Gezi Direnişinin öncüsü 90\'lı gençliktir-Gürkan Hacır

Gezi direnişinin öncüsü 90’lı gençliktir. Başından itibaren eyleme damgalarını onlar vurdu. Polisle amansız gaz mücadelesine onlar girdi. Taksim alanını hınca hınç doldurdular. Bugüne kadar sivil toplum kuruluşlarını muhatap almayan hükümeti pazarlığa zorlayan yine onlar oldu. 
Peki kimdir bu 90’lılar? Apolitik oldukları iddia edilen bu kuşak nasıl oldu da böylesi politik bir çıkışı başardı? Cumhuriyet tarihinin en sivil direnişini nasıl başlattılar? Türkiye’nin gündemini günlerdir nasıl işgal ettiler? Onları biraz daha yakından tanıyalım mı? 

Gezi Parkı eylemleri ne komplo teorilerini ne de faiz lobisi söylemlerini destekler niteliktedir. Günlerdir parkta yatan, polis şiddetine karşı direnen gençler Harry Potter ve Fight Club izleyerek, Counter Strike oynayarak büyüyen 90’lılardır. Temel slogan ise şudur: Bana karışamazsın! 

Önce oyunlardan ve filmlerden başlayalım. 
90’lı kuşağın filmi ‘Yüzüklerin Efendisi’ ve ‘Harry Potter’dır. Spritüel dünyaya girişleri bu filmle oldu. Büyücülük okuluna giden ve doğaüstü güçleri kendinde toplayan Potter aslında J.K. Rowling’in yazdığı bir romanın kahramanıydı. Anne ve babasını kaybeden bir çocuğun hikâyesi üzerine kurulu olan Harry Potter’ın filmi ve kitabı, 90’lı kuşağa günümüz dünyasının tozu dumanı arasında mucize yaratılabileceğini, sihirli objelerle karmaşık olayların üstesinden gelinebileceğini gösterdi. Yani bizim kuşak gibi sosyal olayların çözümünde siyasal ve ekonomik gerekçeler aramalarına lüzum yoktu. Mucizeyi bizim gibi kaf dağının ardında aramıyorlardı. 
(Bu durum Gezi direnişinde çok işlerine yaradı.) 

MARX OKUMADI AMA… 
Ama asıl başyapıtları ise ‘Fight Club’tı. Kızlı erkekli hemen hepsi ‘Dövüş Kulübü’nü izlemişti. Monoton bir hayatı olan filmin kahramanının günün birinde bambaşka bir insana dönüşmesi ve bir dövüş kulübüne girişinin anlatıldığı film, 90’lı kuşağın hit filmi oldu. 
Bir 90’lı şunu söylemişti: “90 kuşağı Marx’ı okuyamadı ama Fight Club’ı izledi.” 
Onlar da Gezi Parkı’nda tıpkı Fight Club gibi 
bir anda monoton hayatlarından çıkmaya karar verdiler. 
Ürkek, çekingen, çıtkırıldım bilgisayar çocuklarının polis şiddeti karşısında korkusuz direnişini, 17 yaşındaki apartman çocuklarının gaz bulutu altındaki cesaretlerini bir de bu gözle okumayı deneyin derim. Barikat kuran narin kızları Fight Club’la ve Harry Potter’la daha rahat anlayabiliriz. 
Favori oyunları ise Counter Strike ve Call Of Duty’ydi. Her ikisi de düşmanla kıran kırana yapılan sokak savaşları üzerine kurgulanmış oyunlardı. Ortalığı kırıp döküyorlar ama kendilerine bir şey olmuyordu. 
Beşiktaş’ta barikata koşan kolej çocuklarının gözünde o oyun anının heyecanını ve zevkini gördüm. Bizim ve bizden büyük politikleşmiş kuşak gibi polisle içli dışlı olmamışlar, işkence hikâyelerini dinlememişler, takip korkusu yaşamamışlardı. Yani polis onlar için uzaktan biber gazı sıkan bir görevliydi. Ve hedef onun eline geçmemekti.  Onun için bu kadar rahat eyleme geçtiler. Ve korkmadılar. Yani devletin acımasız yüzüyle ilk kez bu eylemde tanıştılar. 

AKP’Yİ BİLİYORLAR 
Politikaya gelelim. 
90’lı kuşak (yaşları gereği) Recep Tayyip Erdoğan’dan başka başbakan tanımıyor. Bildikleri tek hükümet AKP hükümetidir. Dolayısıyla kıyaslayabilecekleri bir başka hükümet ve başbakan görmediler. Apolitik olarak değerlendirilmelerinin sebebi bu mutlak iktidar döneminin çocukları olmalarındandır. Yani sivil toplum kuruluşlarının etkisizleştiği sendikaların, derneklerin, hükümet üzerinde tesir yaratamadığı bir dönemde yaşadılar. Mutlak ve tek hakimin Başbakan Erdoğan olduğu bir dönemde doğup büyüdüler. Örneğin büyük bir genel grev görmediler. Cumhuriyet mitinglerini bir tarafa koyacak olursanız büyük toplumsal bir başkaldırıya hiç tanıklık etmediler. 
Apolitik olmaları bu yüzden normaldir. Ama bizim değer yargılarımızla ‘apolitik’! 

SEBEP EKONOMİ DEĞİL 
90’lıların fatura kaygıları yok. Anne babalarının ezildiği ekonomik yük onların pek umurunda değil. Ağır kredi yükü veya borç sarmalı onları ilgilendirmiyor. Gelecek kaygılarının içinde ekonomik gerekçeler yok. 
Yani 80 öncesinden aldığı politik mirası bugünlere taşıyan ve hayatı ona göre yorumlamaya çalışan bizlerin 90’lı kuşağı anlaması pek kolay değil. Onların en büyük kutsalları özgürlük… Ona dokunulmasına tahammül edemiyorlar. Ve asla taviz vermek niyetinde değiller. 
Peki komplo teorilerinin doğruluk payı nedir? Yani önce birkaç gazetecinin yazdığı sonradan da Başbakan Erdoğan’ın seslendirdiği gibi uluslararası bir komplo mu kuruldu? Kitleler bir düğmeye basılmasıyla mı sokağa döküldü? 
Komplo teorileri üzerine yıllardır kafa yoran, dahası bu konuda kitaplar yazan birisi olarak peşinen söyleyeyim. Komplo teorisi için kurulan halkalar çok zayıf, inandırıcılıktan uzak. Dahası her şey gözümüzün önünde olmadı mı? Komşumuz, kardeşimiz, teyzemiz tencere tavayla ortalığa dökülmedi mi? 70 yaşındaki teyzeleri gece 4’te Boğaz Köprüsü’nden yürüten hangi düğme olabilir? 
Bana pek inandırıcı gelmedi. 
Peki ya faiz lobisi? Onun Türkiye ayakları kimler? 
Başbakan’ın üstü kapalı geçtiği konuyu ve ismi biz açalım. 
Sahi bu işin arkasında Koç’mu var? 

AKARYAKIT SORUŞTURMASI 
Önce biraz tarihe uzanalım. 
Tarih 1955 Mayıs… 
Başbakan Adnan Menderes’in tüm ısrarlarına rağmen Vehbi Bey (Koç) CHP’den istifa etmiyordu. Demokrat Parti’ye girmek şöyle dursun CHP’den istifa etmesi yönündeki telkinlere bile kulaklarını tıkıyordu. Olan bütün teklifleri de günü gününe İsmet Paşa’ya anlatıyordu. Bütün iş camiası Demokrat Parti’ye yelken açmıştı ama Vehbi Bey ısrarla CHP üyeliğinden vazgeçmiyordu. 
Ama Ankara’dan gelen telefon işlerin karışacağının belirtisiydi. Arayan Ankara Emniyet Müdürü’ydü. Acilen Ankara’ya gelmesini Başbakan’ın kendisini beklediğini söyledi. Vehbi Bey telaşla Ankara uçağına bindi. Önce İsmet Paşa’ya haber gönderdi, durumdan haberdar etti. 
Sonra Başbakanlığa gitti. 
Adnan Bey’in suratı asıktı. Vehbi Bey, buyurun efendim beni emretmişsiniz dedi. 
Adnan Menderes önündeki kâğıtlara bakıp konuştu. 
“Vehbi Bey akaryakıt karaborsası yaptığınız iddia ediliyor. Hakkınızda tutuklama istenecekti. Ben son bir kez daha konuşalım istedim” dedi. 
Vehbi Koç sarsılmıştı. Başbakan onu tutuklatmakla tehdit ediyordu. Yutkundu. 
“Efendim böyle bir şey nasıl olabilir. Elimizde bulunan yakıtı devlet kurumlarına gerekebilir diye bazen tasarruflu satıyoruz” dedi. 
Menderes, bilemem der gibi bir ifade takınmıştı suratına. 
Vehbi Bey heyecandan bayılacak gibiydi. 
Gözlerinden akan yaşa engel olamıyordu. 
Sonra?.. Sonra neler yaşandığını bilmiyoruz. Adnan Bey soruşturmayı durdurdu. Karaborsa soruşturması Koç Grubu’nu kapsamadı. Vehbi Bey bitişin köşesinden dönmüştü. 
Yaşadıklarını İsmet Paşa’ya anlattı.  
Ancak yine de 50’li yılların sonuna kadar CHP’de kalmayı sürdürdü. Sonraki yıllarda ise politikayla arasına hep mesafe koydu. 
Bu prensip bugünlere kadar sürdü. Koç Grubu tüm siyasilere olabildiğince mesafeli davrandılar. 
Peki ya bugün? 
Koç Grubu, Tayyip Bey’e karşı bir organizasyona girişebilir mi? 
Ya da soruyu tersten soralım. Koç’lar AKP hükümeti sırasında nasıl bir rota izlediler? Ne kazandılar ne kaybettiler? 
Cevap çok basit: Yapılan en büyük 3 özelleştirmeden 2’sini onlar kazandı. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana tam 6 kat büyüdüler. Her şeyi bir yana bırakın son Gelir Vergisi rekortmenleri listesine bir bakar mısınız? Türkiye’de en çok kazanan ilk beş kişi Koç Ailesi’nin mensubu değil mi? Kendilerini yakından takip eden birçok sanayici aileyi açık ara geride bıraktılar. Son on yılda servetlerine servet kattılar. Erdoğan’dan neden şikâyetçi olsunlar ki?.. 
  Uluslararası faiz lobisine gelince... Faiz lobisi harekete geçmek ve AKP iktidarını sarsmak istese hiç böyle dolambaçlı yollara sapmasına gerek duymaz. Türkiye’ye her gün pompalanan sıcak para girişini keserler olur biter. Bakınız 2001 krizi… 

SOSYAL BAŞKALDIRI
Evet... Gezi direnişine ilişkin komplo teorileri ne yazık ki ikna edici tezlere dayanmıyor. Şunu kabul etmemiz gerekiyor: Bu ne siyasal ne de ekonomik bir isyandır. Tamamen sosyal bir başkaldırıdır. 
Ve temel sloganı da şudur: Bana karışamazsın! 

GÜRKAN HACIR

AKŞAM

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.