Hayır diyebilen Türkiye- Kürşat Tuna

 “HAYIR, her dilin en çok kullanılan bir kelimesi. Karşıtı, EVET’tir. Biri olumsuz, biri olumlu. Biri diğerini reddeder. Fertler, toplumlar, milletler arasındaki ilişkilerde etkili yer ve rolleri vardır. Kalem ve dil ucuna en sık takılan kelimelerdir. Çocuklar, genellikle bu kelimelerle konuşmaya başlarlar. Sabahtan akşama kadar tekrarlanır, tutum ve olaylara şekil verirler.

EVET’in kullanılması kolaydır; kulağa hoş gelir, muhatabını memnun eder. Çok defa bedeli yüksek olur. İnsanlar, bedelini başkaları ödemek kaydıyla, bu kelimeyi kullanmakta cömerttir. Bu tutumlarıyla popüler olur, hatta isim yaparlar. EVET, bazı hallerde teslimiyeti ifade eder. Güçlülerin almak istedikleri ve genellikle, aldıkları bir cevaptır. Sistematik bir şekilde kullanılması, sahibinin şahsiyet ve ağırlığını etkiler.

HAYIR diyebilmek şahsiyet ve cesaret ister; hoş gelmeyen, işiteni rahatsız eden bir kelimedir. Menfi bir tutumu ortaya koyar. Güçlülerin duymaya pek alışkın olmadığı bu kelime, güçsüzlerin adeta günlük gıdasıdır; ilişkileri zorlaştırır, sahibinin görüntüsünü zedeler. Menfaatin, bazı hallerde onurun koruyucusudur.

HAYIR diyebilmek bir olaydır. Makbul olmasa, menfi bir ruh halini sergilese dahi, içinde bir cevher, güç vardır. Bilhassa güçlüye karşı HAYIR diyebilmek herkesin harcı değildir.”
Türk siyasetine derin izler bırakan eski büyükelçi, milletvekili, politika ve düşünce adamı rahmetli Kamran İNAN’ın “Hayır Diyebilen Türkiye” adlı kitabındaki yukarıdaki satırlarını okuduğumda daha üniversite öğrencisiydim. O zamanlar ülke yönetimimizin bugünkü kadar zaafiyet içerisine düşürüleceğini, demokrasimizin geleceğinin böylesi bir tehdit altında bırakılacağını, halkın ortak iradesi olan TBMM’nin yetkilerinin neredeyse tamamen elinden alınmak istenileceğini ve ortak güvencemiz olan hukukun, gücü elinde tutanların silahı haline getirileceğini tasavvur bile edemezdik. Ama son 15 yıldır ülke olarak yaşadıklarımız, yakın dönemde anayasa değişikliği adı altında yapılmak istenilen oldu-bittiler ve Türk halkını ayrıştırmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyen referandum süreci, beni ülkemin geleceği hakkında oldukça endişelendirdi. Bundan dolayı, 25. Dönem MHP Çanakkale Milletvekili olarak, bu süreçteki düşünce ve tavrımı, başta Çanakkaleliler olmak üzere, bütün Türk Milleti ile bir kez daha paylaşmak ve ilan etmek istiyorum.
16 Nisan Pazar günü gerçekleştirilecek olan Anayasa Değişikliği Referandumunda, İbrahim Kürşat TUNA olarak şahsım ve benim gibi binlerce, milyonlarca Türk Milliyetçisi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin tarihi misyonuna yakışır biçimde “HAYIR!” diyoruz.
Biz, devletimizin en yüce makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamının ne fiilen, ne de hukuken bir partinin hegamonyası altına alınmasına yol açacak bir anayasa değişikliği istemiyoruz.
Biz, anayasa değişikliğinde adı bağımsız ve tarafsız mahkemeler olan; ama gerçekte hakimlerin ve savcıların doğrudan yada dolaylı olarak Partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlendiği mahkemelerden oluşan bir hukuk sistemini getirecek bir anayasa değişikliği istemiyoruz.
Biz, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri adı altında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerinin çok büyük bir kısmının elinden alınmasına yol açacak bir anayasa değişikliği istemiyoruz.
Biz, Meclis’in hükümet ve bakanları denetleme yolu olan “gensoru”, “meclis soruşturması” ve “sözlü soru” gibi önemli demokratik kurumları kaldıran bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.
Biz, Meclisin bütçe denetimini elinden alan bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.
Biz, “Kamu Tüzel Kişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulur” şeklindeki bir açık kapıyla, Türkiye’nin bir günde ve bir kişinin isteğiyle eyaletlere bölünme riskini getirecek bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.
Biz, her türlü yetkiyle donatılan Cumhurbaşkanı’nın yargılanabilmesinin hukuken mümkün gibi gözüken ancak getirilecek partili Cumhurbaşkanlığı sistemi nedeni ile fiilen mümkün olmayacağı bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.

Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılması yetkisinin bir tek kişiye verilmesi gibi ağır bir sorumluluğu içeren bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.
Biz, Cumhurbaşkanı’na 5+5 yıldan oluşan sadece iki dönem seçilme imkanı varmış gibi gösterilen, ama gerçekte 3. ve 4. dönemlerde de seçilme hakkı tanıyan bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.
Biz, Cumhurbaşkanı’nın hastalanması yada vefatı durumunda, Cumhurbaşkanlığına vekalet etmek kadar önemli görevler yapacak olan yardımcılarının sayılarını ve kimler olacağını bilmediğimiz bir anayasa değişikliğini istemiyoruz.
Sonuç itibariyle, bizler; Türk Milliyetçileri olarak, birilerinin iktidar hırsları uğruna ve tamamen yargılanmamak üzere kurguladıkları, ülkemizin demokrasi ve hukuk devleti adına uzun yıllara dayalı bütün kazanımlarını bir kenara koyacak bir anayasa değişikliğini istemiyor, bütün yüreğimizle “HAYIR” diyoruz!
Anayasalar bir milletin ortak mutabakat metinleridir. En asgari müşterekteki anlaşma belgeleridir. Bir toplumun ve onun en etkin yönetsel yapısı olan devletinin temel direkleridir. Bu metinlerin ortak akılla ortaya konulması, milletin huzur içerisinde yaşamasını ve devletin uzun ömürlü olmasını sağlar. Nasıl ki, bir insanın çeşitli uzuvları varsa; kalbi varsa, beyni varsa; bir devletin de kalbi, vicdanı “Milleti’dir”. Beyni, aklı ise ortak akıl’dır, yani “Yasama Meclisi’dir”. Biz nasıl ki, aklımızı birilerine emanet ederek yaşayamaz isek; devletimizin de ortak aklını, yani millet iradesinin tecellisi olan TBMM’nin yetkilerini bir tek kişiye emanet ederek yaşayabilmesi mümkün değildir. Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş, 1977 yılında basılmış olan “Gönül Seferberliği” isimli kitabında “Milliyetçi Hareket Partisi’nin yolu, hukukun üstünlüğünü esas alan, çok partili, demokratik, parlamenter, hürriyetçi nizamdır.” diyerek, Milliyetçi Hareket Partisi’nin devletimizin yönetim esasları ile ilgili görüşlerini ve siyasi çizgisini net bir biçimde ortaya koymuştur. Bizim de bu konudaki duruşumuz bir Ülkücü, bir Türk Milliyetçisi olarak bu net çizgi üzerindedir.
25. Dönemde, MHP Çanakkale Milletvekili olarak Gazi Meclisimiz’de vazife yapmakla şereflendim. Bizler, milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Anayasa’ya sadakat yemini ettik. Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağımıza dair ant içtik. Hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağımıza dair ant içtik. Biz, bu yemini büyük Türk Milleti’nin önünde ettik, namusumuz ve şerefimiz üzerine ettik. Bizler, tarihin huzurunda ve Yüce Türk Milleti’nin önünde ettiğimiz yeminimizin sonuna kadar arkasındayız. Ülkemizi bu cendereye sokanlara, özellikle TBMM’deki oylamada dahi Anayasa’yı ve TBMM İç Tüzüğü’nü ihlal edenlere de, bu yeminin bir sorumluluğu olduğunu ve olacağını hatırlatırız.
Gazi Meclisimizin onurlu bir mebusu olarak, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları şehitlerimiz başta olmak üzere bütün şehitlerimiz, gazilerimiz aklımızda, aziz hatıraları gözümüzün önündedir. Hepsinin ruhları şad olsun. Onlar emin olsunlar ki; atalarımıza ve Türk Milleti’ne olan tarihi vazifemizin bilincindeyiz.
Bu cihetle, Türk Milleti’nin onurlu, yürekli vatandaşlarına çağrımızdır:
Ülkemize, parlamenter demokrasimize, hukukun üstünlüğüne ve anayasal haklarımıza hep birlikte sahip çıkalım.
Memleketimize, huzurumuza, geleceğimize ve gelecek nesillerimize hep birlikte sahip çıkalım.
Halkın iradesinin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisimize hep birlikte sahip çıkalım.
16 Nisan Anayasa Değişikliği Referandumu Türk Siyasi Hayatı için bir dönüm noktasıdır. Milletimizin bu konuda sağduyuyla ve ferasetle karar vereceğine dair güvenimiz tamdır. Bu duygu ve düşüncelerle, insanımızın yüzünün güleceği daha güzel yarınlar için Anayasa Değişikliği Referandumu’nda “HAYIR” diyor ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyoruz.
İbrahim Kürşat TUNA
25. Dönem MHP Çanakkale Milletvekili
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.