Erol Güngör ve Türk Milliyetçiliği

Batı’da Milliyetçilik Kavramı Üzerine Tanımlamalar ve Görüşler       

Milliyetçilik kavramı üzerinde anlaşılmış bir tanımlama literatürde mevcut değildir. Aksine belli kriterlere ve sınıflandırmalara tabi tutulan, ideolojik bakış açısı doğrultusunda şekillenen tanımlamalar söz konusudur. Milliyetçi ideolojinin mihenk noktası olan ulus kavramı, sosyal ve siyasi örgütlenmenin kalbine yerleştirilmiştir. [1] Bu bağlamda milliyetçilik kavramı ile birlikte millet kavramını ve millet bincinin oluşumunu incelemek de yararlı olacaktır.       

Millet objektif olarak; aynı dili konuşan, aynı inancı paylaşan ve ortak geçmişle birbirine bağlı insanlardan oluşan kültürel bir varlıktır ve milleti diğer etnik gruplardan ayıran, milletin kendini farklı ve özel bir siyasi grup olarak tanımlayan bireylerden oluşmasıdır. [2] Modern anlamda "millet" kavramı ortaçağ feodal düzenin[3] bozulmasıyla ortaya çıkmıştır. Feodal sistemin çözülmesi, var olan tüm mülkiyetin sınai, ticari ve mali sermayeye dönüşmesini getirmiş; burjuvazi, bu dönüşüme koşut olarak ağır ağır gelişmiştir.        

Anthony Smith milli kimliğin temelini oluşturan bir liste yapmış ve bu bağlam da millet kavramını tanımlama yoluna gitmiştir. Bunlar:         

1.     Tarihi toprak ülke ya da yurt

2.     Ortak mitler

3.     Ortak kitlesel kamu kültürü

4.     Toplumun tümü için geçerli ortak hak ve görevler

5.     Ortak bir ekonomi                 

Kısaca Smith, milleti[4] "tarihi bir toprağı/ülkeyi, ortak mitleri ve tarihi belleği, kitlevi bir kamu kültürünü, ortak bir ekonomiyi, ortak yasal hak ve görevleri paylaşan bir insan topluluğunun adı" olarak tanımlamıştır. [5] Smith etnik kimliğin gücüne bağlı olarak bu kimliğe bağlı milletin doğma ihtimalinin de yüksek olacağını belirtir. Bu bağlamda milliyetçilik;         

1. Bütün olarak millet ve milli-devletlerin bütün bir kurulma ve kendini idame ettirme süreci

2. Bir millete ait olma bilinci ve milletin güvenliği ve refahıyla ilgili özlem ve hissiyata sahip olma

3. Millet ve rolüne ilişkin bir dil ve sembolizm

4. Milletler ve milli irade hakkında bir kültürel doktrin ile milli emellerin ve milli iradenin gerçekleştirilmesine dair reçeteler içeren bir ideoloji

5. Milletin amaçlarına ulaşacak ve milli iradeyi gerçekleştirmek, bir toplumsal ve siyasal hareket olarak adlandırılabilir. [6]          

Benedict Anderson’a göre ise millet; hayal edilmiş bir siyasal topluluktur. Anderson millet tanımındaki açıklamasına ilişkin olarak "Sınırlıdır, çünkü en büyük milletin bile belirli, ötesinde başka milletlerin yaşadığı sınırları vardır. Egemendir, çünkü kavram aydınlanma felsefesinin ve devrimlerinin, güçlerini Tanrı’dan alan hanedanların meşruiyetini yerle bir ettiği çağda doğmuştur." der. [7] Diğer taraftan Hobsbawm milliyetçiliği, devletle milletin örtüşmesini gerekli gören bir siyasi ilke olarak tanımlamaktadır. Bu açıdan Hobsbawm, milliyetçiliğin, milliyetçilik hakkında fikir üreten veya politikalar oluşturan önderlerin ortaya koyduğu eserlerden değil, toplumu temsil eden sıradan bireylerin fikirlerinin incelenmesiyle kavranabileceğini ifade eder.[8] Yani Hobsbawm, milliyetçiliği geleneksel elitlerin ayrıcalıklarını korumak ve gelenekleri sürdürmek için geliştirdikleri bir ideoloji olarak gören bazı yazarların aksine, milliyetçiliğin tehdit edilen hayat biçimlerini korumaya çalışan ortalama köylülerden çıktığını ya da devletin kendi meşruiyetini sürdürmek üzere kitleler için böyle bir gelenek ürettiğini [9] ileri sürmektedir.     


erol gungor3
           

Türk Milliyetçiliği Üzerine Türk Aydınlarının Görüş ve Fikirleri     

Avrupa’da Fransız İhtilali ile ortaya çıkan ve çok uluslu devletlerin korkulu rüyası haline gelen milliyetçilik ideolojisinin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yansıması da imparatorluğu tehdit eden bir gelişme olmuştur. Nitekim 19. yüzyıl sonunda, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yunan, Ermeni, Bulgar milliyetçilikleri mevcutken Türklüğe dair kimlik öğeleri (özellikle dil) saptanabiliyorsa da bir Türk milliyetçiliğinden söz etmek zordu.[10] Osmanlı İmparatorluğu’nda azınlık grupların giderek artan isyanları ve ayaklanmaları, Tanzimat Hareketi ile sonlandırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Osmanlı aydınları bu ferman ile birlikte bütün unsurların eşitliğine ve dayanışmacı bir anlayışa dayanan Osmanlıcılık İdeolojisini geliştirmeye ve benimsetmeye çalışmış olup, Osmanlı vatanı ve Osmanlı hanedanına bağlılık temeli üzerine kurulu bir fikri sistem oluşturmaya da çalışmışlardır. Bu açıdan imparatorluğu kurtarma maksadı ile siyasi bir tavır olarak da adlandırabileceğimiz Osmanlıcılık fikri, Genç Osmanlılar tarafından bir ideoloji olarak geliştirilmiştir.[11]  Fakat Osmanlıcılık fikri uzun süre etkili olamamış ve devlet İslamcılık politikasına yönelmiştir. II. Abdülhamid ile birlikte Osmanlıcık yerine İslam vurgusuna ağırlık verilmiş ve Hilafet güçlü bir simge haline getirilmeye çalışılmıştır.[12] Nitekim ne çok milletli Osmanlıcılık fikri ne de İslamcılık anlayışı istenen sonucu vermemiştir. Böylece Türkçülük akımı ortaya çıkmış ve milliyetçilik ideolojisi Türk düşünürleri için bir nevi devletin kurtuluşu olarak görülmüştür. Türk milliyetçiliğinin kurucu babalarından olan Ziya Gökalp millet fikrinin en son Türklere geldiğini belirterek, bunun nedenini Türklerin Osmanlı Devleti’nin kurucusu olmalarına bağlamıştır.[13]                 

Osmanlı aydınları, milliyetçilik düşüncesi ile tanıştıklarında yayılmacı güçler karşısında çökmekte olan bir imparatorluğu nasıl ayakta tutabiliriz sorusuna cevap aramakta idi. Nitekim milliyetçiliğe yönelişte hareket noktası da devleti kurtarma arayışı olmuştur.[14]  Nevzat Kösoğlu Türk milliyetçiliğinin doğuşundan itibaren taşıdığı iki özellikten bahsetmektedir. İlki Avrupa’da milliyetçi akımın ortaya çıkışına paralel olarak gelişen ırkçı düşüncelerin Osmanlı’da Türk kültürü ve İslami geleneğin bir sonucu olarak hemen benimsenmeyişidir. Diğer ise Turancılık[15] duygu ve fikrinin, doğuşundan itibaren Türk milliyetçiliği içerisinde bir ülkü olarak var oluşudur.[16] Bu fikirlerin yansıyışını en iyi Gökalp’ın şu dizelerinde görmekteyiz:              

"Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan;          

Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan." [17]            

20. yüzyılın başında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, gibi dönemin önemli aydınlarının teorik çerçevesi oluşturdukları Türk milliyetçiliğini, Mustafa Kemal büyük bir siyasi gerçeklik ve deha ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisi yapmıştır.[18] Fakat Atatürk’ün erken ölümü ve ardından gelenlerin onun fikri ufkunu kavrayamayışı nedeni ile milli devlet projesinin yarıda kalmasına neden olmuşlardır. Bu bağlamda İnönü döneminde içi boş bir bürokratik milliyetçiliğe dönüşmüştür. Nitekim 1980’lerden itibaren de Türk milliyetçiliğinin en önemli eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı sorgulanmaya başlayarak, yurttaşlık bağı ve milliyetçilik kavramlarının içini boşaltma adına faaliyetler hızlanmıştır.[19]        

Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki’den Kemalist döneme sürekliliği sağlayan bir düşünür olmuştur. Gökalp, dönemin iki önemli akımı Panislamizm ve Osmanlıcılığa karşı, Türkçülük ve Batıcılığı vurgulamıştır.[20] İlk dönemlerinde Osmanlıcılık ve ümmetçilik anlamında olmasa bile, İslamcılık düşüncelerine de ilgi gösterdiği bilinen Gökalp’ın milliyetçilik anlayışı ile modern ulus-devletin ve yeni Cumhuriyetin kurucu iradesinin benimsediği milliyetçilik anlayışları arasında büyük bir örtüşme vardır.[21] Ziya Gökalp’e göre millet, "Dince, dilce ve güzellik duygusu bakımından müşterek olan yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir topluluktur". Ortak ahlak, ortak dil, ortak estetik üzerinde durmuş ve Türkçülük fikrini bunun üzerine bina etmiştir.[22] Bir başka ifadeyle Gökalp, bir kültür milliyetçiliğini öngörmekte, millet olabilmek için etnik ayrışmalara ilgi göstermemektedir. Buna, Gökalp, ‘kültür milliyetçiliği" adını vermektedir.[23] Yusuf Akçura’nın Türk tarifi şöyledir: "Türkler dediğimiz zaman "Türk-Tatar" bazen "Türk-Tatar-Moğol" diye adlandırılan bir ırktan gelme dilleri birbirlerine pek yakın, tarihi hayatları birbirine karışmış olan kavim ve kabilelerin tamamını murad ediyoruz" der. Ayrıca Tatar, Kazan, Azeri, Kırgız, Yakut... gibi unsurlarında Türkler tabirinin içinde olduğunu belirtir. Akçura’ya göre millet;" ırk ve dilin esasen birliğinden dolayı sosyal vicdanında birlik ve beraberlik meydana gelmiş bir insan toplumudur." Akçura bu tanımdan yola çıkarak milliyet fikrinin oluşumunu bir içgüdü şeklinde ortaya çıktığını belirtir. Çünkü tarihte her kabile, kavim, vb toplumsal örgütlenmeleri diğerlerine karşı üstün olduğu fikrini taşımaktadır. [24]

erol gungor4

Erol Güngör’ün Milliyetçilik ve Türk Milliyetçiliğine Bakışı             

Erol Güngör Türkiye hızlı bir şekilde değişirken çalışmalarının ana amacını, "çağdaş bir Türk Milli kültürü kurmanın gereği ve bunun yolları"nı arama şeklinde açıklamıştır. [25] Diğer taraftan, Güngör’e göre milliyetçilik bir doktrin ya da dogmatik bir sistem değildir. Çünkü bu durum problemler karşısında gereken esnekliğin kaybolmasına neden olur.[26] Bu bağlamda milliyetçilik Güngör için sosyolojik ya da felsefi kalıpların içinde [27] izah edilemeyecek karmaşık bir kavramdır. Erol Güngör milliyetçiliği Türk milletinin kendine özgü, diğer milletlerden ayırıcı bir kültüre sahip olduğu kabulünden hareket ederek, tarih boyunca Türk milletini bir arada tutan asıl faktörün Türklerin kendi öz nitelikleri ve İslam’ın verdiği katkıyla zenginleşip kökleşen Türk kültürü olduğunu söylemiştir.[28] Milliyetçilik hangi sebeple ve nasıl ortaya çıkarsa çıksın Erol Güngör' e göre: "Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır"[29]      

Erol Güngör çalışmalarında milliyetçiliğin hükümet politikası olarak benimsenmesi ve kullanımını incelemiştir. Güngör Türkiye’de milliyetçilik hareketlerinin çok eski zamanlara götürülebilmesine karşılık, modern anlamda millet olma yolunda rehber teşkil edecek bir fikir ve inanç sistemi oluşturan Ziya Gökalp ile başlar.[30] Bu bakımdan 60 yıllık bir milliyetçilik tarihi içerisinde bu kavramı ele alır. Bu bağlamda Güngör, Türkiye’nin millet prensibine sarılmasının nedeni olarak, 20. yüzyılın en büyük siyasi realitesi olarak nitelendirdiği milliyetçiliğin benimsenişine bağlamaktadır. Çünkü İmparatorluğun sadece dıştan değil içten de yabancı milliyet hareketleri ile yıkılmış oluşu Türk halkının kendi kaderi ile baş başa kalmasına yol açmış ve modern bir millet olmak için sağlam bir milli kültüre sahip olma zorunluluğu milliyetçiliği kamçılamıştır.[31]              

Milli müdafaanın temeline işleyen Gökalp fikirleri mücadele bittikten sonra da etkili olmuştur. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden doğan Halk Fırkası bir bakıma Gökalp’ın eseridir, Fırka'nın prensipleri, hatta bunların okla gösterilmesi hep ‘Gökalp Milliyetçiliği’nden çıkmıştır. Fakat Cumhuriyetin ilanı sonrasında Gökalp’ı eski önemli rolü de sona ermeye başlamıştır[32] Türkiye büyük Millet Meclis Hükümeti devrinde tüm sahalarda olduğu gibi kültürde de mihrakın milliyetçilik olduğunu belirten Güngör, milliyetçiliğin İslami unsurlar ile iç içe olduğunu ifade eder.[33] Güngör, 1923-1938 arası dönemde milliyetçilik siyasi ve sosyal alanda etkili iken, Cumhuriyet Devrinin kültür politikasında ikinci dönem olarak adlandırdığı, Atatürk’ün ölümü sonrasındaki süreçte, milliyetçilikten hümanizme geçiş ve milli kültürün ihmal ya da reddedilişi ortaya çıkmaya başladığını belirtir.[34] Erol Güngör, yerli kültür unsurlarının modernleşme süreciyle kurduğu ilişkileri milliyetçilik bağlamında ele almıştır. Milliyetçiliği bir modernleşme ideolojisi olarak, halkın kendi geçmişiyle geleceği arasında manevi bağları üretecek bir dünya görüşü olarak yorumlamış ve demokrasi-milliyetçilik ilişkisinin tarihsel ve sosyolojik bir birliktelik olduğunu vurgulamıştır.[35] Milliyetçilik ve demokrasi ilişkisini şu sözleri ile ifade eder:          

"Milliyetçilik halka dayanan hareketler olduğu için milli iradeye azami serbestlik tanımak, yani demokratik olmak zorundadır. Fikir Hürriyetine imkân vermeyen bir milliyetçilik düşünülemez. Milliyetçi görüşün nüanslarını temsil eden grubun veya şahısların bulunması hareketin zaafını değil, gücünü gösterir."[36]                 

Erol Güngör, milliyetçiliğin hedefinin geniş kitlelerin iradesine dayanan bağımsız bir siyasi irade ve bu birlik içinde milli bir kültür meydana getirmek olduğunu belirtir. Bu anlamda Türkiye’de millet ve milliyetçiliği doğru anlamak için karşımıza çıkan halk gerçekliğinden hareket etmek gerekmektedir. Yani milliyetçilik bir anlamda halkçılık meselesidir. Milliyetçilik milli egemenliği gerek görür ve muhatabı da bu anlamda halktır. Yine milliyetçiliğin dayanağı olan milli kültürün taşıyıcısı da halktır.[37]               

Güngör, milliyetçilik kavramının yanı sıra milliyetçiler arasındaki ayrıma da değinmiştir. Bu bağlamda Türkçüler ve diğer Anadolu milliyetçilerinin aynı kaynak olarak Gökalp’ın fikirlerinden doğmuş olsalar da aksiyon açısından farklılık taşıdıklarına dikkat çeker. Türkçüler ve Anadolucular, CHP İnkılâpçılarının Türk tarihini ve dolayısı ile Türk milletinin hem tarih öncesi çağlara kadar götürüp hem de Cumhuriyet ile birlikte ortaya çıkmış gibi göstermelerini eleştirmişlerdir. Güngör bu durumu milli politikanın alacağı yön açısından önemli görmektedir. Nitekim İnkılâpçılar bu tezi Türkleri İslam medeniyeti dairesinden çıkararak Batı’ya bağlamak adına ortaya koymuşlardır diyen Güngör, Türkçülerin ve Anadolucuların bu duruma farklı yönlerden müdahale ettiklerini belirtir.[38]                 

Güngör milliyetçilik kavramı ve Türkiye’deki gelişimini incelerken, milliyetçilerin de nasıl olması ve hangi hedefler doğrultusunda hareket etmeleri gerektiğini de yazılarında işlemiştir. Bu bağlamda Türk devleti, Türk milleti ve vatanı gibi Türk tarihini de bir bütün olarak ele alan Güngör, milliyetçilerin büyük bir imparatorluğun ve büyük bir medeniyetin çocukları olduklarını unutmamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Güngör’ün milliyetçilere biçtiği özellik ve hedefler şunlardır:         

1. Milliyetin İslam dini dışında düşünülemeyeceği fikri

2. İslamiyet milli kültürün ayrılmaz parçası olmakla birlikte laikliğe aykırı prensibinin söz konusu olamayacağı

3. Milli tarih şuuru

4. Türk devleti, milleti ve vatanının bölünmez bütünlüğü

5. Türklerin tarihi kökenlerinin eski zamanlardan bu yana varlığının unutulmaması

6.  Birlik prensibine dayanan milliyetçiliğin, birlikte hareket şuuruna erişmeleri

7.  İkinci-üçüncü dereceden farklı görüşlere karşı toleranslı olma

8.  Milli birliğin fikir temellerini işlemek ve birlik şuurunu kuvvetlendirmek için çalışmak

Sonuç olarak Erol Güngör, milliyetçilik kavramının sosyo-kültürel yanını öne çıkararak, "etnik" unsur odaklı bir ırkçılıktan uzak, Türk kimliğinin özellikleri ekseninde şekillenen bir milliyetçilik tanımı yapmıştır. Milliyetçilik, bir nevi varlık ve devlet bekası açısından bireylerin sahip olması gereken üst bir bilinç olarak ele alınmıştır. Güngör’ün ortaya koyduğu milliyetçilik kavramı, Türk toplumu açısından bireyin içinde yaşadığı toplumun bir parçası haline gelmiştir.       

-------------------------------------------        

[1] Köksal Şahin, "Bir İdeoloji Olarak Milliyetçilik", Akademik Bakış, Uluslararası Hakemli Sosyal         Bilimler E-Dergisi, Sayı: 12, Yıl: 2007, Makale 9, http://www.akademikbakis.org, s.5.               

[2] Mümtaz’er Türköne, Siyaset, Lotus Yayınları, Ankara, 2003, s.632-633.             

[3] Werner SOMBART, Burjuvazi: Modern Ekonomi Dönemine Ait İnsanın Ahlaki ve Entelektüel Tarihine Katkı, Doğu-Batı Yayınları, Ankara, 2008, s.22, Alâeddin ŞENEL, Siyasi Düşünceler Tarihi, Bilim ve Sanat Yayınevi, İstanbul, 2005, s.277.           

[4] A. Smith Ulusların Etnik Kökeni, (Çev: Sonay Bayramoğlu, Hülya Kendir) Dost Yayınevi, Ankara, 2002, s.45-57, A. Smith, Milli Kimlik, (Çeviri: Bahadır Sina Şener) İletişim Yayınları, İstanbul-1991, 42.               

[5] A. Smith, Mili Kimlik, s.31-32.          

[6] A. D. Smith, Mili Kimlik, s. 118-119.          

[7] Benedict Anderson, Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması, Çev. İskender Savaşır, 2. Baskı, Metis Yayınları, İstanbul, 1995.S.20-22.        

[8] Eric J. Hobsbawm, Milletler ve Milliyetçilik, Çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1993, s.19-22.        

[9] Türköne, age. s.648.        

[10] François Georgeon, "Türk Milliyetçiliği üzerine düşünceler: Suyu Arayan Adamı yeniden Okurken" Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt:4:Milliyetçilik, İletişim Yayınları, s.23.        

[11] Osmanlıcılık fikrinin savunucularının amacı, çeşitli din ve milliyetlere mensup grupları, eşit siyasi haklarla, ortak bir vatan mefhumu etrafında, meşruti bir idare içine almaktı. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi -7. Cilt, (Ankara, 1977), 308-309.   

[12] Nevzat Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği İdeolojisinin Doğuşu ve Özellikleri, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt:4: Milliyetçilik, İletişim Yayınları, s.221.                

[13] Kösoğlu, a.g.m., s.221             

[14] Kösoğlu,a.g.m., s.209.               

[15] 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı aydınları Macaristan’da gündeme gelen Turan düşüncesi ve Turancı vizyon ile tanışmışlardır. Turancılık; radikal Türk ulusçuluğunun en temel siyasi ayrım noktalarından biri olarak, temelde Osmanlı ve daha sonra da Türkiye coğrafyasında yaşayan Türklerle siyasi sınırları dışında kalan, özellikle de doğuda, Asya’da Sovyet topraklarında yaşayan Türk dilli toplulukları ortak ırk-kan, kültür, tarih iddiası temelinde birleştirmeyi arzulayan Pantürkçü bir eğilim olarak belirtilmiştir.(Günay Göksu Özdoğan, Dünyada ve Türkiye’de Turancılık,( Ed: Tanıl Bora Murat Gültekingil, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt: 4: Milliyetçilik) İletişim Yayınları, s. 388.)        

[16] Kösoğlu, a.g.m., s. 224        

[17] Ziya Gökalp’e göre Turan, Türkleri içine alan bir birliğin adıdır. Türkçülerin uzak ideali Turan namı altında birleşen Oğuzları, Tatarları, Kırgızları, Özbekleri, Azerileri, Yakutları, dilde, edebiyatta, kültürde birleştirmektir. Turan ideali Türkçülüğün süratle yayılmasını sağlamıştır. Ona göre ideal geleceğin yaratıcısıdır. Türkçülüğü idealin büyüklüğü noktasında üç dereceye ayırır;1) Türkiyecilik, 2) Oğuzculuk yahut Türkmencilik, 3) Turancılık (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları , Kültür Bakanlığı Yay., Ankara,1972.s. 24-29.).        

[18] Ümit Özdağ, Yeniden Türk Milliyetçiliği, Yedinci Bin Yıl Yayınları, Ankara, s. 10.        

[19] Özdağ, a.g.e., s.11-14.        

[20] Kerem Ünüvar, Ziya Gökalp, (ed: Tanıl Bora, Murat Gültekingil, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt:4: Milliyetçilik) İletişim Yayınları, s. 29-34        

[21] Şahin Gürsoy - İhsan Çapcıoğlu ,"Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp: Hayatı, Kişiliği Ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İnceleme" AÜİFD 47(2006), Sayı2.S.96.        

[22] Ziya Gökalp,a.g.e., s.22.        

[23] Şahin Gürsoy - İhsan Çapcıoğlu, S.96.        

[24] Yusuf Akçura bütün hayatı boyunca dili, geleneği ve dini bir, Türk âlemi olduğu tezini savunmaktan vazgeçmemiş olmakla birlikte önemli bir farklılaşmaya da dikkat çekmiştir. O da bütün Türk topluluklarının uygarlaşma yolunda aynı hızla ilerleyememiş oluşudur. (Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi, Kaynak Yay.,İstanbul,1998 s.17-18)        

[25] Yılmaz,  Milliyetçilik, s. 651        

[26] Güngör, Dünden Bugüne Tarih-Kültür ve Milliyetçilik, Ötüken Yayınları, İstanbul, s.140.        

[27] Fahri Atasoy, "Sosyal Değişme ve Modernleşme Bağlamında Erol Güngör’ün Milliyetçiliğe Bakışı", Gazi Üniv. Prof. Erol Güngör Anısına Türkiye’de Değişim Sempozyumu Kitabı, s.159.        

[28] Ercan BALCI,Türkiye’deki Milliyetçilik Söylemleriyle Kıyaslamalı Olarak Erol Güngör’ün Sosyolojik Milliyetçilik Anlayışı", Sociological Association, Turkey Journal of Sociological Research Vol.:14,Nr.:1-Spring 2011, s. 9.        

[29] Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 16.Basım, Yayın No:108, Kültür Serisi:14, Ötüken Yay., İstanbul, 2004, s.100.        

[30] Erol Güngör, Dünden Bugüne Tarih-Kültür ve Milliyetçilik, Ötüken Yayınları,İstanbul, s.133.        

[31] Güngör, Dünden Bugüne…,a.g.e.s.90.        

[32] Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Yayınları, İstanbul,2004,s.209,210.        

[33] Güngör, Dünden Bugüne…,a.g.e.,s.91.        

[34]A.g.e.,s.99-100        

[35] Vedat Bilgin,"Bir Düşünür Olarak Erol Güngör’ün Dünyası", Editör, Murat Yılmaz, Milliyetçilik ve Erol Güngör, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul, Bilgin, A.g.m., s.130.       

[36] Güngör,Dünden Bugüne…, a.g.e., s.141        

[37] Atasoy, a.g.m., s. 161.        

[38] Güngör, Dünden Bugüne…, a.g.e., s.135, 136.

------------------------------------------------------------------

Türk Yurdu, Ekim 2012 - Yıl 101 - Sayı 302

MERVE SUNA ÖZEL 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.