Hakikat Ararsan Gel, Magazin İçin Okuma ve Paylaşma

Her şey MANTIK denen gerçeklik metodunun dil oyunlarına dönüşmesi ile başladı. Sanki MANTIK dediğin şey İKNA için kullanılan bir dil oyunundan ibaretti ve adına ALGI YÖNETİMİ diyerek İnsana ait her şeyi, ekonomiyi, hukuku ahlakı büktüler… Eh, MANTIK dediğin şey, DÜŞÜNCE yani FELSEFE aracıydı, bunu, bükünce yerini DİL OYUNLARI’nın aracı olan EDEBİYAT aldı. Böylece MANTIK sonucu oluşan FELSEFE yani DÜŞÜNCE iflas etti yerini ise DİL OYUNLARI sonucu oluşan EDEBİYAT aldı. Pekala böyle olunca ne oldu?…

Mesela LİYAKAT sahibi bir DEVLET ADAMI seçmek yerine HATİP olan bir kişi seçmek yolu açıldı. Mesela EVRENSEL HUKUK yerine, SAVUNMA REFLEKSİ’ni en iyi dile getiren aklandı. DİL OYUNLARI yapmayan SUÇSUZLAR ordusu SUÇLU olurken DİL OYUNLARI ile hakikati büken SUÇLULAR ordusu ise EDEBİYAT sayesinde İKTİDAR oldu…

Hep BASKICI SULTAN diye ilan edilen II. ABDÜLHAMİT döneminde neden özgür bir EDEBİYAT olmamıştır ve SERVET-İ FÜNUN dergisi isimli EDEBİYAT dergisinin adı bile neden FENLERİN ZENGİNLİĞİ anlamına gelmektedir? Düşünsenize EDEBİYAT dergisi ama adı FEN BİLİMLERİ ile ilgili… Son tablodan sonra daha iyi anlıyorum… II. Abdülhamit ve yönetimi gerçekliğin EDEBİYAT sayesinde büküldüğünü keşfetmişti.

Bizim Edebiyat, Bizim Kültür, bizim buralar, bizim çocuklar… Bunlar hep bizden, biz biz biz… Aslında BİZ zamirinin referansı ise çoğullaşmış BEN kavramı, yani bildiğin bencillik… İşte bunlar hep EDEBİYAT algısının bir sonucu…

“Devlet’e paralel bir yapı mı var yoksa devlet harici olarak, hükümet, paralellerini kendisi mi yarattı” sorusunu FELSEFE sorabiliyorken EDEBİYAT ise bu iki sorudan birini süslü laflarla SAVUNMA refleksinden öteye geçemiyor. Bakınız son TÜRK entelektüeli olarak görülen ALEV ALATLI Hanım’a… Felsefe yapmayı bırakıp EDEBİYAT yapmaya başlayınca, edebiyatçılara dahi başka bir EDEBİYAT türü olan ve buz gibi SOFİZM kokan, İKNA için HATİPLİK kavramını ayakta alkışlatabiliyor.

Edebiyat, BENİM BAŞÖRTÜLÜ BACIM veya ekmek almaya giderken vurulan çocuk üzerinden, iddia ve tezleri DAYANAK olmaksızın dayatabiliyorken, FELSEFE bu cüretten imtina edebiliyor…

Hukuk bir DAYANAK bilimidir. Ahlak dahi TARİH ve GELENEK süzgecinden beslenen başlı başına DAYANAK kültürüdür. Ancak gel gör ki, DAYANAK dediğimiz şey için gereken EDEP, kendisinden türeyen EDEBİYAT ile ortadan kalkıyor. İşte bu sebeple HUKUK dili OLGU dili olmak zorundadır. Edebiyat süsü ortadan kalkmalı çıplak bir dil sayesinde MANTIK ve HAKİKAT ortaya çıkmalıdır. Anlayacağınız süslü edebiyat tortusu ile HAKİKAT’in canına okuyoruz. Seyrettiğiniz Türk Filmlerinde dahi gözü yaşlı Türkan Şoray veya Filiz Akın, mahkemeye karşı yoğun edebiyat süsü ile savunmasını yapar ve en sonunda EDEBİYAT sayesinde güya haklı çıkar… Bakmayın gerçi EDEBİYAT dediğime… Lugat Parçalama EDEBİYAT sanıldığı için böyle diyorum.

Yok kardeşim yok… MİLLET ve MİLLİYET devamlılığı için bu saatten sonra MİLLİ bir EDEBİYAT yerine MİLLİ FELSEFE gerekip gerekmediğini sorgulamak durumundasın… Bak TÜRK DÜŞMANLIĞI ile yoğrulmuş sözde Siyasal İslamcılığa, tüm Türk Düşmanlığını MİLLİ EDEBİYAT üzerinden yapıyor ve MİLLİ FELSEFE kültürüne saldırıyor.

Bir toplumun hafızası o toplumun milliyetçileridir. Ancak milliyetçiler dahi işi YOĞUN EDEBİYAT ile kucaklamaya kalkarsa, HAKİKAT ortadan kalkar… Adriya’dan Çin Seddi’ne koskocaman bir medeniyeti, Dicle’den Fırat’a olup olmadığı dahi tartışmalı bir kültür ile eşitlemeye kalkarlar… Hatta 36 ALT-KÜLTÜR diye EDEBİ biçimde tabir edilip de, sayın desek 15 tane sayamayacakları azınlıkçı söylemi koskoca bir TÜRK kavramının altını oymaya başlar…

Bu işler EDEBİYAT ile başlıyor… Çünkü edebiyat dediğin şey, sana DÜŞÜNME refleksi vermiyor SLOGAN attırıyor…

Mesela “Hepimiz Ermeniyiz” sloganının altındaki HÜMANİZM Edebiyatı, Birbiri ile kız alıp verenlerin ve TARİH boyunca bunu devam ettirenlerin tek HALK olma realitesini, EDEBİYAT yüklü “Yaşasın Halkların Kardeşliği” sloganıyla oymanın altında, hep aynı dil oyunu, hep aynı algı yönetimi yok mu zaten?

Orhan Pamuk’un ÖDÜLLÜ romanları!!! Elif Şafak’ın kişiselleşmiş Mevlana’sı, Ayşe Kulin’in histerik anıları, üzerinden, yani MİLLİ EDEBİYAT gibi sunulan şeyimsi ürünlerden dolayı MİLLİ FELSEFE algısı defalarca hakarete uğramadı mı?

Al sana son EDEBİYAT…. “Osmanlı’nın 90 yıllık reklam arası” meselesi” Sorumsuz bir EDEBİYAT örneği… Edebiyat ile POPÜLİZM yapan vekil hanımefendinin bu reklam arasının SEVR ile verildiğini bilmesine gerek yok zaten… Ancak Sn. Değirmenci’nin FELSEFİ sorusu, film kaldığı yerden mi devam edecek? Yani yeniden bir SEVR ile mi OSMANLI filmi devam edecek sorusunu anlama ihtimali de çok yok… Çünkü EDEBİYAT dediğiniz şey özellikle bugünlerde, ödünç alınan aforizmatik cümleler, alıntılar, replikler ve sorumsuzca sarfedilen EZBER dünyasından oluşmuş… Halbuki felsefe yani DÜŞÜNCE dediğin şey bir TUTARLILIK işi… Alıntılardan kat kat fazlası… Replikleri defalarca sorgulayan ve aforizmalar yerine, o aforizmaları inşa eden dev düşünceyi inceleme sahası… Ama sana FELSEFE’nin GÜNAH olduğu dahi SIĞ bir EDEBİYAT ile dayatılmadı mı? Hem de TÜRK-İSLAM kültürünün ŞANLI Filozoflarına rağmen…

SONUÇ... Siyasetten, Hukuka- Ahlaktan ekonomiye artık her şey EDEBİYAT GÜCÜ ile sorumsuzca, düşüncesizce….

Düşüncesizce ve EDEBİYAT yüklü YENİ TÜRKİYE’ye Hayır… Düşünülmüş, tartışılmış, MİLLİYET’i ile muteber, MİLLİ FELSEFE sahibi Yeni Türkiye’ye EVET…

Mehmet Fatih DOĞRUCAN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.