Orta Asya'da Artan “Radikalizm Tehdidi”

GÜLAY MUTLU-USAK

2014 yılında ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte, Orta Asya’da yirmi yılı aşkın bir geçmişe sahip olan radikal hareketlerin bölgeyi tehdit ettiği, son dönemde sosyal medya başta olmak üzere gerek çeşitli haber kaynaklarında gerek bazı kuruluşların yayınladıkları rapor ve analizlerde sıklıkla dile getiriliyor. 11 Eylül sonrası dönemde bölgede ABD öncülüğünde NATO’nun varlığı ile radikal hareketlerin baskılandığı gözlemleniyor. Ancak özellikle Irak ve Afganistan’dan sonra şiddetin ağırlık merkezinin Suriye’ye kayması, Orta Asya yönetimlerini yeniden endişeye sevk etmiş durumda. International Crisis Group 20 Ocak’ta yayınladığı bilgi notunda[1], Orta Asya’dan Suriye’ye, IŞİD’e katılmak için giden grupların geriye dönmesi durumunda bölgenin istikrar ve güvenliğinin tehdit altına girebileceğini temel risk faktörü olarak ele alıyor.
 
Peki, gerçekten radikalizm bölge için ciddi bir sorun teşkil ediyor mu?
 
Radikalizm bölgede ilk olarak 1980’li yıllarda Sovyetler’in izlediği glasnost ve perestroyka ile birlikte görülmeye başlandı. Bu dönemde var olan belirsizlik ve açıklık atmosferi bölgede radikalizme varabilecek oluşumlara yol açtı. İlk olarak kontrolü güç bir bölge olan Fergana Vadisi’nde ortaya çıkan bu hareketler, bölge açısından yeni fakat sonradan üretilen ve ‘fundamentalist trend’ler taşıyan bir çeşit İslam’ın, toplumsal alanda baskın rol oynaması amacını taşıyordu. Fakat öncesinde Orta Asya yüzyıllar boyunca, İslam değerlerini Türk kültürü ile kaynaştıran birçok ismin yurdu, tasavvuf veya sufizmin beşiği olmuştur. Aynı zamanda Orta Asya İpek Yolu’nun geçtiği ticaret odaklı ekonomisi ile Ortadoğu, Avrupa, Hindistan ve Çin gibi kültürlerin de kesişim noktasında bulunan bir coğrafya idi. Dolayısıyla bölge yalnızca dinin ve kültürün değil felsefenin, edebiyatın ve ilmin de hızla geliştiği Müslüman dünyasının merkezi idi.        
 
Yetmiş yıl gibi uzun bir dönem Sovyet egemenliğinde kalan Müslüman toplumların yeniden dine adapte olmaları zorlu bir süreci de beraberinde getirdi.  Geçen bu süre bölge ülkelerinde din alanında önemli bir boşluk doğurdu. Sovyet işgali esnasında Orta Asya’dan Afganistan Savaşı’na (1979-1989) katılanların geri dönmesi ile bölgede kuvvet kazanan radikalizm Orta Asya’da kendisini somut olarak Tacik İç Savaşı’nda gösterdi. 1992 yılında başlayan Tacikistan İç Savaşı, 1997 yılında İslamcı güçlerin de içerisinde bulunduğu bir koalisyon ile son buldu. Bölgede diğer bir tehdit olarak görülen Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH) de bu dönemde ortaya çıkmış radikal bir örgüttü. Hizb-ut Tahrir de “barışçıl cihad” söylemi ile bilhassa Özbekistan nezdinde destek toplarken bu örgütten ayrılan Afganistan ve Pakistan kaynaklı Tebliğ-i Cemaat örgütü Orta Asya’da radikalizmin merkezi olarak bilinen Fergana Vadisi’nde belli oranda bir etkiye sahip oldu.
 
Crisis Group yayınladığı bilgi notunda, beş Orta Asya ülkesinden IŞİD’e katılımın [2] farklı kaynaklara göre 2000 ila 4000 arasında olduğu bilgisine yer vermiş.
 
İlgili bilgi notu IŞİD’e katılımın nedenlerini çeşitli mülakatlara referans vererek ortaya koymaya çalışmış. Birinci neden olarak Sovyet sonrası hayata bir alternatif olan hilafet gösterilmiş. Buna göre dini daha iyi koşullarda daha özgürce yaşayabileceği inancına sahip çeşitli kesimlerden kişiler IŞİD’e katılıyor. İdeoloji, ikinci bir neden olarak ortaya konmuş.  Kırgız bir yetkili, IŞİD’e katılımın tamamen ideolojik nedenlere bağlı olduğunu ifade etmiş. Aynı zamanda katılanların %99’unun eğitimsiz kişiler olduğunu belirtmiş. Fakat bir diğer mülakat ise bunun tam tersi, IŞİD’e katılanların eğitimli; aileye ve mesleğe sahip insanlar olduğu yönünde. Yapılan çalışmada kadınlar arasında da radikal gruplara katılım oranının oldukça yükseldiğine dikkat çekiliyor. Kırgız bir parlamenter kadınların katılım oranının on yıl öncesine kıyasla yüzde 1’den yüzde 23’e çıktığını ifade ediyor.       
 
Crisis Group, bilgi notunda bölge devletlerinin sosyal ve ekonomik politikalarda başarısız olduğuna (örneğin yetersiz sosyo-ekonomik koşullar, işsizlik ve eğitimsizlik gibi) ve otokratik yapıları dolayısıyla izledikleri baskıcı politikalar ile bu tür radikal örgütlere bölgeden katılımı teşvik ettiğine vurgu yapıyor. Bu anlamda bölge için genel bir değerlendirme yapmak güç. Örneğin refah seviyesi diğer ülkelere göre daha yüksek olan Kazakistan için bu radikal gruplara katılım sebebi olarak ekonomik yetersizlikler gösterilemez. Ancak siyasi özgürlük ortamındaki kısıtların, bölge ülkeleri bağlamında ortak bir payda olduğu da göz ardı edilmemeli.
 
Çalışma son olarak Suriye ve Irak’ın bölgeye olan coğrafi uzaklığını da değerlendirerek IŞİD’in Orta Asya’da ancak orta ve uzun vadede ciddi bir tehdit olabileceğinin altını çiziyor. Bununla birlikte temel sorun olarak bölge yönetimlerini işaret ediyor. Dolayısıyla ülkelerin, yönetim tarzlarını toplumun taleplerine açık hale getirerek kendilerini ifade edecek meşru kanallar yaratmaları gerekiyor. Aksi halde dinin politize edilmesi yoluyla toplumsal bir çeşit tepki ve muhalefet ortaya konuyor ve böylece radikalizm de besleniyor.
 
Uluslararası arka planda başta Rusya olmak üzere radikalizmin birinci derece tehdit olarak gösterildiği Orta Asya’da, bu tür hareketlerin neden olacağı bir şiddet sarmalının görülme riski, Fransa’da yaşanan Charlie Hebdo saldırısı ile aynı orana sahip. Ancak radikal oluşumlar özellikle Fergana Vadisinde Orta Asya Müslüman toplumları arasında her zaman bir destek buluyor. Sınırlı da olsa var olan bu destek bölge açısından radikalizm tehdidini beraberinde getiriyor.
 
Sonuç itibarıyla bu tehdidi arttıran unsurların önüne geçmek gerekiyor. Bu bağlamda akla gelen ilk formül ise Crisis Group’un da yayınladığı çalışmada belirtildiği üzere,  bölge hükümetlerinin ülkeler içerisinde farklı seslere izin vermesi, makul kanallarla muhalefetin de yönetime dâhil olması ve din politikalarının revizyonu yani demokratikleşme. Ancak demokratikleşme ulus-aşırı tehditleri tamamen ortadan kaldıramaz. Burada esas olan Batı toplumlarında olduğu gibi, demokrasi ve çok kültürlülük ile bu tür radikal hareketlerin marjinalleştirilmesi. Dolayısıyla radikalizmin ulus-aşırı bir tehdit olduğu da göz önünde bulundurulduğunda Orta Asya yönetimlerinin kuşatıcı mı yoksa dışlayıcı bir rol mü oynayacakları, bölgede artan radikalizmin azaltılması yönündeki tartışmaların temel sorunsalını oluşturuyor.
 
------------------------
[1]  http://www.crisisgroup.org/en/regions/asia/central-asia/b072-syria-calling-radicalisation-in-central-asia.aspx
[2] Çeşitli kaynaklara göre IŞİD militanlarının sayısı on binlerle ifade ediliyor.
 
- See more at: http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2392&cat=395#.VQKXYuEVTLU

2014 yılında ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte, Orta Asya’da yirmi yılı aşkın bir geçmişe sahip olan radikal hareketlerin bölgeyi tehdit ettiği, son dönemde sosyal medya başta olmak üzere gerek çeşitli haber kaynaklarında gerek bazı kuruluşların yayınladıkları rapor ve analizlerde sıklıkla dile getiriliyor. 11 Eylül sonrası dönemde bölgede ABD öncülüğünde NATO’nun varlığı ile radikal hareketlerin baskılandığı gözlemleniyor. Ancak özellikle Irak ve Afganistan’dan sonra şiddetin ağırlık merkezinin Suriye’ye kayması, Orta Asya yönetimlerini yeniden endişeye sevk etmiş durumda. International Crisis Group 20 Ocak’ta yayınladığı bilgi notunda[1], Orta Asya’dan Suriye’ye, IŞİD’e katılmak için giden grupların geriye dönmesi durumunda bölgenin istikrar ve güvenliğinin tehdit altına girebileceğini temel risk faktörü olarak ele alıyor. 
 
Peki, gerçekten radikalizm bölge için ciddi bir sorun teşkil ediyor mu? 
 
Radikalizm bölgede ilk olarak 1980’li yıllarda Sovyetler’in izlediği glasnost ve perestroyka ile birlikte görülmeye başlandı. Bu dönemde var olan belirsizlik ve açıklık atmosferi bölgede radikalizme varabilecek oluşumlara yol açtı. İlk olarak kontrolü güç bir bölge olan Fergana Vadisi’nde ortaya çıkan bu hareketler, bölge açısından yeni fakat sonradan üretilen ve ‘fundamentalist trend’ler taşıyan bir çeşit İslam’ın, toplumsal alanda baskın rol oynaması amacını taşıyordu. Fakat öncesinde Orta Asya yüzyıllar boyunca, İslam değerlerini Türk kültürü ile kaynaştıran birçok ismin yurdu, tasavvuf veya sufizmin beşiği olmuştur. Aynı zamanda Orta Asya İpek Yolu’nun geçtiği ticaret odaklı ekonomisi ile Ortadoğu, Avrupa, Hindistan ve Çin gibi kültürlerin de kesişim noktasında bulunan bir coğrafya idi. Dolayısıyla bölge yalnızca dinin ve kültürün değil felsefenin, edebiyatın ve ilmin de hızla geliştiği Müslüman dünyasının merkezi idi.        
 
Yetmiş yıl gibi uzun bir dönem Sovyet egemenliğinde kalan Müslüman toplumların yeniden dine adapte olmaları zorlu bir süreci de beraberinde getirdi.  Geçen bu süre bölge ülkelerinde din alanında önemli bir boşluk doğurdu. Sovyet işgali esnasında Orta Asya’dan Afganistan Savaşı’na (1979-1989) katılanların geri dönmesi ile bölgede kuvvet kazanan radikalizm Orta Asya’da kendisini somut olarak Tacik İç Savaşı’nda gösterdi. 1992 yılında başlayan Tacikistan İç Savaşı, 1997 yılında İslamcı güçlerin de içerisinde bulunduğu bir koalisyon ile son buldu. Bölgede diğer bir tehdit olarak görülen Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH) de bu dönemde ortaya çıkmış radikal bir örgüttü. Hizb-ut Tahrir de “barışçıl cihad” söylemi ile bilhassa Özbekistan nezdinde destek toplarken bu örgütten ayrılan Afganistan ve Pakistan kaynaklı Tebliğ-i Cemaat örgütü Orta Asya’da radikalizmin merkezi olarak bilinen Fergana Vadisi’nde belli oranda bir etkiye sahip oldu. 
 
Crisis Group yayınladığı bilgi notunda, beş Orta Asya ülkesinden IŞİD’e katılımın [2] farklı kaynaklara göre 2000 ila 4000 arasında olduğu bilgisine yer vermiş. 
 
İlgili bilgi notu IŞİD’e katılımın nedenlerini çeşitli mülakatlara referans vererek ortaya koymaya çalışmış. Birinci neden olarak Sovyet sonrası hayata bir alternatif olan hilafet gösterilmiş. Buna göre dini daha iyi koşullarda daha özgürce yaşayabileceği inancına sahip çeşitli kesimlerden kişiler IŞİD’e katılıyor. İdeoloji, ikinci bir neden olarak ortaya konmuş.  Kırgız bir yetkili, IŞİD’e katılımın tamamen ideolojik nedenlere bağlı olduğunu ifade etmiş. Aynı zamanda katılanların %99’unun eğitimsiz kişiler olduğunu belirtmiş. Fakat bir diğer mülakat ise bunun tam tersi, IŞİD’e katılanların eğitimli; aileye ve mesleğe sahip insanlar olduğu yönünde. Yapılan çalışmada kadınlar arasında da radikal gruplara katılım oranının oldukça yükseldiğine dikkat çekiliyor. Kırgız bir parlamenter kadınların katılım oranının on yıl öncesine kıyasla yüzde 1’den yüzde 23’e çıktığını ifade ediyor.       
 
Crisis Group, bilgi notunda bölge devletlerinin sosyal ve ekonomik politikalarda başarısız olduğuna (örneğin yetersiz sosyo-ekonomik koşullar, işsizlik ve eğitimsizlik gibi) ve otokratik yapıları dolayısıyla izledikleri baskıcı politikalar ile bu tür radikal örgütlere bölgeden katılımı teşvik ettiğine vurgu yapıyor. Bu anlamda bölge için genel bir değerlendirme yapmak güç. Örneğin refah seviyesi diğer ülkelere göre daha yüksek olan Kazakistan için bu radikal gruplara katılım sebebi olarak ekonomik yetersizlikler gösterilemez. Ancak siyasi özgürlük ortamındaki kısıtların, bölge ülkeleri bağlamında ortak bir payda olduğu da göz ardı edilmemeli.
 
Çalışma son olarak Suriye ve Irak’ın bölgeye olan coğrafi uzaklığını da değerlendirerek IŞİD’in Orta Asya’da ancak orta ve uzun vadede ciddi bir tehdit olabileceğinin altını çiziyor. Bununla birlikte temel sorun olarak bölge yönetimlerini işaret ediyor. Dolayısıyla ülkelerin, yönetim tarzlarını toplumun taleplerine açık hale getirerek kendilerini ifade edecek meşru kanallar yaratmaları gerekiyor. Aksi halde dinin politize edilmesi yoluyla toplumsal bir çeşit tepki ve muhalefet ortaya konuyor ve böylece radikalizm de besleniyor. 
 
Uluslararası arka planda başta Rusya olmak üzere radikalizmin birinci derece tehdit olarak gösterildiği Orta Asya’da, bu tür hareketlerin neden olacağı bir şiddet sarmalının görülme riski, Fransa’da yaşanan Charlie Hebdo saldırısı ile aynı orana sahip. Ancak radikal oluşumlar özellikle Fergana Vadisinde Orta Asya Müslüman toplumları arasında her zaman bir destek buluyor. Sınırlı da olsa var olan bu destek bölge açısından radikalizm tehdidini beraberinde getiriyor. 
 
Sonuç itibarıyla bu tehdidi arttıran unsurların önüne geçmek gerekiyor. Bu bağlamda akla gelen ilk formül ise Crisis Group’un da yayınladığı çalışmada belirtildiği üzere,  bölge hükümetlerinin ülkeler içerisinde farklı seslere izin vermesi, makul kanallarla muhalefetin de yönetime dâhil olması ve din politikalarının revizyonu yani demokratikleşme. Ancak demokratikleşme ulus-aşırı tehditleri tamamen ortadan kaldıramaz. Burada esas olan Batı toplumlarında olduğu gibi, demokrasi ve çok kültürlülük ile bu tür radikal hareketlerin marjinalleştirilmesi. Dolayısıyla radikalizmin ulus-aşırı bir tehdit olduğu da göz önünde bulundurulduğunda Orta Asya yönetimlerinin kuşatıcı mı yoksa dışlayıcı bir rol mü oynayacakları, bölgede artan radikalizmin azaltılması yönündeki tartışmaların temel sorunsalını oluşturuyor. 
 
------------------------
[1]  http://www.crisisgroup.org/en/regions/asia/central-asia/b072-syria-calling-radicalisation-in-central-asia.aspx
[2] Çeşitli kaynaklara göre IŞİD militanlarının sayısı on binlerle ifade ediliyor. 
 
- See more at: http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2392&cat=395#.VQKXYuEVTLU2014 yılında ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte, Orta Asya’da yirmi yılı aşkın bir geçmişe sahip olan radikal hareketlerin bölgeyi tehdit ettiği, son dönemde sosyal medya başta olmak üzere gerek çeşitli haber kaynaklarında gerek bazı kuruluşların yayınladıkları rapor ve analizlerde sıklıkla dile getiriliyor. 11 Eylül sonrası dönemde bölgede ABD öncülüğünde NATO’nun varlığı ile radikal hareketlerin baskılandığı gözlemleniyor. Ancak özellikle Irak ve Afganistan’dan sonra şiddetin ağırlık merkezinin Suriye’ye kayması, Orta Asya yönetimlerini yeniden endişeye sevk etmiş durumda. International Crisis Group 20 Ocak’ta yayınladığı bilgi notunda[1], Orta Asya’dan Suriye’ye, IŞİD’e katılmak için giden grupların geriye dönmesi durumunda bölgenin istikrar ve güvenliğinin tehdit altına girebileceğini temel risk faktörü olarak ele alıyor.
 
Peki, gerçekten radikalizm bölge için ciddi bir sorun teşkil ediyor mu?
 
Radikalizm bölgede ilk olarak 1980’li yıllarda Sovyetler’in izlediği glasnost ve perestroyka ile birlikte görülmeye başlandı. Bu dönemde var olan belirsizlik ve açıklık atmosferi bölgede radikalizme varabilecek oluşumlara yol açtı. İlk olarak kontrolü güç bir bölge olan Fergana Vadisi’nde ortaya çıkan bu hareketler, bölge açısından yeni fakat sonradan üretilen ve ‘fundamentalist trend’ler taşıyan bir çeşit İslam’ın, toplumsal alanda baskın rol oynaması amacını taşıyordu. Fakat öncesinde Orta Asya yüzyıllar boyunca, İslam değerlerini Türk kültürü ile kaynaştıran birçok ismin yurdu, tasavvuf veya sufizmin beşiği olmuştur. Aynı zamanda Orta Asya İpek Yolu’nun geçtiği ticaret odaklı ekonomisi ile Ortadoğu, Avrupa, Hindistan ve Çin gibi kültürlerin de kesişim noktasında bulunan bir coğrafya idi. Dolayısıyla bölge yalnızca dinin ve kültürün değil felsefenin, edebiyatın ve ilmin de hızla geliştiği Müslüman dünyasının merkezi idi.        
 
Yetmiş yıl gibi uzun bir dönem Sovyet egemenliğinde kalan Müslüman toplumların yeniden dine adapte olmaları zorlu bir süreci de beraberinde getirdi.  Geçen bu süre bölge ülkelerinde din alanında önemli bir boşluk doğurdu. Sovyet işgali esnasında Orta Asya’dan Afganistan Savaşı’na (1979-1989) katılanların geri dönmesi ile bölgede kuvvet kazanan radikalizm Orta Asya’da kendisini somut olarak Tacik İç Savaşı’nda gösterdi. 1992 yılında başlayan Tacikistan İç Savaşı, 1997 yılında İslamcı güçlerin de içerisinde bulunduğu bir koalisyon ile son buldu. Bölgede diğer bir tehdit olarak görülen Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH) de bu dönemde ortaya çıkmış radikal bir örgüttü. Hizb-ut Tahrir de “barışçıl cihad” söylemi ile bilhassa Özbekistan nezdinde destek toplarken bu örgütten ayrılan Afganistan ve Pakistan kaynaklı Tebliğ-i Cemaat örgütü Orta Asya’da radikalizmin merkezi olarak bilinen Fergana Vadisi’nde belli oranda bir etkiye sahip oldu.
 
Crisis Group yayınladığı bilgi notunda, beş Orta Asya ülkesinden IŞİD’e katılımın [2] farklı kaynaklara göre 2000 ila 4000 arasında olduğu bilgisine yer vermiş.
 
İlgili bilgi notu IŞİD’e katılımın nedenlerini çeşitli mülakatlara referans vererek ortaya koymaya çalışmış. Birinci neden olarak Sovyet sonrası hayata bir alternatif olan hilafet gösterilmiş. Buna göre dini daha iyi koşullarda daha özgürce yaşayabileceği inancına sahip çeşitli kesimlerden kişiler IŞİD’e katılıyor. İdeoloji, ikinci bir neden olarak ortaya konmuş.  Kırgız bir yetkili, IŞİD’e katılımın tamamen ideolojik nedenlere bağlı olduğunu ifade etmiş. Aynı zamanda katılanların %99’unun eğitimsiz kişiler olduğunu belirtmiş. Fakat bir diğer mülakat ise bunun tam tersi, IŞİD’e katılanların eğitimli; aileye ve mesleğe sahip insanlar olduğu yönünde. Yapılan çalışmada kadınlar arasında da radikal gruplara katılım oranının oldukça yükseldiğine dikkat çekiliyor. Kırgız bir parlamenter kadınların katılım oranının on yıl öncesine kıyasla yüzde 1’den yüzde 23’e çıktığını ifade ediyor.       
 
Crisis Group, bilgi notunda bölge devletlerinin sosyal ve ekonomik politikalarda başarısız olduğuna (örneğin yetersiz sosyo-ekonomik koşullar, işsizlik ve eğitimsizlik gibi) ve otokratik yapıları dolayısıyla izledikleri baskıcı politikalar ile bu tür radikal örgütlere bölgeden katılımı teşvik ettiğine vurgu yapıyor. Bu anlamda bölge için genel bir değerlendirme yapmak güç. Örneğin refah seviyesi diğer ülkelere göre daha yüksek olan Kazakistan için bu radikal gruplara katılım sebebi olarak ekonomik yetersizlikler gösterilemez. Ancak siyasi özgürlük ortamındaki kısıtların, bölge ülkeleri bağlamında ortak bir payda olduğu da göz ardı edilmemeli.
 
Çalışma son olarak Suriye ve Irak’ın bölgeye olan coğrafi uzaklığını da değerlendirerek IŞİD’in Orta Asya’da ancak orta ve uzun vadede ciddi bir tehdit olabileceğinin altını çiziyor. Bununla birlikte temel sorun olarak bölge yönetimlerini işaret ediyor. Dolayısıyla ülkelerin, yönetim tarzlarını toplumun taleplerine açık hale getirerek kendilerini ifade edecek meşru kanallar yaratmaları gerekiyor. Aksi halde dinin politize edilmesi yoluyla toplumsal bir çeşit tepki ve muhalefet ortaya konuyor ve böylece radikalizm de besleniyor.
 
Uluslararası arka planda başta Rusya olmak üzere radikalizmin birinci derece tehdit olarak gösterildiği Orta Asya’da, bu tür hareketlerin neden olacağı bir şiddet sarmalının görülme riski, Fransa’da yaşanan Charlie Hebdo saldırısı ile aynı orana sahip. Ancak radikal oluşumlar özellikle Fergana Vadisinde Orta Asya Müslüman toplumları arasında her zaman bir destek buluyor. Sınırlı da olsa var olan bu destek bölge açısından radikalizm tehdidini beraberinde getiriyor.
 
Sonuç itibarıyla bu tehdidi arttıran unsurların önüne geçmek gerekiyor. Bu bağlamda akla gelen ilk formül ise Crisis Group’un da yayınladığı çalışmada belirtildiği üzere,  bölge hükümetlerinin ülkeler içerisinde farklı seslere izin vermesi, makul kanallarla muhalefetin de yönetime dâhil olması ve din politikalarının revizyonu yani demokratikleşme. Ancak demokratikleşme ulus-aşırı tehditleri tamamen ortadan kaldıramaz. Burada esas olan Batı toplumlarında olduğu gibi, demokrasi ve çok kültürlülük ile bu tür radikal hareketlerin marjinalleştirilmesi. Dolayısıyla radikalizmin ulus-aşırı bir tehdit olduğu da göz önünde bulundurulduğunda Orta Asya yönetimlerinin kuşatıcı mı yoksa dışlayıcı bir rol mü oynayacakları, bölgede artan radikalizmin azaltılması yönündeki tartışmaların temel sorunsalını oluşturuyor.
 
------------------------
[1]  http://www.crisisgroup.org/en/regions/asia/central-asia/b072-syria-calling-radicalisation-in-central-asia.aspx
[2] Çeşitli kaynaklara göre IŞİD militanlarının sayısı on binlerle ifade ediliyor.
 
- See more at: http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2392&cat=395#.VQKXYuEVTLU
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.