Laikliğe Layık Değiliz / Erol Çalı
  Bir kısırdöngü olan Laiklik meselesi, tartışanların samimi olmadığı, kendi arzu ve heveslerine perde yaptığı çok bilinmeyenli bir denklem. Ne savunanlar laikliği biliyor, ne de tenkit edenler. Laiklik, ne İslam’ın zıttı, ne de benzeridir. İslam ezel kadar eski, ebed kadar yeni, saf ve berrak bir dindir. İslam’ın sağına soluna, önüne arkasına konulacak “izm” desteğine ihtiyacı yoktur. İslam, ifrat ve tefritten uzak, daima orta noktayı temsil etmiştir. İslam, ne sosyalizm, ne materyalizm, ne kapitalizm, ne ferdiyetçi, ne devletçi, ne mutlakiyetçi, ne dinci, ne ruhbanlık ne cebriyeci olan bir din değildir. İslam, akıl, şehvet ve gazap gibi insanı insan eden duyguları, Allah’ın razı olduğu ve insanlığın selameti uğrunda sağlıklı kullanmayı emreder. İslam toplumu değil, ferdi muhatap alır. İslam, yaşatılması gereken değil, yaşanması gereken, şahsi mesuliyeti esas alan bir dindir. İslam’ın diğer inançlara sağladığı hürriyeti, hiçbir din ve rejim sağlamamıştır. Bir insan, Şeriat’ın hakim olduğu bir devlette yaşarsa Cennet’e; Ateizm’in yaşandığı bir devlette yaşarsa Cehennem’e gidecek diye bir kural yoktur. Kişi, hangi rejimde yaşarsa yaşasın, Allah’ın Kur’an’da belirttiği dini vecibeleri yerine getirmekle sorumludur. İslam’ı yaşamayanlar, vicdanlarının baskısından kurtulmak için, başkalarına İslam’ı zorla yaşatarak kurtulacaklarını zannederler. Müslüman dünyanın asırlardır yaşadığı din, İslam’la bağdaşmadığı için, İslam adeta Müslüman topluma küsmüş, çekilmiştir. Bu konuyu Bediüzzaman Said Nursi çok güzel özetlemiştir. “İslamiyet’in özü ve aslını terkettik. Kabuğuna ve şekline önem verip aldandık. Hem yanlış anlayıp, hem de yanlış temsil ettiğimiz için, İslam’ın bize kazandıracağı hürmetten mahrum kaldık. O da bizden nefret ederek evham ve hayal bulutlarına büründü, kendini sakladı. Zira biz, menkıbeleri, dinin esaslara; hikayeleri, dinin akidesine; mecazi olayları da, gerçekle karıştırdık. İslam da bizi dünyada terbiye etmek içini zillet ve sefillikle cezalandırdı…”(Muhakemat) Bedizüzzaman, Müslüman toplumların maruz kaldığı zilletin, zulmün, ve ezikliğin sebebini dışta değil, içte aramıştır.
17.yy’a kadar kiliselerin taassup ve baskısıyla yaşayan batı dünyası, dinde reform yapmadan gelişemeyeceğini anladı ve bedel ödeyerek bu çelikten taassup perdesini parçaladı. Laiklik, bilime ve bilim adamına düşman olan kilise hakimiyetini kırmak için batı aleminin can simidi oldu. Ne enteresandır ki, aynı tarihlerde Osmanlı devleti de sanayi devrimine ayak uyduramamış, askeri ve siyasi alanda gerileme başlayınca, dini taassup başlamıştır. Siyasetin değişmez kaidesi, devletler güç kaybettikçe, yıkılışı engellemek veya uzatmak için, halkın inançları üzerinden politika geliştirir. 20.yy’a gelindiğinde medreseler ve dini kurumlar adeta devlet politikasına maşa olmuştu. Enkaz haline gelen dini kurumlar ıslah edileceğine, yıkılışın ve gelişmenin suçlusu gösterilip, asıl düşman haline dönüştürüldü. Batıda reform hareketleriyle Hristiyanlık mahkeme edilirken, bizde idam edilen İslam oldu. Laiklik ilkesi, Tanzimat’la yerleştirilmişti. Cumhuriyet’te ise “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak sunuldu, ama dini hassasiyeti yüksek insanlar, devlete düşman ilan edildi. Yani kuruluş gayesi ile uygulanış şekli tamamen zıttı. Laiklik, Müslümandan başka bütün dinlere özgürlük tanıdı. Alimlerin asılması, Kur’an’ların yasaklanıp, yakılması, Ezan ve ibadetin Türkçeleştirilmesinin laiklikle ne ilgisi olabilirdi? Bu akıl dışı politikalar, maalesef ardında siyasal İslam’ı besledi. “Allah” demenin yasak olduğu toplumda, İslam’la alakası olmayan politikacılar için çok kalabalık bir siyasal İslam tabanı oluşturuldu. Yasaklar, daha çok cazibeli olduğu için, İslam, istismara müsait bir din haline geldi. Şimdi laikler ayıklasın pirincin taşını. 
Ekilen kin ve nefret tohumlarından, muhabbet çiçeği bitmez. Laiklik gerçek manada uygulanırsa, hürriyeta aşık Türk toplumu için bir nimet olur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.