Mefküre ve Liderlik

 Ziya Gökalp, 1922’de Diyarbakır’da haftada bir yayınlanan 33 sayılık Küçük Mecmua adlı dergide kendi makalelerinde özellikle bu sözcüğü kullanır. Ona göre mefkûre, cemiyetin yani toplumun benimsediği ortak fikirler ve ideallerden oluşur. Mefkureli bir cemiyet, kendisini oluşturan bireylere bunu aşılar. Böyle bir cemiyette yaşayan bireyler de mefkureli olurlar. Mefkureli cemiyet ve bireyler siyasi, kültürel ve tarihsel bir bilince sahip olmak bakımından şanslıdırlar. Dahası, mefkureli cemiyetlerde ve bireylerde toplumsal ve ruhsal buhranlar azalır.

Mefkûrenin iki yönlü sağaltma gücü vardır. İlki, toplum ortak idealler ve amaçlar çevresinde birleşir, dayanışır. Bu yönüyle, toplumsal bir sağaltım aracıdır. Belki de toplumsal bir varoluş gerekçesidir. İkincisi ise, bireyi ruhsal ve zihinsel açıdan eğittiği gibi, onu iyileştirir de. Parçası olduğu cemiyete yakınlık bilinci yaratır. Birey kendisi açısından da, ruhunu ve zihnini mefkureli bir bilinçle beslemiş olur. Toplum ve birey, aynı mefkûreye sahip olduğu için, hem kendi içinde hem de birbirleri ile ilişkilerinde organik ve anlamlı bir bütünlüğe erişir.

Liderlik, mefkureli bir toplum ve bireyin ortak başarısıdır. Mefkûresi olmayan toplumlar lider çıkaramaz. Mefkûresiz bir birey de lider olamaz. Cemiyetleri ve devletleri ayakta tutan mefkûre olduğuna göre, aynı mefkûre, lider ya da liderlikte somutlaşmak zorundadır.

Türk kültürü, mefkureli bir kültürdür. Türkiye, Atatürk’ün mefkureli liderliğinin somutlaşmış halidir. Hiçbir devlet ya da hiçbir lider, kendi tarihsel ve kültürel mirasından uzak kalarak mefkûresiz temeller üzerinde yükselemez. Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyet değerlerinin ifadesi olan bağımsızlık, laiklik, devletçilik, halkçılık ve milliyetçilik mefkûreleri üzerine inşa edilmiştir. Bu ontolojik bütünlük, mefkûresiz bir toplumun ya da bireyin temsil edebileceği hafiflikte değildir.

Örneğin halkçılığı ele alalım. Halkın reyleriyle meclise gireceksin, ama halkla uzaktan yakından bir ilişkin olmayacak. Adaleti, demokrasiyi, eşitliği halkın meclisinde değil, yollarda, sokaklarda ve yüzeysel nümayişlerde arayacaksın. Halkla ilişkiyi “halka inmek” gibi tanrısal bir eda ve lütufla adlandıracaksın, bu işin başını çektiğini iddia edeceksin ama ben lider değilim diyeceksin. Cumhuriyet değerlerinin isim hakkını alacaksın ama bu değerleri, cemiyetin mefkûresini hiç sayarak, ayaklar altına alacaksın. Halkla her daim iç içe olan lider ya da liderleri sürekli eleştireceksin ama kendine liberal, halka tepeden inmeci olacaksın. Sonra kalkıp, “gördünüz mü, şu ya da bu lider, halkı dinle, diyanetle kandırıyor, öyleyse o, yalancı bir siyasetçi, halk da aptaldır” gibi, Paul Henz’in emriyle, “halkın “%60’ı aptaldır” diyen bir aptalın ve vatan haininin hezeyanını atasözü gibi tekrarlayacaksın. Cumhuriyet mefkûresinin içini boşaltıp onu terör örgütlerinin sloganlarıyla dolduracak, adaleti onlar vasıtasıyla dışardan dileneceksin, sonra da teröre karşı verilen cansiperane mücadeleyi akamete uğratmak için, teröristlere adalet arayacaksın.

 
Diyeceksin ki, benim mefkûrem adalettir. Mevcut siyasi iktidar adalete aykırı davranıyor. Üstelik mefkûresi yanlış, değerleri istismar ediyor. Şimdi, mefkûre sahibi olmamak, yanlış da olsa bir mefkûreye sahip olmaktan daha iyi değildir. Senin mefkûren nedir? Mefkureli bir cemiyete mefkuresiz bir lider olabilir misin? “Ben yalnız adalet ve barış istiyorum, ülkemizde şiddet ve savaş son bulmalı” diyorsun. Peki, hiçbir ülküsü olmayan bir adalet ve barış yeryüzünde var mıdır? Hangi barış ve adalet, mefkûresiz, zahmetsiz, emeksiz ve amaçsız elde edilebilmiştir? Adaleti ve barışı ,terör mü, yoksa teröre karşı mücadele mi temin edecektir? Canım, adalet ve barış olsun da, nasıl olursa olsun, demek, hiçbir değeri –doğru ya da yanlış-kaale almamak demektir.

Fetö, adalet ve barışın temeline dinamit koyarken, “adaletsever” mefkûresizlerin hiç biri “yürüme”yi öğrenmeyi aklına dahi getirmemişti. Fetö mefkûresiz olduğu için, onun uğruna yürüyen de aynı mefkuresizliğe ortak oldu. Kendi önünü görmesini engelleyen mefkuresizlik, rakip gördüğü liderin mefkureliliğini ölçüp biçmeye, eleştirmeye ve lanetlemeye kalkıyordu. Yanlış idealleri ve amaçları olabilir. Ama hiç olmazsa-doğru ya da yanlış-rakibinin bir mefkûresi vardı. Ama kendisinin böyle bir derdi bile yoktu. Atatürk ilke ve devrimlerinin yarattığı mefkûreyi bizzat kendisi çiğnerken, aynı ilkeleri açıkça benimsemese bile, fiiliyatta tarihsel koşulların gereği olarak onları yerine getireni eleştirmek, daha kolayına geliyordu. Keçi, koyuna, “dereyi atlarken kıçın görünüyor” diyerek güler. Koyun da, “senin kıçın her zaman açık, ben sana her zaman gülüyorum” yanıtını verir. Mefkuresiz keçiler, mefkureli koyunlar…..

Seçmen kitlesi, mefkûresini temsil ettiğini sandığı liderin, sürekli açıktaki haline alışırken, rakip liderin mefkûresinde zaman zaman oluşan açıkları görmek için çırpınarak ömrünü tüketeceğe benzer.

Fetö, Pkk ve İşıd terör örgütleriyle gırtlak gırtlağa süren mücadelede, belki fiiliyattaki mefkureliliği bile yeniden tahkim etmek gerekecektir. Yanlış bir mefkûre düzeltilebilir, eksikse tamamlanabilir. Ancak mefkuresizlik, ülkeyi ve Türk ulusunu felakete sürükler.

Koyun, dereden ne kadar az atlarsa, kıçı o kadar az görünür. Ama keçi, her zaman açıktadır. Ne koyun ne de keçi olmamak için de, cumhuriyet mefkûresinin altını kalınca çizmek yetişir.

AYDIN FİLİZ
AYDINLIK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kılıçkıran 2 ay önce

aydınlık/perinçek grubu ulusalcı-mulusalcı değil maocu komunistlerdir,inceleyebilirsiniz.bizim dünya kadar yazanımız,yazacak olanımız vardır.böyele saçma yazıları birşeymiş gibi bu siteye koymayın lütfen.