Medyada Din ve Din Adamı Algısı

Birey ve toplumun hayata bakışını, rutinleşen yaşam döngüsüne etki eden kitle iletişim araçlarından hiç kuşkusuz biri de televizyondur. Hem göze hem de kulağa hitap ettiği için insanlar üzerindeki etkisi her geçen gün artmaktadır. Televizyonun birey ve toplum üzerindeki etkilerinin başında yönlendirme ve kamuoyu oluşturma gücü gelmektedir. Bu nedenledir ki televizyon yayınlarının, etkileri üzerinde sürekli tartışmalar yaşanmaktadır.

Türkiye’de geçmişten beri televizyon programları oluşturulurken, dine ve din adamlarına karşı olumsuz tavır sergilenmiştir. Din adamları; kadın düşkünü, çıkarcı, vatan haini, menfaatçi, gerici ve çirkin yüzlü insanlar olarak tasvir edilmiştir. Yapılan birçok filmlerde din adamlarının pozitif eğitime karşı oldukları safsatasını milletimize ezberletmeye çalıştılar. Uzun yıllar izleyiciyi güldürmek için filmlerde de din adamları sapkın rollerde gösterilerek toplumdaki din adamı algısına zarar verilmiştir. Dine ait olan birçok şeyin artık kullanılmaz olduğu imajı vurgulanmaya çalışılmıştır.

Türk sinemasının ilk ürünlerinin ortaya çıktığı 1920’lerden başlanarak Milli mücadele yıllarını konu alan filmlerde yine din adamları vatan haini ya da milli mücadele ruhuyla bağdaşmayan tipler olarak gösterilmiştir. 1923 yılında Muhsin Ertuğrul’un yaptığı Ateşten Gömlek adlı filmde Kuvâ-yi Milliyecilerle Hilafetçiler arasındaki mücadele konu edilir. Burada din adamları hilafetçi ve hain olarak gösterilip vatan bunların elinde kurtarılmıştır izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır.  Yine Halide Edip’in romanından sinemaya uyarlanan Vurun Kahpeye adlı filmde din adamı rolündeki ‘’Hacı Fettah Efendi’’ tiplemesi Yunan işbirlikçisi ve vatan haini olarak gösterilmiştir. Bu tür filmlerde din adamları, belli bir ideolojinin etkisiyle sürekli karalamalara maruz kalmıştır.

Oysa milli mücadelede din adamları büyük bir rol üstlenmişlerdir. Mehmet Akif Ersoy’un Kastamonu Nasrullah Camiinde verdiği vaazlar çoğaltılarak Anadolu’ya dağıtılmıştır. Bunun yanında Ankara müftüsü Rıfat Börekçi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi vb. birçok din adamı milli mücadelede aktif rol almışlar, milletimizin milli ve manevi duygularının imarında önemli görevler üstlenmişlerdir. Örneğin İzmir  Müftüsü Rahmetullah Efendi, işgal öncesinde düzenlenen mitingde vatan sevgisini konu alan coşturucu  bir konuşma yapmıştır. Manisa Müftüsü Alim Hoca işgal sonrası çalışmaları dolayısıyla Yunanlılar tarafından idama mahkum edilmiştir. Maraşlı Sütçü İmam'ınFransızlara karşı verdiği mücadele herkesçe bilinir. Ayrıca Erzurum Kongresinde  oynadığı rol ve Atatürk'e verdiği destek bakımından Hoca Raif (Dinç) Efendi anılmaya değerdir. Burada bir kaçının isimlerini verdiğimiz  din adamları, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin yanı sıra Millet Meclisi'nde önemli görevler almışlardır. Nitekim ilk Mecliste 60'ın üzerinde Din adamı Milletvekili bulunmaktadır. Din adamlarımız  "Hakkıdır Hakka Tapan Milletimin İstiklal!" duygusu ve coşkusu içinde milli mücadeleyi desteklemişlerdir.

Ancak zamanla Türk Sinemasında hakim din ve din adamı algılarında zaman zaman klişeleşmiş portrelerin ötesine geçen yapımlar ortaya çıkmış, bu alandaki müsbet değişimin öncülüğünü yapar hale gelmişlerdir. Yücel Çakmaklı, “Küçük Ağa” (1983) filmi ile beyazperdeye taşıdığı vatanperver din adamı portresini “Sahibini Arayan Madalya” (1989) filmiyle devam ettirdi.

 

Sinemamızda yine dindar karakterler maksatlı olarak, uç bir nokta olan, karacahil, yeniliklere tamamen kapalı olarak  ekrana yansıtılmaya,bilgiye direnen eli tesbihli,takke ve takunyalı,cübbe sarıkla dolaşan sakalı ile itici,bir o kadar da ilimi ve feni dışlayan sanatı hor gören ve topluma faydalı olma gibi bir gayesi bulunmayan tiplemeler olarak milyonların zihnine işlenmeye çalışılmıştır.Aynı şekilde bu tür filmlerde  birçok mekan kullanılırken,dini mekan olarak camiler sadece,başı sıkışanın gittiği yerler olarak hafızalarda kalmıştır.

Ayrıca Yeşilçamın usta oyuncularından olan Şener Şen ve Kemal Sunal’ın rol aldığı komedi filmlerinde köy imamları ve dindar karakterler Kibar Feyzo filminde de olduğu gibi para düşkünü çıkarcı ve yalancı olarak tasvir edilmiştir.  İzleyiciyi güldürmek için din adamlarına negatif yakıştırmalar maksatlı yapılmıştır.

 Toplumdaki ekonomik sıkıntıları konu alan filmlerde de yine din adamları nasibini almaktadır. Yine Kemal Sunal’ın rol aldığı Kiracı filminde ev sahibi elinde tesbih dindar bir kişilik olmakla beraber aynı zamanda kiracısına sürekli zorluk çıkaran çıkarcı biri olarak izleyici karşısına çıkmaktadır.

 Yine geçmişte yapılan dini filmlerde dahi oldukça bayağı, cahilce ve araştırmaya gerek dahi duyulmadan oluşturulmuş sahneler karşımıza çıkmaktadır.Örneğin: Hazreti Ömer rolündeki oyuncu önünde durduğu evin kapısını çalar. Ev sahibi hâliyle “Kim o?” diye sorar. Ömer cevap verir: “Ben Hazreti Ömer radiyallahu anh.” Şeklindeki bir senaryonun dini kavramlara ve bunların kullanım şekline ne kadar uzak olunduğunun basit bir örneğidir.

 Din adamlarını rencide edici filmler sadece geçmiş dönemlerde kalmamıştır. Günümüzde yapılan filmlerde de dini değerler ve din adamları toplumu eğlendirmek için komedi unsuru olarak kullanılmaktadır.

Yakın zamanda çekilen Vizontele filminde köyün imamı yeniliklere kapalı, geri kafalı ve kekemeliği ile de alay konusu yapılan bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Yakın dönem filmlerinde ve televizyon dizilerindeki dini bütün insaların prestijini göz ardı edemeyiz. Ekmek Teknesi'ndeki Nusret Baba, Kurtlar Vadisi'ndeki Ömer Baba, Deli Yürek'teki Kuşçu gibi tipler, halkın aşina olduğu bilge insanlardı. Özellikle Ömer Baba'nın yer yer Mevlânâ başta olmak üzere mutasavvıflara atıf yaparak kıssaları tahkiye etmesi; yer yer de ney üfleyip ebru yapması, gelenekle modern hayatın barıştırılması gibi önemli bir sembolleri taşıyordu ekrana. Bu tipler, muska yazan, üfürükçülük yapan klişeyle milletimizin üzerindeki kötü etkisi kırılmaya çalışıldı.

Din ve din adamları toplumumuzu oluşturan önemli dinamiklerdir. Değerlerimizi reytinglerden önde tutup hassasiyetlerimize karşı duyarlı olunmalıdır. Din adamlarını kötü göstermek milletin dine olan güven duygusunu zedeler ve manevi değerlerimize karşı ön yargıların oluşmasına sebep olur. Milleti din adamlarından dolayısıyla da dinden uzaklaştırmak istendi.Televizyon programlarındaki din adamı imajının düzeltilmesi gerekmektedir. Bu konuda önemli görev yayın kuruluşu sahiplerine ve film yapımcılarına düşmektedir. Din adamlarının karalanmasına son verilip hak ettikleri değer verilmelidir. Bunun gerçekleşmesi için; televizyon yapıtlarında İslam dininin aslına uygun düşmeyen yayınlara karşı dini iyi bilen ve bu bilgisiyle teknolojiyi birleştirebilen kimselere ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan dolayı iletişim fakülteleri ile ilahiyat fakültelerinin ortak işbirliği ile bu alanda personel yetiştirilmelidir.

Erhan Aydın

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.