Dürüst Çözüm\'un adresi-Ş.Alnıaçık

     Kürt ve Zaza kardeşlerimize…

     Bu başı gaflet, ortası cinnet, sonu cehalet olan fetret ortamında yüce dinimiz İslam'a müracaat etmeyeceksek ne zaman edeceğiz? Kardeş kurşunuyla katledilmiş gençlerin cenazesini kaldırırken mi?.. İslam, Müslüman bir topluma şimdi değilse ne zaman gereklidir?

     Dinimiz, son hak din olduğuna göre şöyle düşünmekte haklıyız: Bundan sonra cehalet, sapkınlık veya acz içinde yaşayan kavimlere geçmişteki gibi peygamber gönderilmeyecektir. İnsanların, Allah'ın ilmiyle yol almak istedikleri zaman müracaat edecekleri Kuran, onları yine "ikra" komutuyla beşeri ilimlere yönlendirecektir.

     Peygamberimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

     "Kim yarım kelime ile dahi olsa bir mü'minin öldürülmesine yardım ederse kıyamet günü, alnında "Allah'ın rahmetinden mahrumdur;" yazılmış şekilde Allah'ın huzuruna çıkar." (İbn Mace)

     Başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:

     "İnsanlardan Allah'ın en çok buğz ettiği (sevmediği) üç kişi vardır: 1- Harem bölgesinde (Mekke'de) olup da inkârcı olan, 2- Müslüman olduğu halde cahiliye âdetini benimseyen, 3- Haksız yere bir Müslüman'ın kanını dökmek için kan davası peşine düşen."(Buhari)

     Bu yöndeki ayet-i kerimeler de yolumuzu aydınlatmaktadır:

     "Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur." (Maide Sûresi, 32. Ayet)

     "Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi birbirine ısındırmış ve onun lütfu ile kardeş oluvermiştiniz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz." (Âl-i İmran Sûresi, 103. Ayet)

     Bu Ayet-i Kerimeler, çok açık bir şekilde PKK'nın bugüne kadar yaptıklarının  "modern ideolojilerin en acımasızı olan kızıl partizanlığın" dindışı tezahürleri olduğunu ispatlamaktadır. Bu durumda hiçbir tevil ve sulandırmaya mahal vermeksizin terörü ve PKK'yı lanetlemek, "Müslüman'ım" diyebilmek için gereken temel şartlardan biridir. 

     Şehitlerimiz, elbette bugün bunu yapmayanlardan ahirette davacı olacaktır.

     Eğer Türkiye Cumhuriyeti, itaat edilmesi hükümsüz olan bir darü'l- harp ise yarından tezi yok herkes sıcak yatağından çıkmalı sokaklara dökülmeli ve Cuma namazını kılmamalıdır. Çünkü gerçek bir darü'l- harpte Cuma sahih değildir. Sebebi de ibadetin ve tebliğin kısıtlanmış olmasıdır. 

     Türkiye sınırları içinde hiçbir Müslüman'ın bu yönde bir adım atacağını sanmıyoruz. Öyleyse PKK eylemlerinin Darü'l- İslam'da gerçekleştiğini, en azından Darü'l- harpte gerçekleşmediğini, yani katledilen askerlerin, iman sahibi Müslümanlar olduğunu, peşinen kabul etmeliyiz. 

     Türklere sataşmak için yapılan "Rumi" edebiyatı, coğrafyadan kaynaklanan boş bir lakırdıdan ibarettir. "Rum" Roma'dan gelir ve Arapların Anadolu coğrafyasına verdiği bir isimdir. 

     Aslında devletler temelinde insan olan can ve mal güvenliği örgütleridir. Bugüne kadar olan olmuş, nice canlar yanmış ve geriye ağıtlar kalmıştır. Ağıt zararsız bir cahiliye adetidir; ancak kan davası öyle değildir. Kan davası, "üzerine ayet inmiş" bir bidattir.

     "Kim haklı?" tartışmasını uzatmak, çözüme bir fayda getirmeyecektir. Ancak şurası bilinmelidir ki; tarihteki Kürt aşiret isyanlarının hemen hepsi bilgisizlik ve cehaletin getirdiği, asla milli bir mefahir kaynağı olarak savunulamayacak "ulü'l-emre itaatsizlik" ve "eşkıyalık" örnekleridir. 

     PKK terör örgütü, neresinden bakarsanız bakın, yabancı istihbarat örgütlerinin can suyuyla hayatta kalabilmiş bir soğuk savaş dönemi kalıntısıdır. "Şu olmuştur, bu olmuştur"u geçelim!.. 

     Sonunda olan bu milletin evlatlarına olmuş; Mehmet, Mehmetçiği yani kardeş kardeşi vurmuştur.  

     Peki, amaç her zamanki gibi cahilce bir güç ve erkeklik ispatı mıdır? İntikam ve öç alma duygusu mudur? Yani PKK olayı ideolojik bir "kan davası" mıdır?

     Eğer bu memlekette söz, Kapitalizmin ve Marksizm'in bütün tahribatına rağmen hala "namus" ise herkes, ilmi, vicdanı ve ahlakı kuşanarak, meseleyi "söz namustur" anlayışıyla konuşmalıdır.

     Siyasi kafakol ile askeri karakol arasına sıkışan çözüm süreci, zaman tahditli, "politik" bir cambazlıkla değil, ancak "ilmin" zamana ve mekâna hâkim, ebedi rehberliğiyle çözülebilir.

     Muhatabımız, Doğu ve Güneydoğu kökenli kardeşlerimizdir. Çözümün gerçek adresi, kirli siyasetten uzak, rehberi Kur'an ve ilim, sözü namus, şiarı sevgi ve samimiyet olan "MHP" dir.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.