Sami Selçuk:Yargı kararlarının % 99'u geçersiz

 Sami Selçuk, Yargıtay'ın eski başkanlarından. Bugün'e konuşan Sami Selçuk, Türkiye'nin hukukun işleyişi ve adaletin dağıtılması açısından zor günler geçirdiğini söyleyerek bazı yargı kararları ve yargı mensuplarının söylemlerinden dolayı, bir yargıç olarak utandığını anlatıyor. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının ardından ortaya atılan ‘Paralel' söylemine sert eleştiriler getiren Sami Selçuk, “Hukukta ‘Paralel' diye bir şey yok. Bunlar siyasetçinin uydurduğu laf” diyor.

YARGI KARARLARININ YÜZDE 99'U GEÇERSİZ

*Türkiye'de adaletin sağlanması noktasında büyük sıkıntıların olduğu görülüyor. Belki her dönemin farklı sıkıntıları vardı. Bu dönemi hukukun işlemesi noktasında geçmişten ayıran nedir?

Bu aslında bugünün sorunu değil. Bu, Batı hukukunun Türkiye'ye alınmasından bu yana başlayan, yaşanan ve yasa almakla hukuk devriminin olup bittiği sanılan bir uygulamanın ürünüdür. Bu yüzden uygulama başarılı olmamıştır. En basit örneği duruşmadır.

Türkiye'de yapılan duruşma, en ilkel topluluklarda bile yoktur. Yargılamanın en önemli evresidir duruşma. Öyle ki yargılama yasalarında bütün maddeler duruşmanın sağlıklı olması için adeta seferber olmuştur. Türkiye'de ise bir yargıç sanığı dinler. Sonraki oturumda başka bir yargıç, tanıkları dinler. Yeni bir yargıç gelir ve dosya üzerinden karar verir. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir karar geçerli değildir. Demek ki Türkiye'de her gün verilen milyonlarca kararın yüzde 99'u geçersiz. Dünyanın her ülkesinde yargıç değiştiği zaman o dava A'dan Z'ye yeniden görülür.

*Herkesin bir adalet arayışı var. Ancak adalet dağıtan devletin memurlarının bağımsız olmadığı yönünde görüşler var. Ne dersiniz bu görüşe?

Türkiye ilk kez -ki belki yeryüzünde başka bir örneği yok- yargıçları ve savcıları tutuklayan bir ülke oldu. Gerisini sormanıza bile gerek yok. Yargıç yanlış yapmaz mı? Elbette yapar. Yargıçları biz de Yargıtay olarak çok yargıladık. Çok hükümlülük kararı da vermişizdir. Bunların içerisinde Yargıtay'da üye olup da oğlunun mahkûm olduğunu gören arkadaşlarımız oldu. Şimdi bir şey tutturdular “Paralel yapı”. Hukukta böyle bir kavram yok. Deniyor ki, “Paralel yapı ile mücadele edeceğiz”. Böylesine sınırları ve içeriği belirsiz bir deyişe gerek yok. Hukuka aykırı ve suç oluşturan bir durum varsa zaten devletin savcısı ona el koymak zorunda. Bu konuda takdir yetkisi yok. Bu türden deyişler yargıyı tedirgin eder. Hukukta “Paralel yapı” diye bir kavram yok. Siyasetçinin uydurduğu bir laf bu.


*Hâkimlerin tutuklanmasıyla ilgili karar siyasi miydi?

Amaçlar üzerinde durmam. İşin talihsizliği bunun yargının içine doğru da bir veba salgını gibi yaygınlaşmasıdır. Dikkat edin, Yargıtay Başkanı da dolaylı olarak buna değiniyor. Bu deyişten yola çıkarak Yargıtay Başkanının hâkim tutuklamalarıyla ilgili açıklaması üzücü. Yargıtay Başkanı, sadece ve sadece hukukun sözcüsüdür. Hukuk kavramlarıyla konuşmak zorundadır. Manipülasyona, ideolojik analizlere ve yargılara açık siyasal deyişlerle konuşursanız, adaleti kirletirsiniz, karartırsınız. Hem adaletten söz edecek, hem de böyle bir deyişe yer vereceksiniz. Adalet yüzde bir yabancı maddeyle yüzde yüz kirlenen biricik değerdir.  Benzer bir konuşmayı yargıç kökenli müsteşar da yapmıştı. Bugünün Adalet Bakanı. Tüylerim diken diken oluyor bu tür sözleri dinlerken. Herkesin kendi alanına çekilmesi gerekir.

*Yargı kendi alanına mı çekilmeli?

Elbette. Yargı kullandığı sözcüklere dikkat edecek. Kendi kavramlarıyla, kendi diliyle konuşacak, siyasetin kavramları ve diliyle değil. Çünkü hukuk kavramları yüz binlerce beynin imbiğinden geçen süzme kavramlardır. Bir çırpıda onlara kıyamazsınız. Bu kavramlar üzerinde kimsenin mülkiyet hakkı yoktur. Sadece yararlanma hakkı vardır. O kadar. Siz yargıçsınız, ancak hukukun diliyle konuşabilirsiniz.

*Peki yargı neden siyasetin dilini kullanma gereği duyuyor?

Neden olduğunu öyle konuşanlara soracaksınız. Yargı, siyaseti asla yargıya bulaştırmayacak. Hukukun diline günlük siyasetin dilini karıştıran birinin yargıçlık kimliğinizden kuşku duyarım, ben.

YAKALAYIP GÖTÜRÜYORLAR

*Peki, şu andaki adalet arayışında bireyler ya da kurumlar tarafından 'Hukuka güvenimiz azaldı' şeklinde itirazlar yükselmeye başladı. Bu itirazı nasıl okumak gerekir?

Bu itiraz doğru. Çünkü hukukun böyle uygulandığı bir ülkede hiç kimse güvende değildir. Paralel yapı deniyor. Sokaktaki insan haklı olarak soruyor: “Bu paralel yapı nedir? Günün birinde bu paralel yapının içine ben de girer miyim acaba?” Çünkü yakalayıp, alıp götürüyorlar. Hukuk çerçevesine girmeyen böyle bir durumda siz hukuka güvenebilir misiniz?

*17 Aralık'tan hemen sonra bu 'Paralel' meselesi ortaya atıldı. Bunda bir moda tabirle 'manidar' bir durum yok mudur?

Onu siyasetçi ortaya atabilir. Bizi ilgilendirmiyor. Ben hukukçuyum. Ben dosyaya ve yasaya bakarım. Yasada o eylemin tanımı varsa ona göre karar veririm.

*17 Aralık'tan sonra, soruşturmayı yürüten savcılar ve hakimler değişti. Emniyet'te 'tasfiye' denebilecek değişimler, hatta ihraçlar yaşandı. Buradan sağlıklı ve bağımsız bir yargılama süreci çıkması mümkün müydü?

Bütün bunları düşündüğünüz zaman kamuoyunda ortaya kuşkulu bir durum çıkıyor. Yargıya kuşku duymak bile yargıya güveni ortadan kaldırır. Bunlar yanlış. Yargıya güvenin olmadığı yerde sığınacağınız bir yer yoktur. “Yasalar var ama ben bu yasalara göre karar verileceğine inanmıyorum” dendiği anda o ülkede huzur kalmaz. Türkiye'de en kötü uygulanan yasalar yargılama yasalarıdır. Bu yasalar, özellikle de Ceza Yargılama Yasası iyi uygulanırsa herkes rahat olur.

*Yargıtay Başkanı, "Yüce Divan görevi Yargıtay'a verilsin" dedi. Eski bir Yargıtay Başkanı olarak bu talebe destek veriyor musunuz?

Bu doğru. Eski Anayasa Mahkemesi başkanlarından biri “Çok iyi inceleyerek karar veriyoruz” demişti. Yadırgamıştım. Elbette iyi inceleyeceksiniz. Kimse kötü inceliyor demiyor. Ama iyi incelemek yetmez. Yine Anayasa Mahkemesi başkanlarından biri de “Biz Yargıtay'ın görüşlerine göre karar veriyoruz” demişti. Öyleyse bırakın bu işe o görüşleri kotaran Yargıtay baksın.

*Ama bu konuşmanın geçtiği zamanki Yargıtay ile şimdiki bir mi? 'Acaba karar verilirken siyasetten kendini soyutlayabilir mi?' kaygısı var?

Soyutlar. Zengin bir Yargıtay içtihat birikimi var. Türkiye'de bir yanlış daha var. Anayasa Mahkemesine en “Yüksek Mahkeme” deniyor. Hayır. Türkiye'de teknik olarak “yüksek mahkeme” yok. Son merci olarak Anayasa'ya göre altı yüksek yargı organı var. Bunlardan ilk üçü Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesidir. Bunlar arasında protokol açısından öncelikler var. Protokolün ilk sırasında Anayasa Mahkemesi var. O kadar. Hukuk alanının en geniş diliminde bulunan mahkeme Yargıtay'dır. 1961 anayasası bunu gözeterek, Yargıtay'ı bütün mahkemelerden önce düzenlemiştir.

MAKUL ŞÜPHE HUKUKTAN KOVULMALI

*Tabii, hukuktan ve adaletten bahsedince 'Makul şüphe' kavramından söz etmemek olmaz. Bu kavramın ucunun çok açık olduğunu ve  kötü kullanıldığını söyleyenler var. Ne dersiniz?

Kimi kavramlar vardır ki, içerik ve sınırları belirsizdir, ucu açıktır. Size göre bir “kuşku akla uygundur”, bana göre değildir. O yüzden hukukta bu tür kavramlar yaratmak çok tehlikelidir. Yasallık ilkesini çiğnemenin ve aklın hilesinin yoludur bu tür kavramlar. “Makul şüphe” de bu kavramlardan biridir.  Hukuk alanından kovulması gereken bir icattır. Gün gelir onu icat edenleri de vurur. Ayrıca kötüye kullanmaya da çok elverişlidir.  

YARGIYA 4 KiŞiDEN BiRi GÜVENiYOR

*Sorun, siyasetin davranışlarıyla hukukun davranışlarının çok da farklılık arz etmemesinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Zaten bu izlenim bile hukuku ve yargıyı yıpratır. AİHM, sürekli kararlar veriyor. “Bağımsızım” demek yetmiyor. Görüntüde de bağımsız olacaksınız. Sokaktaki insan diyecek ki, “Bu mahkeme gerçekten siyasetten etkilenmeyen bağımsız bir mahkeme.” Bir ülkede böyle bir durum yoksa yargıya nasıl güven duyulabilir? Yargıya 4 kişiden sadece 1 kişi güveniyor bugün. Günah değil mi? Yazık değil mi?

ÖFKELİ ADALET ÇILGINDIR!

*Hâkim verdiği karardan dolayı tutuklanıyorsa, diğer hâkim nasıl sadece yasanın gereklerini öne alıp karar verebilir ki?

Yargıcın yaptığı yanılgı suç boyutuna ulaşmışsa elbette yargılanır. Gerekirse tutuklanabilir de. Ama tutuklama kural değil, istisna; zorunlu değil, takdiri. Hâlâ tutuklananların bir kesimi hakkında iddianame yok. Ben bir kez tutuklandıktan sonra suçumu bilmek zorundayım. Ama suç isnadı soyut olmayacak. “Hükümeti, devleti yıkmaya teşebbüs etmişsin” dendiği zaman kuşkulu, aleyhindeki kanıtları, yaptığı eylemi bilmek durumunda ve yargı da bunu bildirmek zorunda.  Onu içeride tutuyorsunuz, ama yıllarca iddianame yazmıyorsunuz. Bir yargıç olarak bundan utanç duyuyorum. Soruyorum. Bu meslektaşlarım nasıl uyuyabiliyorlar geceleri? Siyasetle hukuk birbirine karıştırıldığı zaman, bundan sadece tehlikeli adalet çıkar. Öfkeli adalet, çılgındır. Nerede duracağı, neleri yıkıp tüketeceği hiç belli olmaz. Böyle bir ülkede Merhum İnönü'ünün deyişiyle “Birilerinin bu gece ne yapacağı belli olmaz.” Son sözlerim bunlar. Lütfen herkes kendi görevinin başına. Ama hukuk içinde.

BUGÜN
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.