IŞİD’le Pers-Turan savaşı başlatacaklardı

101 GÜN

Çok şükür.

Musul Başkonsolosumuz ve çalışanlar memlekete sağ salim geldiler.

101 gün sonra da olsa döndüler memlekete. 

Yoğun çalışmalar sonucu insanımızın yüzü güldü. Devlet olarak kan dökmeden vatandaşlarımızı getirdik. Bazıları bu tür işleri Türklerin yapamayacağını düşündüğü için hemen ABD ve CIA yardım etti demeyi yeğliyorlar. Bazıları dizilerin ve sinemanın oluşturduğu algıyı gerçek sanıyorlar. ‘Askeri operasyon nasıl yapıldı’ diye araştırıyorlar.  Bazıları IŞİD ile Türk devletini anlaşma yapmakla suçluyorlar.

Daha önceki yazılarımızda da bahsetmiştik. IŞİD selefi gelenek ile ortaya çıktı. ŞİA şovenizmine karşı kuruldu. Finans konusunu Saddam Hüseyin’in Ürdün’de sürgün yaşayan kızı çözdü. Tabi ki başka finans kaynakları da vardı. Türkiye ile yapılan ticaret, Irak ile yapılan ticaret, Ürdün ve Lübnan ile yapılan ticaret IŞİD’ in finansını sağlıyordu.

Paran varsa bölgede düşmanın da vardır dostun da.

Dostun ve düşmanın varsa sana her tür silahı satan yapılar da oluşur etrafında.  Tabii bir de bu silahları kullanacak eleman gerekmektedir. Savaş turizmi mi dersiniz adına, terör ihracı mı dersiniz bilmem. Ancak IŞİD’ in en büyük personel kaynağı AB ülkeleri, Libya, Körfez ülkeleri, Irak Sünni bölgesi ve Türkiye.

AB ülkeleri ve ABD ısrarla Türk devletini IŞİD’in destekçisi olarak göstermek istiyor. Zamanında ŞİA’yı destekleyerek Irak’da ŞİA şovenizmini oluşturmuşlardı. Şia bu şekilde şımarınca karşısına IŞİD çıktı. Etki tepki meselesi.

Esas istenen IŞİD’ e Türkiye resmi destek verecek, Şia ile savaş haline sokacaklar. Yani Pers Turan savaşı başlatacaklardı.  Türk devleti bu oyunu gayet güzel bozdu. İran ise bu oyunu gördü ve alet olmadı. Ancak Suriye, Irak, Libya kan gölüne döndü.

101 gün.

Filmlere konu olacak mükemmel bir hikaye.

Kalabalık bir rehine grubu,  acımasız bir örgüt. 

Sık sık yer değiştirilerek rehineler canlı kalkan olarak kullanılıyor. Onlarca ekip çalıştı ve kurtarma operasyonu başarı ile tamamlandı.  Bir grup Ürdün’de görüşme yaparken bir grup Katar’da çalıştı, bir grup Suriye’ de çalışırken bir grup Musul’da ki Arap aşiretlerle görüşmeleri  devam ettirdi. Bir grup IŞİD’ in kalbinde yer aldı gerektiğinde vurmak için. 

Türk milletinin bu coğrafyada binlerce yıllık bir dostluk bağı var. Türk milletinin bölgede kimsenin bilmediği kadim dostlukları var. Türk milleti bölgede hep var. Size küçük bir örnekle bu konunun iç yüzünü anlatalım.

2009 yılında İsrail’de iktisad tarihi üzerine araştırma yapan bir grup Türk akademisyen  anlattı olayı. 

Bölgede Musevilerin ellerinde Osmanlıca kaynak olup olmadığı soruluyor. Derken bir adrese ulaşılıyor. Çok yaşlı bir kadın karşılıyor kapıda. İçeride onun oğlu,  orta yaşlarda  ve onun torunu var, genç sayılacak bir yaşta. Aile gözü gibi korudukları küçük bir sandık ve bir mektup olduğunu söylüyor. Kendilerine büyük babalarından emanet edilmiş.  Asla parayla ölçülemeyeceğini söylüyorlar.  Sandığın içinde bölge ile ilgili önemli olmayan belgeler var. Mektup ise daha ilginç. Mektupta Osmanlı devleti emanetçisi olarak atanmış aileye; küçük bir talimat var. Belgede Osmanlı devleti memuru gelince belgelerin bu memura teslim edilmesi hususunda bir talimat, emirde yazılı.

Bu emir ve buyruk ile Osmanlı geri çekildiği topraklara tekrar döndüğünde evrakların bu ailelerden alınması düşünülmüş ve bu emanetçi aileler oluşturulmuş.  Çok önemli olmayan bu belgelerin İstanbul’a taşınması zor olduğu için çok güvenilir ailelerce koruma altında tutulması sağlanmıştır. Bu aileler o zamandan bu zamana Osmanlı’yı hala beklemekteler. Bu evrakları hiç bir şekilde para karşılığı satmamaktalar. Bu ailelerden Osmanlı coğrafyasında yüzlerce, belki binlerce var.

Bölgede batılı devletler  askeri operasyon peşinde koşarken Türk milleti ve devleti bölgede Türk milletinin ve devletlerinin mefkurelerini korumakla uğraştı. Bu mefkureler İnsan odaklı. İnsan varsa devlet var anlayışı.

İşte 101 gün sonra konsolosumuz dahil tüm rehineler burnu bile kanamadan alındı getirildi memlekete.  Yukarda anlattığım emanetçi aileler gibi yüzlerce belki binlerce aile var bölgede. Türk devletinin adaletini, insaniyetini bekleyen bu aileler konsolosumuzun ve rehinelerin getirilmesinde etkili oldular. Silahla değil diyalog yöntemiyle. Katlederek değil, ikna ederek. Aşağılayarak değil değer vererek getirildiler.

Milyonlarca göçmen şu anda bizim sınırımız içinde bizlere emanet misafir olarak yaşamaktalar.  İnsan haklarından bahseden batı ülkelerinden Almanya alsın bakalım kendi topraklarına 100.000 kişiyi de görelim.

Ya da ABD alsın.

Hayır, onlar Hıristiyan birliğinde bile birbirlerini kazıklamakla uğraşırlar. İnsanlara faydalı olmak değil. Faydalı olan şeyleri paraya endekslemek ile uğraşırlar. Şayet insanlık için uğraşsalar bu gün ne Suriye, ne Filistin, ne Kosova, ne Ukrayna sorunu olmazdı.  Dünyada açlık kıtlık diye bir şeyde olmaz. Ancak bu ülkeler rahat yaşamak için Somali’de ki bebekler açlıktan ve susuzluktan ölüyor. Bu ülkeler paralarına para katacaklar diye Gazze’de yüzlerce çocuk katlediliyor. Yüz binlerce çocuk yurdundan ayrılıyor başka ülkelere göçmek zorunda kalıyorlar.

Batının adaletinde ve İnsanlığında kendileri gülerken İnsanların ağlaması gerekiyor. Kendileri huzurlu iken İslam coğrafyasında fırtınalar kopması gerekiyor. 

Çetin AGAŞE / Rotahaber
[email protected]
@AGASE67 



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.