HANGİ SUYUN SAKASISIN YA İSMET? / Kutlu Kaan Dalkılıç

İsmet Özel bu gün 72 yaşına girdi, bir çok entelektüelin yakından takip ettiği bu adam, hepimizin kafasını bir miktar bulandırarak, bizi şaşırtarak, acı çektirerek, soru sordurarak, bu alemi ve var oluş sancımızı kanatarak, acısıyla tatlısıyla bir ömür geçirdi ve geçiriyor

Gençti; henüz yolun başındaydı. İdealizm sarmıştı bünyesini, eroin gibi istiyordu vücudu ideal insanlığı. Ararken efkarlıydı, bir gençlik ölümü saklıydı onda ölememişti gençken, oysa kırk yaşına kadar en büyük isteği belki de buydu, kırk yaşından sonraysa insanları uğrunda ölecek derinlikte bulmadığını açıklayacaktı

Önce devrimci oldu, azılı bir solcuydu, Ataol Behramoğlu can kardeşiydi, eylem adamıydılar, kollarında pazı bantları ve hantal yürekleriyle göndere çekecek bir bayrak arıyorlardı, sahici kılmak için öpüşlerini oraya gidiyorlardı ; boğulmaya

Geceleri ay vurdukça göğsüne derin bir sızıyla uyanıyor; göğsündeki mahşeri çatlatacak sorular sormaya başlıyordu, gençti, ama artık çok geçti. Ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi anlıyordu ademoğlu neyin nesiydi. 

Artık uğruna kan dökmeye hazır olduğu devrimciliği kendi şahsının varlığını sorgulamak suretiyle eş sorgulamaya başladı. Uğrunda savaşmaktan vazgeçmiş, hakikati aramak gayesi, onun ruhunda bulduğu o küçücük delikten sızıvermişti. Bir ideoloji ki onu kendi halkından uzaklaştırmaya başlamış onu hiçlik denen kutsal insanlık projesine inandırmıştı. Uzun yıllar söküp atmaya çalıştı ruhundaki dönüşme çabasını ama olmadı. Onu arastadan ırmaklara çark ettiren bir dargınlık bünyesini ağır ağır kaplıyordu. Hata yapmıştı ama hata yapmayı bir türlü kabullenemiyordu, günlerce sordu Yaradan’a ; ‘Adem’e hata yapma fırsatını veren sendin , pekiya benim talihime ne düştü onun payından ?’ dedi ve çark dönmeye başladı…

Hakikat; artık onu bu toprakların değerleriyle barıştıracak, ithal marksizmi terketmeye başlayacak önce karşısına alarak savaştığı dinle , bu sefer ruhuyla beraber bir odaya kapanacak ve yeniden karşısına alıp konuşacaktı, din ile savaşarak girdiği odadan ona teslim olarak çıkacak, artık İslam neyse ben de oyum diyecekti…

 

Artık Rabbi ona taşınacak suyu, kırılacak odunu göstermişti,  yaşamak suçuyla girdiği kavgaya bir saka daha eklendi yıllar boyunca, hangi suyun sakası olacağı, yani dinin temsilinin nereden geçtiği sorusuyla yıllarca kıvrandı.  O artık Türk’tü. Sular arasından çağlayan olanı bulmuş, ruhuyla uyumlu bir kültürün şerefiyle şereflenmiş, dinin temsilini ve milliyeti özdeşleştirmiş, Türk eşittir Müslüman, Müslüman eşittir Türk demişti. Tütmesi gereken ocak kadim anadolu topraklarıydı. Aradı, sordu, sancılar çekti, ama sonunda buldu, artık aramızdaydı, bizden biriydi…

 

 

Devrimcilikle çıktığı yoldan Türk İslam mefkuresine inanmış bir deli yürek olarak dönüyordu. Dönerken yolda bıraktığı hasarlardan dolayı acı çekiyor, dertleniyor,dostlarını arıyor, karlı bir gece vakti uyandıracak bir hırçın yürek arıyordu ne de olsa büyük ırmaklardan bile heycanlıydı bir dosta ulaşmak. Hayatı baştan başa değişmişti artık. Bir yaprak kapatıyordu hayatının nemli taraflarına, ölümden anlayan ciddi bir yaprak…

Ne de olsa uzun yola çıkmaya hüküm giymişti. Matarasında ki suya tuz eklemiş, azığı hiç olmamış, kimin ülkesinden geçse şakakları onu ele verecekti; cesur ve onurlu diyeceklerdi halbuki suskun ve kederliydi…

Toparlayalım yeterince tasvir ettik sanıyorum…

O’nun zekası hep soru sormak üzre kurulmuştu, soru sordu doğru olduğuna inandığı cevapların peşinden gitti hep. Değişti dönüştü , eleştirildi, tutarsız denildi. Oysa tekamüle açık ender zihinlerdendi, taassubu reddediyordu, bizse dönüşenlere yafta vurmaya hazırdık. Bana kalırsa değişmeyi ve dönüşmeyi bir erdem kabul etmeliydik. Çünkü bu durum çalışan bir dimağın ve vicdanın ürünüydü.

Din mekkeye indiğinde taassubuna ve kabilesine bağlılığından dolayı bir türlü iman edemeyen ,Ebu Talib gibi davranmaya alışmıştık, kesin inançlı bir toplumduk. Ve inanıştan istikrar bekliyorduk, oysa bu ne kadar da hantal bir yaşamın göstergesiydi. İnsanın fikri tekamülü ve gelişimiyle övüneceği bir toplumdansa; yadırgandığı,kınandığı bir toplum olmuştuk. Çünkü taassup kodları genlerimize işlemişti oysa din bile bu taassubu yıkma için gelmemiş miydi ?

Ülkücülük; yani idealizm özsel anlamda itirazcı eleştirel zihne dayanır ve bu anlamda istikrarlıdır. Biçimsel olarak bir ‘’izm’’ itibariyle ülkücü olmak ikincil bir durumdur. Biçim öze göre şekillenir. Özü yani meşrebi ve duruşu idealist ahlaka bağlı olanlar, biçimsel olarak her zaman bir ülkücü olma potansiyeline sahiptir. 

Ancak karakter olarak yani özsel bir duruş noktasında ülkücü olamayanlar, ki bu yanlışa itiraz ve dik duruştur, biçimsel ‘’izm’’ noktasında ülkücü de olamazlar. Böyle bir ihtimal de yoktur. Meşrebini pragmatizm yani faydacılık üzerine kuranlar, hiçbir zaman ne Türk ne de samimi bir Müslüman olamazlar. Olsalar da tahkik de değil taklitte kalırlar.

İşte idealist ahlaka özsel olarak sahip olan, ki devrimciyken de sahipti, İsmet Bey, zamanla bu öze uygun biçimi de bulmuş, yani Türk ve Müslümanlığın irfanına teslim olmuştu. İşte ülkücü bu demekti. O biçimsel olarak solcuyken de meşrepte ülkücüydü; bu çelişki bünyesini sarınca da biçimini öze uydurdu. 

Çünkü hakikati aramak yüksek bir seciyet ve karakter meselesidir. Var ol sağ ol güzel insan, nice güzel yıllara, doğum günün kutlu olsun, mutlu ol senelerce, sana boncuktan kuş yapan milyonlar konacak pencerene…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Öz 3 ay önce

Yazınızın başlığıyla içeriği bağlantısız olmuş; yahut başka bir söyleyişle başlık itici durmuş. İsmet Özel sizin yaşınızın iki katını yaşamış 'Ya İsmet' hitabı fazlasıyla sırıtıyor.