Kasım saldırıları Reyhanlı ilişkisi

Türkiye haftalardır Reyhanlı saldırısını, nedenlerini, yaşananları anlamaya çalışıyor. Olayın yaşandığı ilk hafta, istihbarat servislerinin medyaya servis ettiği bilgilerin yarattığı kirlilik, olayı daha da karmaşık hâle getirdi.  Bu bilgi kirliliğinin ortasında, Taraf gazetesi, tıpkı Uludere’de olduğu gibi iğneyle kuyu kazarak,  gerçeğin peşine düştü. Devletin, kurumlarıyla topyekûn örtmek istediği örtüyü araladı. Yeni bilgiler verdi, sorular sordu.

Reyhanlı saldırısının hemen ardından hükümet, MİT ve bu kurumlara yakın kalemler, pek de anlamadığımız bir şekilde “Reyhanlı’yı neden kurcalıyorsunuz? Fail de fiil de belli” demeye başladılar. MİT’in araç plakaları dâhil istihbaratı aldığını, Emniyet’e durumu günler öncesinden bildirdiğini, bombanın Emniyet’in ihmali sonucu patladığını iddia ettiler. MİT’e ait olduğu iddia edilen bir rapor da iki gazeteye sızdırıldı.


“Bu kadar istihbarata rağmen saldırı neden önlenemedi”
, sorusuna da yine o bildik cevabı tekrarladılar; “Olayı kurcalamaya gerek yok. Failleri de yakaladık, olayı da çözdük. Bu soru anlamsız.”

Bu cevap karşısında iktidarın ve MİT’in telaşını anlayabiliyordum. Ancak medyadaki kalemleri neden telaşlanmıştı doğrusu çözemedim. Onların anlamsız bulduğu sorunun peşini bırakmadık. Bırakmadıkça da halının altına gizlenmeye çalışılan “gerçeği” ucundan yakaladık.

Önce MİT’e ait olduğu iddia edilen raporun MİT değil, Emniyet’e ait olduğu ortaya çıktı. MİT’in saldırıyı gerçekleştiren isimleri saldırıdan günler önce takibe aldığı, telefonlarını dinlediği anlaşıldı. Emniyet’le bilgilerin patlamadan saatler önce kısmen paylaşıldığı göründü. Basına yansıtılan MİT raporunun, Reyhanlı’yı değil, yemleme amaçlı, saldırıyı gizlediği ortaya çıktı. Devletin Uludere’de olduğu gibi bazı gerçekleri sakladığı anlaşıldı.

Birileri bu yazdıklarım üzerine yine “Emniyet’in sözcülüğünü yapıyorsun” diyecektir. Daha önce de yazdım. Bu ve buna benzer ithamları ciddiye almıyorum. Ergenekoncu ve Balyozcuların yaptığı benzer psikolojik operasyona alışkınım. Her şeyin de farkındayım. “Emniyet, Cemaat” psikolojik operasyonuna inat, gerçeğin peşinden koşacağım.

Bugün sizlere, 15 Kasım saldırıları öncesi MİT ve Emniyet arasında yaşanan bir krizi paylaşacağım. O olayın, Reyhanlı’yla benzerliğine dikkat çekeceğim.

Hatırlarsınız. 15 Kasım 2003 tarihinde bomba yüklü iki araç, Neve Şalom ve Beth İsrail Sinagogu’na saldırdı. Patlamanın ardından 27 kişi hayatını kaybetti. Beş gün sonra bu kez 20 kasımda, İngiltere İstanbul Başkonsolosluğu’na ve HSBC Bankası’nın genel merkezine benzer saldırı düzenlendi. Burada da 30 kişi hayatını kaybetti.

İşte bu saldırılardan önce, İstanbul Emniyet Müdürlüğü kendilerine gelen bir ihbar üzerine, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gitmişlerdi. İhbarı gerekçe gösterip, şahıslarla ilgili mahkeme kararıyla dinleme talep ettiler.

Emniyet’in bu talebini MİT öğrendi. Şahısları kendilerinin takip ettiğini belirtip, DGM’den dinleme izni verilmemesini istediler. DGM talebi uygun gördü ve Emniyet’in talebini reddetti. 


MİT’in izliyoruz dediği işte o ekip, önce iki Sinagoga, beş gün sonra da konsolosluk ve bankaya bomba yüklü araçlarla saldırı düzenledi. 60’a yakın kişi hayatını kaybetti.

Saldırıdan yıllar sonra da Balyoz bavulunda bir gerçek ortaya çıktı. Bir generale ait notta, saldırıdan sekiz ay önce bombaların yüklendiği kimya fabrikasının ismi deftere not edilmişti. Sekiz ay önceki yazılmış bu not gizemi hep korudu. 

Bugün anlaşılıyor ki tıpkı 15 Kasım saldırılarında olduğu gibi MİT yine takip ettiği, telefonlarını dinlediği ekibi kaçırmış. Kamuoyu artık 15-20 Kasım saldırılarının ne amaçla yapıldığını biliyor. Reyhanlı’nın da benzer ekip tarafından, aynı nedenle yapılmış olma ihtimali yüksek. Ergenekon’da temizliğin yapılmadığı tek kurumun MİT olduğunu da not olarak düşelim.

O gün kendilerine kurulan kumpası geç de olsa anlayan iktidar, bugün ortada oynanmaya çalışılan oyunu pek de anlamış gibi gözükmüyor. Hakan Fidan “hastalığı” sanırım gözlerini kör edecek. Böyle devam ederlerse daha çok Reyhanlı yaşanacak gibi.

 


O kişi Turgut Yılmaz değil

Haftalar önce CNN Türk’te Enver Aysever’in hazırladığı Aykırı Sorular programına konuk oldum. O programda, 2000 yılında yaşanan bir akaryakıt kaçakçılığından bahsetmiş ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın soruşturduğu bu dosyanın, bu ülkede Başbakanlık yapmış bir kişinin kardeşine dokunduğu için kapatıldığını söylemiştim.

Geçen hafta Turgut Yılmaz aradı; “Bu kişinin ben olduğum yönünde dedikodu var. Hayatımda akaryakıtla ilişkim, aracıma aldığım yakıttan öteye geçmedi” dedi.

Sayın Yılmaz’a bu dedikoduyu düzelteceğimi söyledim. Kendisine de bahsettiğim ismi açıkladım. Programda bahsettiğim kişi Turgut Yılmaz değil. Dedikoduyu çıkaranlar şunu kaçırıyor. Bu ülkede başbakanlık yapıp, kardeşi olan tek isim Turgut Yılmaz değil.  O kişiyi Jandarma da Gümrük çalışanları da çok iyi biliyor.

TARAF
[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.