Firavunlar yaşıyor mu?Rüstem Fırat

İçinde bulunduğumuz dönemde kafalar karmakarışık. Ölümcül bir hastalığa çare ararken hastalığı kendine bulaştıran doktorlara benziyoruz adeta.


Sorunları farklı boyutlarıyla irdelerken asıl büyük sorunun ne olduğunu unutmuş gibiyiz.


Kafamızı biraz netleştirmek ve önümüzü görebilmek için dönüp şöyle bir arkamıza bakmak faydalı olacaktır kanımca. Malum; tarih tekerrür eder.


Tarihte defalarca tekerrür etmiş bir hikayeyi açık seçik anlatan, ders almasını bilenlere sorunu özetleyen bir abide dikilidir İstanbul’un göbeğinde.


Sultanahmet meydanında dikili bir taş var hani. Pek çoğumuz defalarca bakıp geçmişizdir.


Üzerindeki hayvan figürlerini süsleme zanneder çoğumuz. Sanki koca taşı sadece şehri süslemek için dikmişler gibi.


Kuş resmi sandığımız kabartmalar eski bir alfabedir aslında. O abidenin üzerinde bir dönemin ibretlik hikâyesi anlatılır. Elde ettiği güç ve kudret ile insanlara zulmedenlerin, inandıkları yaratanı kirli işlerine alet edenlerin ve kul olduğunu unutup kendisini yaratanına ortak koşanların hikâyesini hatırlatır hala.


Ders alabilene; alabilenlere...


Bizim dikilitaş olarak bildiğimiz bu abide M.Ö. 15 yy’a, yani bundan tam 3.500 yıl öncesine aittir. Mısır’ın güneyindeki meşhur Karnak tapınağına, dönemin firavunu 3. Tutmosis tarafından tanrı Amon için dikilmiştir.


Garip değil mi?


Koca firavunun Karnak tapınağına diktiği taş 3.500 yıl sonra Sultanahmet’in göbeğinde.


İnsanlar da dâhil tüm dünyanın hâkimi ve sahibi olduğunu düşünen ama diktiği taşa bile sahip çıkamayan firavunun diktiği bu abide, bir ibret hikâyesi olarak meydanda hala duruyor.


Firavun hanedanı da her fani gibi dünyadan silinip gittiğinde, toprakları Roma İmparatorluğu’nun eline geçti. Roma her emperyalist devletin yaptığı gibi Mısır’ı yağmaladı. Bu abide de Roma’nın görkemli şehri İstanbul’a getirildi. Gemiyle taşınırken bir kısmı kırılmış olsa da hemen-hemen sağlam şekilde Sultanahmet meydanına dikildi.


Şimdi; dikilitaşımızın başından geçenleri bir yana bırakıp bize anlattıklarına odaklandığımızda İslam inanışı ile kıyaslamaya kalkmayın sakın. Sadece ibretlik hikâyeye odaklanın.


Abidenin kuzeybatı cephesinde şöyle yazar:

“18.sülaleden yukarı ve aşağı Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak, hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.”


Kurbanını sunduktan sonra? Daha nice zamanların getireceği bayramlar? Firavun ve Tanrı Amon?


Abidenin kuzey cephesinde de şunlar yazılıdır:

“Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, O’ndan yardım dilenerek güneyin dostu, dinin nuru, iki tacın sahibi, kudretli hükümdar, ülkesinin sınırlarını Mezopotomya’ya kadar götürmeye azmetti.”

 

Akıl sahibi insanların okurken zihinlerinin allak bullak olacağı satırlardır bunlar. Firavun kendisini dinin ve Tanrı Amon’un nuru ilan etmektedir. Firavun bununla da yetinmez.


Güneydoğu cephesinde Tanrının oğlu olduğunu anlatır.

“Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, sevgi saygıyı taşıyan ve aşağı ve yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.”


Kendilerini Tanrı’nın oğlu olarak gören firavunun Allah’ın elçisi Hz. Musa’ya neden düşmanlık ettiğini anlayabilirsiniz. Tanrı’nın kudreti ve ihtişamını kendi benliğinde harmanladığına inanan bir faninin, Allahlık iddiasına ulaşmada izlediği yolu da idrak edebilirsiniz.


Güney cephesinde ise şunları söyler:

“Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu ünvanını taşıyan aşağı ve yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı. Bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti. Büyük savaşlar yaptı.”


Evet, kudret ve adaletin sahibi artık odur. Tanrı’nın oğlu ordusuyla ve gücüyle nur saçarak tüm dünyayı titreten bir güç olmuştur. Adalet firavunun istediği gibi şekillenir artık. Kelamda Tanrı’ya bağlılık olsa da ve hatta bu abidelerin üzerine kazınsa da elde ettiği kudret ve kuvvetle kendisinin fani bir insan olduğunu unutanların acıklı sonuna yaklaşmıştır firavun.


Bir yaratıcıya inanan, fakat elde ettiği kudret ile kendini yaradan ile aynı kefeye koyan bir zalim.


Ve ibretlik bir son.


Allah tarafından lanetlenen bir insan. Bir ömürlük güç ve kudret için feda edilen sonsuzluk. Ve elbette onun bu gücüne ve kudretine tamah ederek kulluk eden zalimlerin acıklı sonu.


Ve Kur’an-ı Kerim’de hepsinin mahvoluş hikâyesini özetleyen o birbirinden derin ayetler.


Yunus suresi 18. Ayette şöyle söyler:

“Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve ‘İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’ diyorlar. De ki; siz, Allah’a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”


Firavun bir yönetim şeklinin anlayışıydı aslında. Yönetirken elde ettikleri güç ile Allah’a sözüm ona yakınlaşma iddiasını da ortaya atarak zulmedenlerin hikâyesiydi aynı zamanda.


Tarihte yaşanan pek çok vaka bire bir tekerrür ediyor. Kimi daha küçük ölçekte, kimi daha büyük.


Evde hanımına karşı zulmedende de bir parça firavunluk bulunur, siyasi partilerde güç bende diyerek hakkı hukuku rafa kaldıranda da, kendini ilahlaştırırken yönettiği topluma karşı zalim olanda da.


Mesele zulmetmemek ve ne için yaratıldığımızı unutmamaktır aslında. Kul olduğumuzu ve kimseye kulluk etmememiz gerektiğini bilebilmek.


Firavunlar hala yaşıyor mu peki?

Maalesef evet!

Bizler kulluk etmeye devam ettikçe sonsuza dek de yaşayacaklar.

RÜSTEM FIRAT

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.