacak tartışmalar, belli temalar ve başlıklar altında yapılmalı, Türk milliyetçisi olduğunu ifade bir partinin ciddi bir Türk dünyası politikası olmalıdır. Dış Türkleri severiz menakıbı dışında bir fikrin göze çarpmaması görece eski bir siyasal organizasyon için hazindir.

Sorun; menkıbeler kelam-ı kibarlar, özlü sözler, sloganlar, dualar, mugalata yarışı ile süren taht kavgası sorunundan çok daha ciddi ve yapısaldır. Sorun, politik avamlıktan kurtulmak, bilimle, bilgi çeşitleri ile beslenmiş bir üst dil ve teorik zemin kurma sorunudur.  Bilinmelidir ki uzun süredir bunu talep eden seçmen (Türkiye'de siyasal ve toplumsal değerler skalasındaki CHP- MHP ve eski Merkez sağ gelenekten gelen seçmen potansiyeli) %60 oranından daha az değildir.

bazı olumlu emarelere rağmen> ciddi bir gündem teklifi ve perspektifi yoktur.

Entelektüel ilksel kaynak (teorik zemin) sorununa örnek olması açısından denilebilir ki, Türk milliyetçiliğinin önemli talihsizliklerinden birisi de yerli Gökalp'ın Akçura'yı gölgede bırakmasıdır. Türk milli düşüncesi tarihsel gelişim süreci içerisinde Akçura’yı ıskalamış, ondan yeteri kadar beslenmeyi başaramamıştır.  Bir imparatorluğun çözülüş sürecinin yarattığı sosyo-psikolojik travma ortamında yetişen Gökalp, dönemin tüm aydınlarının ortak özelliği olan eklektik, pragmatik, teleolojik düşünce biçimiyle, mutlak güncelleme ve tartışmaya açık(muhtaç)tır.

Lüzumun aciliyetiyle politik akla teorik zemin hazırlanmış, teorik temelden siyaset doğrudan ve doğal olarak türememiştir. Gökalp’ın “fert yok cemiyet var, hak yok vazife var” (çokluk içinde eriyen birey) anlayışına karşı, şahsiyeti, cemiyeti ve hürriyetçiliği, kalkınmayı esas alan Akçura anlayışı içselleştirilebilse idi kuşkusuz milli düşünce çok daha başka mecralara açılma imkanı bulabilirdi.

Cumhuriyet sonrası Türk milliyetçiliğinin temel handikaplarından biri ağırlıklı olarak ekonomi politik okumaları zayıf olan ilmi Türkçülük ve Türkoloji geleneğinden beslenmesidir. Rusya'dan gelen kadrolar içinde özellikle Akçura ve Ağaoğlu'nun bu anlamda tespitleri lâyıkıyla anlaşılamadı. Zira onlar kültürel ve siyasal değişimde ekonominin başat rolünü gayet iyi biliyorlardı.

Akçura'nın örtük Gökalp eleştirilerinde bu açıkça görülür. "Batının ilmini fennini al kültürünü alma" yüzeyselliğine Akçura henüz o zamanlarda itiraz eder.

Pek çok kavramı yeniden güncellemek gerekir. Bugün "i'lây-ı kelimetullah" tılsımlı kavramı "kamu düzeni" dışında yorumlanırsa "demokrasi ve hukuk devleti" ilkesinden vazgeçmek, herkesi bizim gibi olana kadar aynılaştırmak gerekir ki, günümüz dünyasında böylesi bir homojenizasyon hem imkansız hem de etik dışıdır.

Bir diğer husus Hilmi Ziya Ülken hümaniter felsefi temelli metinlerinin milli camiada anlamıyla makes bulamamış olmasıdır. Keza Nurettin Topçu'nun kavram ve eleştirileri etkilemesine rağmen ana akım milli söylemi şekillendiremedi.

Sonuç yerine;

Kök anlamı bakmak-seyretmek-temaşa etmek olan teori deyimi; felsefe ve bilimde belli bir konunun temel unsurlarını tanımlayarak, sınıflayarak, tutarlı bir biçimde açıklayarak, bütünlüklü bir "yapı" kurmak anlamını kazanmıştır. Teori, dünyayı kuşatmak aklileştirmek açıklamak ve ona egemen olmak amacıyla atılan ağdır. Metodolojik şartlara uymak koşuluyla, her konunun teorileştirilmesi mümkündür. Bu bağlamda teori sorunun genel bir resminin ortaya konması yanında sorunun nasıl ele alınması gerektiğini de ortaya koyar. Hangi sorun alanı olursa olsun, konuya ilişkin bir açıklama hiçbir zaman yetmemiş ilgili alana ilişkin çok sayıda açıklamalar yapılmıştır. Bunun nedeni her araştırmacının öne çıkardığı değer ya da ilkenin farklı olması yanında sorulan sorunların ve yaşanılan dönemin farklılıklarıdır. Bir bakıma sorunlar şartlara bağlı olarak da değiştiğinden her nesil kendi açıklamalarını yapmakla yükümlü ve buna yazgılıdır.

Sorun-teori ilişkisinde önemli bir ayırım da, bir sorunun(sorunsalın) teorileştirilmesiyle teorik sorunlar farklılığıdır. Teorik sorunlar esas itibarıyla değerlerin inanışların kurumların dayandıkları ilkelerle ilgilidir. Bu sorunlara ilişkin temellendirmeler, ister istemez ilkelere dayanmak zorunda olduklarından temellendirmelerde teorik olarak kabul edilmedir.

Felsefenin çalışma alanı, onu ortaya koyan sorunlar çerçevesinde oluşmuştur. Kısaca üzerinde durulan sorun alanları, düşünürlerin konuya yaklaşım tarzlarıyla biçimlenmektedir. Her alanın kendine özgü kavramsal çerçevesi ve soruları, alanın düşüncedeki sürekliliğini sağlamaktadır. Aynı soruya her düşünür farklı cevap verdiğinden ve kavramlara yüklenen anlamlar değiştiğinden, kişisel felsefe denemeleri sınırlı bir etkiye sahiptir oysa kavramsal yapı ve sorunlar tüm düşünürlerin zihnini meşgul eder.

Bireyler, üyesi oldukları toplumun evren tasavvurunda içkin olan insanlık tarihi düşüncesini esas alarak düşünce ürettiklerinden, insanlık kavramı ve onunla ilgili öne sürülen betimlemeler önemli hatalar içerebilmektedir. Değerler ve kurumlar üzerine kurulan yeni bir insanlık tarihi bakışı, felsefe yapmanın şartları arasında yer almalıdır.

Velhasıl yaşadığımız coğrafya cehennem günlerinden geçerken milli aydınlara camdan kulelerde gözlem yapmak ayıp sayılır. Kaygılarımızın yegane etik dayanağı budur. Kişiler üstü bir ilkeler manzumesi ortaya konulmalı, akıp giden zamana karşın, geleceği kucaklayacak yeni bir siyasal dil ve düşüncenin temeli atılmalıdır. Salt gerekliliğin altını çizen "giriş" niteliğindeki çalışmamızın nedeni budur.

Sorun basit bir kadro, teşkilat, politik temsil ve siyasal iletişim sorunu değildir. Mevcut durumda siyasal Türk Milliyetçiliği, "teorik ve pratik" açıdan kronikleşmiş sorunlar yumağı ile karşı karşıya ve bunlardan muzdariptir.

Milli mefkûrenin siyasal temsili olarak MHP'nin bugünkü yönetimi karşımızdaki siyasal bloğun siyasi, entelektüel, tarihsel söylemini çürüterek millete yepyeni bir ufku işaret edecek donanımdan uzaktır [istisnalar kaideyi bozmuyor ne yazık ki]. uzun yıllardır ARGE'si atıl durumdadır ve milli mefkûreyi sırf politik temsile indirgeyerek literatüre kelime katmamıştır. Bilim, kültür ve sanat mahfilleri ile, Türk dünyasının milli düşünürleri ile arasında anlaşılmaz bir bariyer mevcuttur.

Bunları tarih ve maşeri vicdan önünde dile getirmek aydın olarak bizlerin borcudur. Tarih hesabı halktan değil aydınlardan sorar. Aydınlar olarak konuştuklarımız kadar sustuklarımızdan da mesulüz. "Sazına vuran eline kurban ağabey, ne hikmetli çıhış ettin diyerek bonus toplamak bu "ateşten günlerde namuslu kültür bilimcilere" yaraşmaz.

Şahıslar ve şahsiyetler her durumda muhteremdir. Bizi ilgilendiren olay ve olgulardır. Mefkûre herkesten, hepimizden önemlidir.

ÇIĞIRTKAN PAZARCI ÜSLUBUYLA DEKLARE EDİLMEZ

Böylesi bir yapıda ısrar etmek esasen Türk milletinin kötü kaderine razı olunması demektir ve hiçbir surette millilikle bağdaştırılamaz. Türk milleti ile en geniş mutabakatı sağlayacak siyasal dili üretmek gerekiyor. Siyaset, toplumsal sınıfların siyasal taleplerinin bir kompozisyon içerisinde uyumlaştırılarak çözüm için sisteme aktarılması demektir. Sendikaların sivil toplumun ayağına gidilerek çözüm ortağı ve paydaş olarak görüşlerine başvurulmalı, talepleri alınmalıdır.

Eleştirel özgür düşünceyi kurmadan bu yol yürünemez. Etnik siyasal şiddetin sosyolojik tabanı Türkiye'nin geneline teşmil edilecek yurttaş hukuku ve evrensel insan hakları, hukukun üstünlüğü güvencesi ile çözülmeye uğratılabilir.

Türkiye'nin ekonomik gelişmesinin de en önemli şartı hukukun üstünlüğüne bağlı bir yönetim anlayışını kurmaktır. Müdafaa-yi hukuk kubbesi altındaki siyasal değerlerin sosyolojik tabanı %60 mertebesindedir. Söylem düzeyinde bu değerleri kapsayacak bir yeni siyasal dil lazım. Araştırmalar bunu çok net gösteriyor. . . Milli hedefler ciddi ülkelerde ve geleneklerde çığırtkan pazarcı üslubuyla deklare edilmez. ABD örneğindeki gibi barış ve demokrasi denir.

Türk milli mefkûresine yapılacak en büyük katkı onu yeni yüzyılda Türk dünyasına ve insanlığa çare olacak şekilde siyasal ve kültürel bir dil olarak inşa etmektir. Türk milliyetçiliğini sırf politik bir hareket olarak sınırlandırmak ona yapılabilecek en büyük kötülüktür. [kamacı mitoloji bunu kuramaz bilgi ile donanması lazım]

Türk kültürü gelenek ve geleceği yeni bir bakışla okuyup, yorumlayıp günümüzün ihtiyaçlarına cevaplar üretmelidir. Çok şükür artık bu üretimi dünya seviyesinde yapabilecek arkadaşlarımız var. Eksik olan bir sistematik, kurumsal akıl ve perspektif etrafında bu faaliyetleri bir amaca dönük olarak planlamaktır.

Tek ve en büyük eksik budur. Gücü takati olan maddi, manevi buna destek olmalıdır.

Bu olmadan basit güncel polemik ve lafazanlıklarla bir şeyi değiştiremezsiniz kendinizi kandırırsınız. O yüzden bir çözümler, tespitler, projeler, öneriler sürecinde olmamız gerekir. . .

Delegelerle medeniyet kurulmaz, KÜLTÜRLE, BİLİMLE, SANATLA, birikimle kurulur, delegasyon üretilen bir şey varsa onu aktaracak. . .

1000 satan en az üç veya dört tane düşünce derginiz olacak.

Türk milliyetçiliği dergiler etrafında gelişmiştir. [Tercüman, Türk Yurdu, Ekinci, Yaş Türkistan ilh]. Ya bugün!

Geniş imkanlara sahipbüyük MHP belediyelerinin Türk milli mefkûre, Türk dünyası, Türk kültürü konusundaki çalışmalarına bakın bir kağıdın ön yüzünü dolduramazsınız. Acı ile söylemem gerekir ki AKP belediyeleri bu konuda emsal MHP belediyelerindençok daha başarılı.

Yol, usul ve yöntemi dahi bilmiyorlar.

Sert tokalaşarak kültürel üretim olmuyormuş demek.

İktidar olununca da yerel kadroları [1999-2002] sadece silah ruhsatı, demir teli, raptiye, kantin, tayin, evlek işi ile uğraştılar. Koca bakanlıklar idare edilmesine rağmen kültür ve eğitim namına od yok ocak yok. Söyleyince darılıyorlar bir de. O kadar anlattık, tavana baktılar.

Yine aynı.

Kaç tane kitap bastınız?, kaç uluslararası faaliyet yaptınız?

Meseleyi en olmayacak yerden konuşmanın artık alemi yok! Kumaş budur.

Akademileşmelisiniz! Bilgi ve değer üreterek siteme sokmalısınız. Dua, kurt, slogan ondan sonra önce bilgi ve eylem.

Türk milliyetçiliğinin politik temsili artık heyecan derneği, icabı halinde milli duyguları teyakkuz ettirip statükonun emrine sunan bir ünite değildir. İktidara talip bir siyasal harekettir. Buna önce önderliğin inanması lazımdır.

 Milli, sivil, cemiyetçi, adalet, insan hakları, hukukun üstünlüğü ilkelerini mihver edinmiş, manevi ve metafizik tecrübeye hürmetkâr, akla ve bilime nanik yapmayan Türklüğü geçmişe dönük değil geleceğe dönük olarak inşa edecek bir anlayış lazım.

Bugüne kadar bu anlayıştan neden sarfı nazar edildiğinin bir muhasebatı verilmesi icap eder.

"Kamayı çekip" özlü sözler, dua ve sloganlarla, boş sözlerle yürümeden önce Türkiye'deki toplumsal sınıflara ve aydınlara, paydaşlara sonra Türk dünyasına ve insanlığa aşağıdaki başlıklarda dişe dokunur, çağdaş, mantıklı, tutarlı bir beyanname sunmanız, bu alanda bilimsel çözümler ortaya koymanız, bunları politik dile aktarmış olmanız icap eder.

Kalem, kalpak ve revolver “Yeni Osmanlılar/Genç Türkler/İttihat ve Terakki çizgisinin teori eylem praksisini sembolize eden üç semboldü. Tarihsel etkisi ortadadır. Bu çizgiyle başlayan heyecan dalgası Türklüğün yeni bin yıldaki “entelektüel meydan okumasına” zemin hazırlayacak arketipsel, mitolojik formları barındırır. Türkistan/Maveraünnehirirfanı, ve teşkilatçılığı, stratejik dehası bu formun çekirdeğini oluşturabilir. Bunu sağlayacak olan şey, şahsiyete ve onun özgür tercihlerine önem veren yöntem olarak eleştiriye yaslanan bir fikri, ameli, entelektüel dinamizmdir.

Aranan, bu değerleri ve çözümleri, projeleri üretecek kadroya liderlik yapacak, onu organize edecek basiret ve sağduyudur. Bu yaklaşımı ne yazık ki görememekteyiz. "Keçeye pala, testiye kurşun geleneksel yeniçeri talimi, komitacılık yöntemleri artık bu çağı yürüyemez.

Baattin tarzı tuhaf açıklamalar, artık mizah etkisi bile yaratamaz.

Bizden söylemesi.

"Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar"

Not: Önümüzdeki süreçte Türk milliyetçiliğinin siyasal temsiline önderlik etmek isteyenlere, sefil ve sığ bir gündemde boğulmadan, şahsiyetçilik, "dedin dedim" tuzağına düşmeden, fikir ve birikimlerini kamuoyuna sunup tartışacak bir tartışma çerçevesi öneriyorum. Kimin eteğinde ne taş varsa, diğerlerinden farkı ne ise buralarda temayüz ettirebilir. Millet kimin ne dediğini, ne istediğini, bizi nasıl daha iyi bir yarına taşıyacağınızı bir tartma anlama imkânına kavuşsun.

Kıymetli arkadaşım siyaset bilimci Y. Gökalp'a göre: "Bir dünya görüşü (Weltanschaung)olarakmuhafazakarlık daima insanı dünyaya ilişkindir, kozmolojisi insanidir; insanın kaygı ve umutlarına hitap eder. Diğer öğesi ahlaktır ve ahlak daima kozmolojiye baskındır. Homeros'un İlyada destanının başında söylediği "zira Tanrı böyle istedi" ile "Allah affetsin" aynı kaynaktan beslenir. Felsefe, ideolojiler de dahil olmak üzere, dünya görüşlerinin üzerindeki inanç örtüleri kaldırır, öze bakar. İnançlar yerüstü aşmacaları ise ideolojiler onun yeryüzü simetriğidir; ikisinde de geleceğin öte dünya tasavvuru köktedir. Gerek dinlerin gerekse ideolojilerin söylem tarzı bildirici ve yaptırımcıdır. Felsefeye özgü sav-karşı sav diyaloğu inanç içi terimlerde kaldıkça geliştirilemez. İnançlarda (ideolojik dogmalarda da) ilerleme olmaz, tekrarlama olur; inanç yorumları genişletilmiş tekrarlardır. Felsefi hesaplaşma ise bir ayıklama, yeniden değerlendirme uğraşısı ile bir başa dönümlü ilerlemedir.

Gıy gıy kemençesi ile [gaydesiz acemi kötü kemençe] yürümekte ısrar edersek çağla aramızdaki uçurum on yıl sonra kara delik gibi telefi edilemez olacak.

Merkez medyasının kerameti kendinden menkul yazıcıları veya merkez medyanın kerameti kendinden menkul cümlesi olmayan “gıy gıycı” kâtipleri. Fark yok ikisi arasında ortalama kamuoyu tost olmuş vaziyette.

Bu kadar cahili parayla bir araya toplayamazsın [Milkyway galaksisinde tabi ki].

Buyurun bir felsefi hesaplaşma tartışma başlatalım, kıran kırana hem de!

İnanma birincil dolaysız ilişkilerde insan varlığının sine quanon ön koşuludur, varlığın özsel dayanağıdır ve türün hiç bir bireyi istisna oluşturamaz. Birey insan planında ise söze edime inanma, sözü edenin ve eyleme girişenin kişiliğine inanmadır. Yazılı din öğretisinin doğuşunda, "birebir ilişkideki söze inanma", cansız söz haline gelir. Cansız söz kendi egemenliğini sürdürebilmek için canlı sözü ufalar, kültür mumyalaşır-donar. Hiç bir öğretinin birer inanç sistemi olan modern ideolojiler dahil bu sürecin dışında kalamayacağı aşikardır. Başlangıçta olduğu gibi kalmamak, mezheplere, tarikatlara, cemaatlere, fraksiyonlara ve partilere ayrılmak "mumyalaşmanın" etkisini aşmak lüzumundan doğar. Bu anlamda psikanalitik bir betimleme yapacak olursak cemaatler/tarikatlar dinlerin semptomlarıdır ve semptom bastırılanın daimi geri dönüşü bilinçdışı dışa vurumudur.

Uyarlanan ama yine de ikincil sayılan alt öğretilerin tıkandığı/yanlışlandığı "şok" durumlarında ilk esaslara ve koşullara dönmek yegane çare gibi görünür. Çoğu kimsenin bilinçsizce gericilik/radikalizm/fundamentalizm dediği durumlar, temel öğretinin alt uzantılarının zamanla yapaylaşması, cansızlaşması, geçerliliğini kaybetmesi durumuna verilen tepki eylemidir. Bir inanç sisteminin ayrışan bir dalı - bir din tarikatı ya da siyasal parti kliği- temeli sökerek ayrışmaz, onun üzerine kurulur. Bu nedenle doyumsuzluk durumunda üst ek atılarak asli kaynaklara geri ilerlenir.

"Niyet ettim demokrasiden radikalizm doğurmamaya" hm de demokratik usul v yöntemleri kullanarak!

Sahi TÜSİAD’ı TOBB’u, gören duyan var mı son olarak ne yapıyorlar acaba?

Eh !daha biz gidip ateşi yakacağız, ocağı tüttürteceğiz, hayırlısı.

***

450. 000 üyesiyle Türkiye’nin en eski ve en köklü sendikalarından biri olan Kamu Sen’e, İsmail Koncuk Bey’e yapılan menfur saldırıyı kınıyorum. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, göçebe, bedevi yağma ve talana,  geçit vermez. Türkiye Kamu Sen’in üyeleri iradelerine her şart altında sahip çıkacaklarına inancım tamdır.

Kemal Üçüncü

Odatv. com

[i] İbrahim Emiroğlu, http://ktp. isam. org. tr/pdfdrg/D00036/1994_8/1994_8_EMIROGLUI. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.