Mühür Kimdeyse Süleyman Odur! / Fuat YILMAZ
 Merhum Turgut Özal’ın; önce-kısmen- Yıldırım Akbulut’la sonra Mesut Yılmaz’la bilahare Süleyman Demirel’le yaşadığı gerilimleri hatırladığımızda; ardından Süleyman Demirel’in Tansu Çiller’le yaşadığı çekişmeleri düşündüğümüzde hep bu anekdot gelir aklıma. Türk siyasetinde, Başbakanlık’tan Cumhurbaşkanlığı’na geçenlerde bu ‘’semptom’’ hep görüldü. Başbakanlık’tan Cumhurbaşkanlığı’na geçenler; beklenenin sanılanın aksine mutsuz oldular oluyorlar.‘’ Tarih tekerrürden ibarettir’’ deniliyor. İşte, Türk siyaseti yine, yeniden Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık eksenli bir kriz yaşıyor. AKP kurulduğu 2001 yılından bu yana yaşamadığı bir krizi yaşıyor. Partinin ‘’kurucu babalar!’’ hiç olmadığı bir biçimde kamuoyu önünde kıyasıya çok sert tartışmalara girdiler, girmeye de devam edecekler görünüyor.

Aslında yaşananlar ‘’ olağan’’…

Okuldaki sınıf mümessili ’nin başkanlığı elinden alındığında tahammül edemezken burulup öfkelenirken adamın elinden koca Başbakanlığı, ülkeyi aldılar. Zira, Türk idare sistemi, hangi ‘’karizma’’ ya sahip olursa olsun, Cumhurbaşkanlığı’na yolladığı ismi ‘’noter modu’na sokan bir sistem. Kaldı ki taşkın yetki kullanımı hevesindeki bir kişi için ‘’Güçlü adamın tek başına mutsuzluğu sendromu’’ na dönüşüyor. Bu sistemde; siyasi yapı, mevzuat kanalları, bürokratik organizma Başbakan’ı ‘’ önemli’’ kılıyor.  Türk siyasi tarihinin belki de gelmiş geçmiş en düşük profilli Başbakanlarından birisi olan Yıldırım Akbulut’un bile oturduğu makamdan kaynaklanan yetkilerini, Özal’a karşı korunmasına şahit olmuştuk. Bir ilçe Müftüsünün, bir şehir Defterdarının, bir metropol ilçesinin Milli Eğitim Müdürünün bile ataması Başbakan’ın elinde.‘’Cumhurbaşkanı’nın üçlü kararnameyi imzalamama yetkisi var’’ diyenlere hemen söylemeli ki Cumhurbaşkanı bu sistemde, en fazla önüne gelene itiraz edebiliyor. Yönetimi taa başından şekillendirmek ise hükümetin elinde. Günlük pratikte bir düşünün: Her gün önümüze onlarca imzalık evrak geliyor. Bunları layıkıyla tahlil edip, araştırıp, gerekli gördüklerinize itiraz etmenin en azından pratikteki zorlukları inanılmaz boyutta olur. Küçük dokunuşlar dışında sisteme, kadroya renginizi veremezsiniz damganızı vuramazsınız. Düşünün ki; Cumhurbaşkanı’nın itiraz edip son imzayı atmadığı bir ismi Başbakan isterse yıllarca o görevde vekâletle tutabilir.


Daha; devasa projelerin, milyon/milyar dolarlık işlerin, siyasi PR sağlayacak toplumsal tabanı geniş parıltılı ‘’ müjdeli’’ icraatların çoğunun Cumhurbaşkanlığı’na gitmeden Başbakanlık interlandında hallediliyor olmasına değinmiyorum bile.
E peki; Başkanlık sistemi tartışmaları, Erdoğan’ın bunu çok istiyor olması ve sair… Şayet bu yetkileri elinde tutmak istiyorduysa saraydan vazgeçmeliydi. Bunlar ise şahit olduğumuz yüksek gerilimli ortamda, kolaylıkla gerçekleşme ihtimali giderek azalan siyaset fantazilerine dönüşebilir.8 Haziran bambaşka bir Türkiye’ye uyanma olasılığımız daha yüksek görünüyor.‘’Sarayın’’ büyüklüğü yetkinin fütursuzca kullanılabileceği sonucunu doğurmuyor.Ezcümle ‘’mühür kimdeyse Süleyman odur’’ vecizesi bir kez daha doğrulanıyor. Doğrulanan bir şey daha var; Cumhurbaşkanlığı’nı hararetle isteyen siyasilere bu koltuk pek de gün yüzü göstermiyor.
                                                                       
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.