Kerimov: ‘Özbek tipi’ demokrasinin mimarı

  Güçlü ordusu, dinamik nüfusu ve stratejik coğrafi konumu ile Orta Asya’da aranan bir stratejik partner Özbekistan. Bölgede her dönem İslami bir çekim merkezi olagelmiş güçlü manevi bir iklime de sahip. Ülkenin bağımsızlıktan bu yana tek lideri olan İslam Kerimov’un ölümü sonrası “Şimdi ne olacak?” sorusu zihinlerde...

İslam Kerimov, 1989’da Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından Özbek Komünist Parti Genel Sekreterliği’ne getirilmesinden hayatını kaybedene dek ülkesinin bağımsızlık sonrası sürecinde iç ve dış politikaya yön veren tek isim oldu.

25 yıllık iktidarı boyunca Kerimov ulus devletin inşası, iç ve dış tehditlerin belirlenmesi ve tanımlanan bu tehditlerle kimi zaman “kendine özgü mücadele yöntemlerinin” geliştirilmesi konusunda geniş imkânlar yarattı. Kerimov kişisel tarihini ülkesinin kaderiyle birlikte yazdı.

Kerimov, 1991’deki bağımsızlık sonrasında Özbekistan ekonomisi, sosyal dokusu, dış politikası başta olmak üzere hayatın her alanını doğrudan etkiledi, seçimleri Özbekistan’ın geleceği açısından silinmez izler bıraktı. Bir başka ifade ile genç Özbekistan Cumhuriyeti’nin tarihi İslam Kerimov’un kaleminden çıktı. Kerimov’un ülkeye dair seçimlerine kimi dönemlerde kişisel tehdit algıları da etki etti.

Kerimov, uluslararası kamuoyu tarafından bu anlamda dayatılan hiçbir söylemi kabul etmedi. Onun yerine bu kavramları kendine özgü yorumlamayı tercih etti, bu kavramların 'Özbek tipi' versiyonları böyle doğdu.
Kerimov ve “Özbek tipi” demokrasi, insan hakları

Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov’un en temel tezi, her devletin farklı tarihsel, kültürel ve sosyal yapıya sahip olması ve bu nedenle de “tek tip şartlara sahip” kavramların bir baskı unsuru olarak kabul edilemeyeceği üzerineydi. Kerimov iktidarı döneminde, örneğin Norveç ile Özbekistan’ın demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü başta olmak üzere pek çok temel konuda karşılaştırılamayacağını savundu. Zira Kerimov’a göre Özbekistan’ın deneyimleri, coğrafyasının omuzlarına yüklediği şartları, sosyal koşulları Norveç’ten oldukça farklıydı. Bu değerlendirme en çok kalkınma, insan hakları ve demokrasi kavramları için işletildi.

Kerimov, uluslararası kamuoyu tarafından bu anlamda dayatılan hiçbir söylemi kabul etmedi. Onun yerine bu kavramları kendine özgü yorumlamayı tercih etti, bu kavramların “Özbek tipi” versiyonları böyle doğdu. Özbek lider, iç politikada istikrar ve güvenlik vurgusunu hep ön planda tuttu ve her türlü eyleminin gerekçesini bu iki temel unsura dayandırdı. Batı kaynaklı eleştirilerin temelinde yer alan “hak ve özgürlüklere dair kısıtlamaları” ülkede yerel temellerinin var olduğu inkâr edilemeyecek radikal dini akımların ve terörün yaygınlaşacağı algısı ile yönetti.

İslam Kerimov’un Özbekistan iç ve dış politikasına dair yaptığı tercihlerde, radikal dini akımlarla mücadele konusunda hassasiyeti ana belirleyici unsur oldu. Temel paradigmayı ülkesinin iç ve dış tehditlerle çevrelendiği, tek elden ve tavizsiz yönetim anlayışı ile bu tehditlerle mücadele edilebileceği, Batı tipi modern kavramların bu cephede delikler açacağı bu nedenle de tehlikeli olacağı algısı üzerinde şekillendirdi.

Kendine yeten ekonomi

Ekonomi ve sosyal politikalarda Sovyet mirasını toptan reddetmedi, var olan kurumları yeni koşullara uyarlamayı tercih etti. Bağımsızlık sonrasında Özbek ekonomisi diğer Orta Asya cumhuriyetleri ile kıyaslandığında istikrarlı bir büyüme yakaladı. “Kendine özgü” ekonomik sistemi aslında sosyalist sistemi anımsatıyordu. Enerji, gıda, makine-teçhizat, kimya, metalürji ve tekstil öncelikli sektörler olarak belirlendi. Diğer Orta Asya Cumhuriyetlerinde olmayan otomotiv sektörü Özbekistan açısından bir fark yarattı. Enerji ve gıda alanına kendi kendine yeterlilik hedeflendi ve bu hedeflere kısmen ulaşıldı. Net verilere ulaşmak zor olsa da kişi başına düşen milli gelir arttı. Ekonomi kendi kendine ayakta kalmayı başardı.

Kendisinin Özbek modeli olarak tasarladığı gelenekselci sistemi devletin her faaliyetinde uyguladı. İç ve dış tehditlere karşı kendisini bölgesel ve küresel gelişmelerden izole etmeyi tercih etti, bu süreci de “Özbek Modeli”nin bir parçası olarak sundu. Sovyetlerden kopuş ve ulusun yeniden inşa sürecinde Özbek kimliğinin yeniden canlandırılması için diğer Orta Asya Cumhuriyetlerinde olduğu gibi Kerimov’un konuşma ve söylemleri ana referans olarak kabul edildi. Özbek lider, tarihi referansları ve Özbeklik vurgusunu sıklıkla kullanıldı.

İnsan hakları ve demokratikleşme, 25 yıllık Kerimov yönetimine yöneltilen eleştirilerin odağındaki kavramlar oldu. Bu tür baskıların yoğunlaştığı dönemlerde Özbekistan dış politikası da keskin dönüşler yaşadı. Özellikle Gürcistan ve Ukrayna’nın ardından Kırgızistan’ın da sivil devrim dalgasına katılması sonrasında dış politik dalgalanmalar arttı. Bölge yönetimlerine karşı demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesi taleplerinin artmasına yol açan “devrim baskısını” en çok hisseden bölge cumhuriyetlerinden birisi Özbekistan oldu.  Nüfus, ekonomik, askeri ve siyasi güç açısından Orta Asya’nın lider ülkesi olarak tanımlanan Özbekistan bölgede artan devrim baskısını bir iç talepten çok dış politik dayatma olarak okudu.

Kerimov rejimi, bağımsızlık sonrası süreçte Özbek iç politikasında bir yandan Afganistan kaynaklı radikal terör örgütlerinin özellikle Fergana Vadisi’ne sızmalarına karşı mücadele ederken diğer yandan da kendisine karşı gelişebilecek muhalif hareketleri engellediği suçlamalarına muhatap oldu.

Devrim korkusu ve Batı’dan uzaklaşma

Aslında Kerimov dış politikada klasik Rusya Federasyonu-ABD-Çin dengesini korumayı temel prensip olarak ortaya koymuştu. Ancak, 11 Eylül terör olaylarının hemen sonrasında Afganistan operasyonunun gündeme gelmesi ile Özbek dış politikasında yeni bir boyut açıldı.

Özbekistan, Karşi-Hanabad Üssü’nü ABD’nin kullanımına açarak ilk defa bölge dışı küresel bir aktörle yakın bir ilişki modeli geliştirdi. Ancak ABD’nin yaşanan balayı sürecinin ardından, ‘beşinci kol’ olarak adlandırabileceğimiz sivil toplum kuruluşları (STK) vasıtasıyla Özbekistan’a Batı tarzı demokrasi getirme gayretleri, Kerimov iktidarı tarafından kendi rejimine yönelik bir tehdit olarak algılandı.

Semerkand doğumlu Kerimov’un iktidarı döneminde klanının yıldızı parlarken, vefatı sonrasında Taşkent ve Fergana klanlarının alacağı pozisyonlar büyük önem taşıyor. Koltuğu devralacak isim üzerinde klanların en az ikisinin uzlaşması elzem görünüyor.
Ardı ardına yaşanan devrimlerin etkisiyle Taşkent ABD’den uzaklaşarak Rusya-Çin eksenine geri döndü. Devrimlerin tetikleyicisi olduğu düşünülen Soros Vakfı’nın ülkedeki faaliyetleri yasaklandı. ABD merkezli dış politikadan uzaklaşmaya çalışan Taşkent bu amaçla, önce üyesi olduğu fakat 2002’den beri fiilen çalışmalarına iştirak etmediği Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova ile bir araya gelerek oluşturdukları GUUAM’dan Mayıs 2005’te ayrıldı. Ardından 2001’de üyesi olduğu, Çin-Rusya etkisinde faaliyet gösteren Şanghay İşbirliği Örgütü’nün çalışmalarına daha aktif iştirak etmeye başladı. 2004 ortalarından itibaren ABD, NATO, Batılı devletler ve kurumlarla ilişkilerini sınırlı bir düzeye çekti.

En büyük dönüşüm ve tepki ise Mayıs 2005’te Andican’da yaşanan olaylar sonrasında ortaya çıktı. Bu süreçte Batı bloku ile birlikte hareket eden Türkiye’nin Özbekistan ilişkileri de büyük yara aldı. Kerimov’un radikal dinci teröristler olarak adlandırdığı pek çok Özbek vatandaşının hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olaylara ilişkin Batılı ülkelerin soruşturma açılması isteklerine Kerimov Yönetimi’nin sert karşılık vermesi, Batı-Kerimov arasındaki gerilimi geri dönülemeyecek bir mecraya soktu. Bu büyük trajedi sonrasında Kerimov’un ve ülkesinin güvenlik tehlikesi algısı perçinlendi ve içe kapanma süreci hızlandı. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok potansiyel ortakla ilişkiler minimum seviyeye çekildi. Özbekistan dış politikasının ön koşulu, “Özbekistan’ın kendisine özgü koşullarının kabulü” olarak net şekilde ortaya kondu.

Kerimov’un yerini kim alacak?

Özbekistan Cumhuriyeti’nin tarihi aslında bir anlamda lideri İslam Kerimov’un kişisel tarihi olarak görülebilir. Kerimov, Özbekistan’ın devletleşme sürecinin tek belirleyicisidir. Kerimov sonrasının tek belirleyicisi ise yine kurduğu sistem olacaktır.

Sistem mevcut ve potansiyel tehditlerle etkin mücadele için devlet başkanlığı makamını geniş yetki ve ayrıcalıklarla donatmıştır. Sistemin koruduğu bu yetki ağı Kerimov sonrasına dair de önemli ipuçları veriyor. Kişisel bir takım uygulama farklılıkları elbette söz konusu olabilir. Ancak Türkmenistan örneğinde de tecrübe edildiği gibi Özbekistan’da da dış politikada meşruiyetin, iç politikada güvenliğin ve bölgeye dair temel algıların korunacağı öngörülebilir.

Özbekistan, güçlü yerel bağları ifade eden ve çoğunlukla vatandaşlık bağından bile önde sayılan 7 büyük soy, sülale yani klandan oluşuyor. Bunlar arasında öne çıkanlar Taşkent, Fergana ve Semerkand klanları.

İç politikada, Kerimov sonrasında güç paylaşımı için klanlar çekişmesinin alevlenmesi güçlü bir ihtimal. 1980’lerin başlarında ülkede yaşanan pamuk skandalı sonrasında Sovyetler Birliği yöneticilerinin de müdahalesi ile Fergana klanının etkinliği kırılmıştı. Fergana klanı radikal akımları beslediği iddiası ile güç mücadelesinden oldukça dışlanmış görünüyor. Kerimov’un 25 yıllık iktidarının en büyük başarısı ülkenin en büyük iki klanı olan Semerkand ve Taşkent klanları arasındaki güç mücadelesi ve çekişmeyi ustaca yönetmiş olması.

Semerkand doğumlu Kerimov’un iktidarı döneminde klanının yıldızı parlarken, vefatı sonrasında Taşkent ve Fergana klanlarının alacağı pozisyonlar büyük önem taşıyor. Koltuğu devralacak isim üzerinde klanların en az ikisinin uzlaşması elzem görünüyor. Bugün, özellikle kurulan güvenlik ağında hem Taşkent hem Semerkand klanının temsilcileri etkin pozisyonlarda görece bir denge içerisinde.

En kritik soru elbette, Özbek liderin koltuğuna kimin oturacağı, hangi klanın yeni ismin belirlenmesinde daha etkin olacağı. Yine Kerimov ekibinden ve ülkede istikrarı ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlayacak olan güvenlik ağına hakim, yani sistemin içinden bir isim Özbekistan’ın yeni yüzü olabilir. Güç dengesi sağlanarak, Kerimov sonrasında tıpkı Türkmenistan’da yaşanan süreç gibi, üçüncü ve az bilinen bir isim üzerinde klanların uzlaşısı da gündeme gelebilir.

Gökçen Oğan, Orta Asya uzmanı, araştırmacı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak görev yaptı. Çeşitli araştırma merkezlerinin Avrasya danışmanlığını üstlendi. Oğan, halen Orta Asya, Afganistan ve Pakistan merkezli çalışmalarını sürdürüyor.

Al Jazeere Turk
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.