Güney Azerbaycan Türklerinin Sessiz Çığlığı

Ümit Nazmi Hazır

Suriye’deki iç savaş, Mısır’daki darbe ve Ukrayna’daki kriz göstermektedir ki, yakın coğrafyamız hızlı bir şekilde şekillen(diril) meye başlanıyor. Bütün bu olaylar yaşanırken ve göz ardı ettiğimiz konulardan birisi de son günlerde İran Azerbaycan’ında yaşanan olumsuz gelişmeler. İki gün önce, Güney Azerbaycan’ın Eher kentinde 200’e yakın yakın Türk kökenli insan hakları aktivisti, bir araya gelip ana dili gününü kutladıkları için gözaltına alındılar. Fakat bu tutuklamalar Türk(!) medyasına yansımadı. Suriye ve Mısır krizi adeta Türkiye’nin iç politika unsuru haline gelmişken, hemen yanı başımızda İran’da yaşanan bu gelişmeden bihaber olmamız ise düşündürücü ve üzücü.  İran bizim sınır komşumuz ve asırlardır aynı coğrafyayı paylaştığımız bir ülke olmasına rağmen aslında çok da iyi tanımadığımız bir ülke.  Adeta ‘’yakın komşu uzak halk.’’ Türkiye’deki insanların ne yazık ki çoğu, Güney Azerbaycan’ın tam olarak neresi olduğunu ve 75 milyonluk İran’da nüfusun neredeyse yarısı ölçüsünde Türk’ün yaşadığını bilmemekte. Bu da Türk medyasının ve toplumunun şimdiye kadar Güney Azerbaycan’daki gelişmelere neden ilgisiz olduğunu kanıtlar nitelikte.

Güney Azerbaycan’da yaşanan son olayları kavrayabilmemiz için Güney Azerbaycan’ın tarihine ve konumuna kısaca değinmekte var: Kuzey Azerbaycan olarak da adlandırılan şu anki Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaklaşık 10 milyon civarında Azerbaycanlı yaşamakta ve bu bölge 86.000 km2’lik bir alanı kapsamaktadır. İran sınırları içerisindeki yaklaşık 170.000 km2’lik Güney Azerbaycan’da ise net nüfusa ulaşılamamakla birlikte 30 milyondan fazla Azerbaycan Türkü’nün yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu da neredeyse bütün dünyadaki Azerbaycan nüfusunun yüzde 75’ne tekabül etmektedir. Ayrıca Tahran, İstanbul’dan sonra 6 milyona yakın Türk nüfusuyla dünyada en çok Türkçe konuşulan ikinci şehirdir.

1828’deki Rusya ve İran arasındaki Türkmençay Antlaşması sonrası Araz Nehri’nin geçtiği yerden Kuzey ve Güney Azerbaycan bir daha birleşememek üzere ikiye ayrılmıştır. İki halk da bağımsızlık mücadelesi vermiş ve zaman zaman bu mücadelelerinde muvaffak da olmuştur. 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği(SSCB)’nin dağılması neticesinde biraz da kanlı bir mücadelenin sonucunda Sovyetler Birliği içinde yaşayan Azerbaycanlılar bağımsızlıklarına ulaştı. Fakat Güney’deki Azerbaycanlılar halen İran sınırları ve egemenliği altında yaşamaktadır.

Güney Azerbaycan Türkleri 1920 ve 1946 yıllarında iki defa bağımsızlığını ilan etmiş olsa da, bağımsızlığı İran’ın baskıları sonucunda uzun sürmemiştir. Rıza Şah döneminde ‘İran Milleti’ yaratmak amacıyla İran’daki bütün etnik gruplara asimilasyon uygulandı.1979’daki yeşil renge bürünen İran Devrimi ile birlikte İran Türkleri üzerindeki baskılar devam etti. Rejim ‘yeni insan, yeni toplum’ sloganı çerçevesinde çeşitli alanlarda şiddet ve baskıyı esas alan bir yapı sergilemiştir.[1]

Güney Azerbaycan Türklerinin İran Hükümetiyle yaşadığı son krizlerden birisi 2006 yılında yaşanan ‘’Karikatür Krizi’dir’’. 12 Mayıs 2006’da İran’ın en çok satan devlet gazetelerinden biri olan ‘İran’ adlı gazetede Azerbaycan Türklerini aşağılayan bir karikatür yayınlandı. Karikatürde, Farsça konuşan haylaz bir Fars çocuğunun karşısına Azerbaycan Türkçesi konuşan bir hamamböceği oturtulmuş ve Fars çocuğa ‘’Türklerin hamamböcekleri olduğu, dillerinin anlaşılmadığı, ülkelerini seviyorlarsa İranlıların tuvaletleri yerine bahçelerini kullanıp bu böcekleri açlıktan öldürmeleri gerektiği’’ sözleri söyletilmiştir.[2] Bu karikatür o dönemde Güney Azerbaycan Türklerinde büyük bir tepkiye yol açtı. Bu tepkinin sonucunda Tebriz’de başlayan ayaklanmalar bütün Güney Azerbaycan’a yayıldı.

2006’daki Karikatür Krizi ve 2009’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yaşanan önemli gelişmelerden biri de 2011 yılında İran’ın Batı Azerbaycan eyaletindeki Urmiye şehrindeki Urmiye Gölünün İran hükümetince kurutulmasına yönelik İranlı Azerbaycanlıların gösterdiği protestolar oldu. İran Devleti gölün kurumasına karşı hiçbir tedbir almamakta ve bilinçli olarak gölün kurutulmasını sağlamakta. Çünkü gölün kurutulması İran için önemli bir stratejik unsur. Gölün kurumasıyla birlikte bölgenin iklimi ve bitki örtüsü tamamen değişecek. Bunun sonucunda başta Tebriz ve Urmu olmak üzere bölgedeki 16 milyon Azerbaycan Türk’ü göç etmek zorunda kalacak. İranlı Türklerin yaptığı protestolar sonucu hükümetin sert baskısı nedeniyle birçok Azerbaycan Türk’ü tutuklandı ve yaralandı.  İranlı Türkler bu protestolarda ana dilde eğitim ve  demokratik haklar konusunda taleplerini dile getirmiştir.

 İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında hem ana dilde eğitimle ilgili, hem de Umriye Gölünün kurumasının engellenmesine dair vaatlerde bulunmuştur; fakat bu vaatlerin gerçekleşmesine yönelik hiçbir adım atmamıştır.  
2 gün önce, Güney Azerbaycan’ın Eher kentinde 200’den Fazla Türk kökenli insan hakları aktivisti, sadece bir araya gelip ana dili gününü kutladıkları için gözaltına alındılar. Son günlerde Güney Azerbaycan’ın farklı köşelerinde devam etmekte olan tutuklamalarda yaklaşık 200 kişi hapsedilmiştir. Bu tutuklanmaların devam edeceğine dair de İran’dan haberler gelmekte. Hatta tutuklananların içinde küçük yaşta çocukların bile olduğu söyleniyor. Daha önceki tutuklananlardan 5’i de anadilde eğitim istedikleri için 45 yıl ceza almıştı.[3] Şüphesiz Ana dili gününü kutlayanları tutuklayan bir hükümetin, ana dilinde eğitim vaadine inanmak olası değil. Bu tutuklanmalara karşı protestolar sadece İran’da yaşanmamış, geçen cumartesi bir grup Güney Azerbaycanlı aktivist tutuklanmalara tepki göstermek maksadıyla Ankara’da İran Büyükelçiliği’ne yürüyüş ve eylem gerçekleştirmiştir. Yürüyüş sonrası eylemciler İran hükümetinden beklentilerini şu maddelerle dile getirmişlerdir:

1. Ana dilinde eğitim her bir insanın doğal hakkı olduğu gibi, Türk dilinde eğitim de her bir Türk insanının doğal hakkıdır. Herhangi bir bahane ile doğal haklardan insanları mahrum etmek kabul edilemez.

2. Türk dilinde eğitimle birlikte Türk dili İran’da bütün Türkler için resmi dil statüsünü kazanmalıdır.

3. Farslaştırmak, ırkçılık ve asimilasyoncu siyasete karşı direnmeye çalışan aktivisitlerin tutuklanmasına son verip, tüm tutuklananlar biran önce serbest bırakılmalıdır.
4. Türk dilinde eğitime ortam yaratmaktan kaçınmaya çalışanlar, “Türk dili bilim dili niteliğinde değil” gibi bilimsellikten uzak ifadeleri kullanmaktan uzak durmalılar. 

 

200’den fazla Türk aktivistin ana dili günü etkinlikleri için toplanması nedeniyle tutuklanması ve Ruhani’nin Urmiye Gölü’nün kurumasını engelleyeceğine ve Türkçe ana dilde eğitimin ve kurumların açılacağına dair vaatlerini gerçekleştirmemesi de ülkedeki Türklerin, Ruhani yönetimine olan bağlılığını başlamadan bitirmiştir. Öncesinde İran hükümetlerinin Azerbaycan Türklerine yaptığı baskılar, 2006’daki Karikatür Krizi ve son yaşananlarla birlikte İran Devleti ile İran Türkleri arasındaki zihinsel bağlılık kopma noktasına gelmiştir. Dünya ve Türkiye son zamanlarda özellik Suriye ve Ukrayna konularına odaklanmış olsa da, Batı’nın çıkarları nedeniyle göz ardı ettiği Güney Azerbaycan meselesi ileride İran’ın ve Ortadoğu’nun geleceğinde kilit rol oynayabilir. İran’daki yaygın bir söz olan ‘’Tebriz istemezse İran’da hiçbir şey olmaz’’ sözü de bunu kanıtlar niteliktedir.

 

[1] Arif Keskin, ‘’İranlılık Paradigmasının Çöküş Süreci ve Güney Azerbaycan Milli Hareketinin Yükselişi’’  http://www.turksam.org/tr/a186.html

[2] Yalçın Sarıkaya, Tarihi ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik, Ötüken Yayınları,İstanbul, 2008, s.244

[3] ‘’İran’da 5 Güney Azerbaycan milli aktivistleri Türk anadil eğitimi istedikleri için toplam 45 yıl ceza aldı’’ Oyan News,

http://oyannews.com/tr/iranda-5-guney-azerbaycan-milli-aktivistleri-turk-anadil-egitimi-istedikleri-icin-toplam45-yil-ceza-aldi/

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.