Ermeni Diasporası-ŞEREF GÜL

Avrupalı devletler; Ermenileri Osmanlı Devleti’ni parçalamak maksadı ile bir araç olarak kullanmaya başlamışlardı. Özellikle Rusya’nın ortaya koyduğu siyasi hedefleri gerçekleştirmek için, Ermeniler bir maşaydı.  Osmanlının zayıflamasını isteyen Rusya, bu sebeple tarihte Balkan milletlerini ve Ermeniler’i her daim Türkler’e karşı kışkırtmıştır. Rusya haricinde batılı emperyalist devletler de milli çıkarları gereği Ermeniler’i ve diğer azınlıkları da Türkler’e karşı kışkırtmış ve teşkilatlandırmışlardır.

Ruslar, Ermeniler’i Türkler’e karşı kışkırtmak ve kullanmak maksadı ile 1878 yılında yapılan Berlin Antlaşması hükümlerine, Ermeniler’in yaşadığı bölgelerde reform yapılması gerektiğine dair maddeler koydurtmuştur.  Rus ve İngiliz desteği ile kurulan Ermeni çeteleri Birleşik Ermeni Dernekleri adı etrafında örgütlenmişlerdir. 1885 yılında Van bölgesinde Armenekon, 1887 yılında Cenevre’de Hınçak, 1890 yılında Tiflis’teTaşnak Sutyun adlarında silahlı çetelerini kurmuşlardır.

Ermeniler tarafından kurulan bu çeteler ilk ayaklanmalarını, 1890 yılında Erzurum’da başlatmışlardır. Osmanlı Devleti’i kuvvetsiz kaldığı zamanlarda neredeyse Ermaniler’in yaşadığı her bölgede kanlı eylemler düzenlenmiştir.

Osmanlı devletinin dağılma süreci ve 1. Dünya Savaşı’nın son dönemlerinde, Türk milletine saldırılarını ağırlaştıran Ermeni çetelerinin saldırılarını hafifletebilmek ve çetelerle olan mücadele esnasında zarar gören masum Ermeniler’in de zarar görmemesi adına 1915 tarihinden itibaren Ermeni topluluklar Suriye’ye göç ettirilmiştir. Türk tarihinde TEHCİR adı verilen bu olay ile Suriye’ye göç ettirilen Ermeniler,  1. Dünya Savaşı’nın bitimi ve Ermeni çetelerinin isyanlarının kontrol altına alınması ile birlikte Türkiye’ye geri çağırılmışlardır.

Yapılan göç (tehcir) esnasında bölgedeki çetelerin kafilelere saldırması, iklim şartları ve salgın hastalıklar vs. gibi nedenlerle Ermeni vatandaşlarımızın bir kısmı hayatlarını kaybetmişlerdir. Günümüzde emperyalist devletlerle iş birliği halinde olan Ermeni diasporası uluslar arası arenada, Türk milletine itibar kaybettirerek, kasap toplum, katil toplum yaftasını yapıştırarak Türk milletini mahkum etmeye çalışmaktadırlar. Bu suçlamalarla sıkıştırılmak istenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti; “3T”ye razı ettirilmek istenmektedir: 1- Tanıma (sözde soykırımın) 2- Tazminat 3-Toprak.


2015 yılında Ermeni diasporası hareketlenecek

2015 yılı sözde soykırımın 100. Yılı olacaktır. Bu nedenle Ermeni Diasporası için 2015 yılının hararetli geçmesinin hazırlıkları son yıllarda artarak sürmüştür. Uluslar arası ve Türk kamuoyunu bu temelsiz yalana inandırabilmek için Ermeni diasporasının muhtemel faaliyet ve projelerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Sözde soykırımı anlatan dram türünde, Hollywood filmlerinin dünya sinemalarında yer almasını sağlayacaklar.

  • Yalan doküman ve görüntülerle belgeseller hazırlanacak.

  • Sözde soykırımı tanıyan ülkelerin büyük meydanlarında soykırım anıtları yaptırılacak.

  • Montaj resimlerle, sözde soykırımı tanıyan ülkelerin kentlerinde sergiler açılacak.

  • Sözde soykırımı tanıyan emperyalist ülkelerin, iş birlikçi yöneticilerine ödüller verilecek.

  • Sosyal medya ve internet siteleri kullanılarak algı yönlendirmesi yapılacak.

  • Dünyada 21 ülkenin, ABD’de ise 43 eyaletin tanıdığı sözde soykırım farklı ülkelerin parlamentolarında da tanınması için lobi faaliyetleri geliştirilecek ve o ülkelerin yöneticileri baskı altına alınacak.


Sözde soykırım yalanına karşı neler yapabiliriz?

Uluslar arası emperyalist bir yalan olan sözde soykırım iddialarına karşı Türkiye gerekli bilimsel donelere sahiptir.

Ülkemizdeki bu sorunun aydınlığa çıkması için yapılmış çalışmalar, batı dünyasında karşılık bulmamasının yanı sıra birde Türk hükümetinin sorumsuzca teslimiyet politikalarıyla uğraşmak zorunda kalınıyor. Türk Tarih Kurumu’nda Ermeni sorunu ile alakalı araştırmalar yapan uzman kadrolar ve akademisyenlerin AKP iktidarınca görevden uzaklaştırılıp pasifleştirilmesinin yanı sıra Davutoğlu’nun Ermenistan ziyaretinde Ermenistan Dış İşleri Bakanı Nalbantyan ile görüşmesinde Türkiye’nin ileri sunduğu tarihsel tezi olan techir kararını bile eleştirmesi ve bunu insanlık ayıbı diye yorumlaması Türkiye’nin elini zayıflatan, Ermeni yalanlarına  moral destek sağlayan ahmakça politikalardır.

Ancak yine de bütünüyle haklı olduğumuz  bu soruna karşı mücadele donelerimiz ve karşı koyabilme gücümüz vardır.

Ermeni diasporasının uluslar arası zeminde bu yalanın karşılık bulabilmesi için izlediği iki metot vardır.

  1. Parlamentolarda sözde Ermeni soykırımını tanıtmak

  2. Sözde soykırımın varlığını inkar etmeyi bile suç saymak


Diaspora, parlamentolarda sözde ermeni soykırımını tanıtmada ciddi aşamalar kaydetmesine rağmen ikinci aşama olan sözde soykırımın inkarını suç sayma aşamasında bir grup akademisyen ve düşünce adamının çabalarıyla bu tezgahın önüne geçilmiştir.

Geçtiğimiz yıllarda Fransa ve İsviçre’nin sözde soykırımı inkarını suç sayması üzerine Rauf Denktaş önderliğinde babam Mehmet Gül’ün de kurucuları arasında bulunduğu “Talat Paşa Komitesi” İsviçre’nin Lozan kentinde, İsviçre’nin çıkardığı bu yasayı protesto ederek İsviçre kanunlarına göre kasıtlı suç işlediler.

İsviçre’nin açtığı davada iç hukuk yolları da tüketilerek davanın kaybedilmesi neticesinde AİHM yolunu açtılar. Bir Avrupa Birliği kurumu olan AİHM şaşırtıcı bir kararla Talat Paşa Komitesinin açt   davayı kabul ederek Komiteyi haklı bulduğunu belirtti. Böylelikle Ermeni diasporasına önemli bir darbe vurularak uluslar arası bir zafere imza atılmış oldu.

Bilim ve düşünce adamlarının bilimsel bir zeminde üniversitelerde tartışılması gereken, bu konunun siyasal ve emperyalist bir kararla; hakimlerin, savcıların, polislerin ve gardiyanların insafına bırakılması, batının kendisiyle çelişecek olduğu bu hatadan dönmesi dünya kamu oyunda Türkiye’yi rahatlatmıştır.

Mevcut AKP iktidarının 2015 yılına dönük bir hazırlığının olmadığının bilinmesine rağmen Ermeni diasporasının bu büyük yalanına karşılık bir takım önlemler alabiliriz.

Bunlar;

  • Arşivlerimizdeki belgeleri dünya kamuoyuna ve bilimsel çevrelere sunabiliriz.

  • Tarihi bu belgeleri bilimsel konferanslar yoluyla bilim çevrelerine tartıştırabiliriz.

  • Sözde soykırımı kabul eden ülkeleri iktisadi boykotlarla baskı altına alabiliriz.

  • Sözde soykırımı kabul eden ülkeleri kamu ihalelerinden men edebilir ve ilişkileri geriletebiliriz.

  • Yurt dışında yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızı organize ederek demokratik eylemler yolu ile haklı davamızı duyurabiliriz.

  • Yurt dışında yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızın kurduğu STK’lar vasıtası ile soykırıma destek veren iktidarlar baskı altında alınabilir.

  • Arşivlerimizde elde ettiğimiz verilerle batı ülkelerinde sergiler açabiliriz.

  • 1. Dünya Savaşı’nın Türkiye’de oluşturduğu şartları anlatan film ve belgeseller hazırlayabiliriz.

  • Sosyal medya ve yabancı dillerde haber siteleri vasıtası ile algı düzeltmesi yapabiliriz.

  • ŞEREF GÜL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.