Kerkük: Zengin ve Huzursuz Şehir-Hüseyin Raşit Yılmaz

Dünya petrol rezervinin %10’u Irak’ta bulunuyor; Irak petrol rezervinin neredeyse yarısı ise Kerkük’te. Kerkük’ün bugün itibariyle heterojen hale gelmiş nüfus yapısı ve üzerinde hak iddia eden üç ana unsurun varlığı bu zenginlikle birleşince çatışma potansiyeli bakımından dünyanın en hassas şehri olarak tanımlanabilir hale geliyor.

Irak nüfusunun %60’ını oluşturan Şiilerin iktidarındaki Bağdat’ın, 2003’teki desteklerinin karşılığını kuzeyde ve merkezde cömertçe alan Kürtlerle yaşadığı problemlerin de merkezinde yer alıyor Kerkük. Geçtiğimiz bahar aylarında merkezi hükümetin kurduğu Dicle Operasyonlar Komutanlığı birlikleriyle peşmerge kuvvetleri arasında yer yer çatışmaya varan gerginlikler yaşanmış, karşılıklı sert açıklamalarla tırmanan süreç Amerika’nın müdahalesiyle dondurulmuştu. 2005 Irak Anayasası’nın 140. maddesi uyarınca Kerkük ve çevresinin geleceği bölgesel referandumla belirlenecekti. Ayrıca ülke genelinde üç parçalı bir federatif yapı öngörülüyordu. Aradan geçen zaman zarfında sadece kuzeyde öngörülen federatif yapı oluştu, Bağdat ve Basra merkezli diğer yapıları meydana getirmeye dönük bir çalışma yapılmadı. Bunda Maliki yönetiminin merkeziyetçi politikalara ağırlık vermesinin payı büyük. Kürtlerin ısrarla istediği referandumla ilgili özgüvenlerinin arkasında ise son on yılda iki katına çıkan Kerkük nüfusu bulunuyor.

2003’te Kerkük’e ilk giren kuvvetler Celal Talabani’ye bağlı peşmergelerdi. İlk iş olarak şehrin nüfus, tapu ve adliye arşivlerini ele geçiren peşmerge kuvvetleri Türkiye’nin tepkisi üzerine şehir merkezinden geçici olarak ayrılmıştı. Kuzeydeki Kürtler için Kerkük anlamını Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin: “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir.” İfadesinde bulan romantik bir hedef değil sadece. Devasa petrol yataklarıyla “yeni bir ülke”  inşa edebilecek finans kaynağı aynı zamanda. Bunun için zaten fiilen hakim oldukları Kerkük’ün yasal olarak da kuzeye katılması için savaşı göze alabileceklerini dile getiren açıklamaları sıklıkla yapıyorlar. Araplar içinse Kerkük Kürtlere bırakılamayacak bir hazine. Üretimi son derece kısıtlı, doğal kaynaklara bağımlı Irak için Kerkük’ün kaybı yalnız merkezi hükümetin hakimiyetinin daralması anlamı taşımıyor, bununla birlikte açık bir fakirleşme de demek. Bu bakımından önümüzdeki günlerde dondurulmuş çatışmanın devamı sürpriz olmasa gerek. Türkmenlerin durumu ise daha çok uzun soluklu bir trajedi gibi. 1926’da Ankara Antlaşması ile Irak üzerindeki haklarından vazgeçen Türkiye’nin bakiyesi olarak hem İngiliz mandası hem Irak Krallığı  hem de cumhuriyet ve Baas dönemlerinde ciddi mağduriyetler yaşadılar. Bölgeye gelişleri 11. yüzyıla kadar uzanan Türkmenlerin Saddam Hüseyin döneminde oldukça yoğunlaşan asimilasyon politikalarına ve büyük kamulaştırma hareketleriyle ellerinden alınan arazilerine rağmen yakın zamana kadar şehrin iktisadi ve kültürel hayatında en etkin grup olduğu söylenebilir. 1918’den bugüne Türkiye’nin bu mağduriyetleri giderici bir adım attığını söylemek pek mümkün değil.

1926 Türk-İngiliz-Irak Antlaşması’nda olduğu gibi, 1937 Sadabat Paktı, 1946 Türk-Irak Dostluk Antlaşması ve 1959 Bağdat Paktı’nda Türkmenlerle ilgili hiçbir hüküm yer almamıştır.1

2003 öncesinde şehir nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Türkmenler son yıllardaki yoğun göçlerle azınlık haline geldiler. Kerkük ve çevresinde yoğunlaşan ağır baskılarla karşılaştılar. Önde gelen Türkmen liderlerden Mehdi Beyatlı, Hüseyin Abbas, Mustafa Kemal Yayçılı, Ahmed Necmeddin suikaste kurban gitti. Haziran’da Türkmenlere yönelik saldırıları telin eden bir protesto gösterisinde canlı bomba saldırısıyla hayatını kaybeden Irak Türkmen Cephesi Başkan Yardımcısı Ali Haşim Muhtaroğlu bu olaydan bir kaç ay önce başka bir saldırıdan yaralı olarak kurtulmuştu. ITC başkanları arasında ise neredeyse birkaç bombalı saldırıya uğramayan isim yok. Faruk Abdullah Abdurrahman, Sadettin Ergeç ve halen cephenin başkanlığını sürdüren Kerkük milletvekili Erşed Salihi pek çok suikast teşebbüsüne uğradı. Kerkük’te bilhassa Türkmenlere yönelik adam kaçırma eylemleri neticesinde bazı yerel kaynaklara göre on milyonlarca dolar fidye ödendi.

Farklı dönemlerde Türkmenlerin haklarının tanınmasına yönelik “yazılı” adımlar da atıldı. Ama bu adımlar tam olarak “yazılı” halde kaldı, fiili olarak herhangi bir yansıması olmadı.

1920 Geçici Irak Anayasası ile Irak halkının Arap, Türkmen ve Kürt unsurlarından oluştuğu kabul edilmişti. Anayasanın 14. Maddesi Türkmenlerin ana dilleri ile öğretim yapmalarını kabul ettiği halde buna müsaade edilmedi. Milletler Cemiyeti’ne üye olması ve bağımsızlığını elde etmesi üzerine, Irak Krallığı 30 Mayıs 1932 tarihinde Bağdat’ta bir deklarasyon yayınlamıştı. Kifri ve Kerkük’te Arapça ile birlikte Türkçe ve Kürtçe resmi dil oluyordu. Deklarasyon bu haliyle, Irak Türkmenlerinin siyasi, kültürel ve sosyal haklarını içeren bir belge niteliği taşıyordu.2

Tıpkı 1920 ve 1932’deki gibi 2012’de Irak Parlamentosu’nda ve 2013’te Bakanlar Kurulu’nda Türkmen varlığını ve haklarını tanımaya yönelik alınan kararlar da uygulamaya konmadı.

Irak hemen hemen her siyasi, dini, nesebi grubun kendi milis kuvvetlerine sahip olduğu bir ülke. Merkezi ordudan sonra en büyük askeri güç kuzeydeki bölgesel yönetimin elinde. Bununla birlikte büyük partiler, aşiretler ve mezhepsel grupların hatırı sayılır silahlı güçleri bulunuyor. Kerkük’ün geleceği konusunda ise tüm bu yapıların farklı görüşleri var. Bu halde taraflardan birinin bir oldu-bittiye kalkışması yahut referandumla dahi olsa tek bir tarafı memnun edecek bir çözümün öne sürülmesi boyutları “iç savaş”a varabilecek bir çatışmanın başlangıcı olabilir.

Bu yazı ilk olarak TEPAV tarafından yayınlanmıştır.

______________________________

1- Macit Çobanoğlu, Türkiye-Irak İlişkilerinin Dünü, Bugünü, Yarını, İstanbul, 1994, s.177

2- Suphi Saatçi, Tarihi Gelişim İçinde  Irak’ta Türk Varlığı, İstanbul, 1996, s.197

www.turkyorum.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.