Devlet Diz Çökmez-Nuri Polat yazdı

25 Kasımda AKP meclis grup toplantısında konuşan Başbakan Davutoğlu, Tunceli ziyaretinden bahsederken “…Ziyaretimiz sırasında bir Alevi dedesi elimi öpmek istedi. Ne haddimize, bizden yaşlı birine, bir dedeye el öptürmek. Ben de mukabele ederek onun eline sarıldım. Doğal olarak gelişmiş olan o resmin simgesi şudur; bundan sonra, kimse bizim önümüzde diz çökmeyecek. Kimse devletin önünde diz çökmeyecek. Devlet milletin önünde diz çökecek. Kimse devleti temsil eden kişilerin ellerini öpmeyecek. Çünkü bundan sonra amir olan millettir, memur olan devlettir. El öpecek olan devlettir…” sözlerini sarfetti.

Mensup olduğu zihniyetin halihazırda ve zahirde en yetkilisinin ağzından çıkan bu sözler “secaat arzederken sırkatin söyler” darb-ı meselinin tezahürü olarak zihinlerde yerini aldı. Bu sözler ya maksadını aşan ya da bizatihi mahiyeti ve sözün sahibinin mensup olduğu görüş itibarıyla sıkıntılı sözlerdi.

Başbakanın el öpme sahnesini izlediğimden ve yukarıda dercettiğim sözlerini işittiğimden beri 11. cumhurbaşkanımız gibi “insan gerçekten hayret ediyor” dedim.

Başbakanın “ …bundan sonra kimse bizim önümüzde diz çökmeyecek…” sözüne herhangi bir itirazım yok. Asaletine, onuruna inandığımız milletimizin mayası bozuk olmayan en edna ferdi bile,  ne sizin ne en üstünüzün ne de bir başkasının önünüzde diz çökmeyecek kadar izzet ve şeref sahibidir. Bu sözünüzde muhatabınız önünüzde diz çöken mayası bozuk, soyları şüpheli dalkavuklar olmalı… Milletin asil evlatları değil diz çökmek, kimse karşısında eğilmez bile…

 

“Bundan sonra kimse devletin önünde diz çökmeyecek. Devlet milletin önünde diz çökecek” sözlerini bir çok açıdan sıkıntılı buldum. Koskoca başbakanın, devlet ile devleti yönetenler arasındaki farkı bilmediği gibi bir hüsn-ü zanda bulunmaya kalktım ama bunda kendimi bile ikna edemedim. Devlet denilen mekanizmanın icra organının en tepesindeki makamda bulunan zatın, bundan sonra devletin diz çökeceğini söylemesini, hüsn-ü zan ile yorumlayarak hüsn-ü kabul göstermek mümkün olmadı. Şeyh Edebalinin herkesçe malum olan “İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın”  sözüne mi öykündü de hem boyunu, hem çapını, hem de maksadı aşan böyle garip bir söz söyledi diye düşündüm. Ama siyasal islamcıların bu husustaki bozuk sicillerini nazara alınca keyfiyetin maksadı aşmak ile de izah edilemez olduğu kanaatine vardım.

 

Devlet kavramı ve felsefesi üzerine uzun ve tafsilatlı pasajlar dizmeden kısaca tanımını verecek olursak, Devlet;  “Ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir.”  Bu tanımda, coğrafi anlamda bir bütünlük teşkil eden ve sınırları belirli bir kara parçasını ifade eden ülke unsuru; tasa, kıvanç ve kederde bir olan Millet unsuru ve insan topluluğunun üstün irade çerçevesinde örgütlenmesini ifade eden Egemenlik unsuru olmak üzere 3 unsur vardır. Devlet, Milletten ayrı bir kavram olamayacağına, millet olmadan devlet olamayacağına göre, devleti itibarsızlaştırmak, milleti itibarsızlaştırmaktır.

Değerlerimizin nasıl değersizleştirildiği, Kavramların içinin nasıl hissettirilmeden boşaltıldığı, devleti itibarsızlaştıranların, aslında, milleti itibarsızlaştırmaya çalıştıklarını görüyoruz.  Ortalama bir Türkün devlet kavramının içini nasıl doldurduğunu düşünürsek, zihnindeki devletin karşılığının Davutoğlunun söz ve hareketlerinde arzuladığı devlet olmadığı gayet açıktır. Bu ve benzeri söylemlerle, kavramların içinin sinsice ve planlı olarak boşaltıldığı, bizi bir arada tutan harcın bozulmaya çalışıldığı ve maalesef bunda önemli ölçüde başarılı oldukları vakıadır. Diz çöken, el öpen devlet figürü, acziyetin resmidir. Devlet aciz olmaz. Aciz devlet, payidar olmaz. Devlet kudretini gösterdiği ölçüde egemenlik hakkı tecavüzden masun olur. Devlet aciz göründükçe bölücü terör örgütünün taban hakimiyeti genişlemekte ve müzahirleri çoğalmaktadır.   

 

Bölücü terör örgütüne ve onun uzantılarına gaflet ve dalalet safhasını aşan akıl almaz ve 3-4 kişiden başka kimse tarafından bilinmez tavizler vererek, hüküm ve tasarrufu altındaki devleti, terör örgütü karşısında diz çöktürenlerde diz çökme ameliyesi itiyad haline gelmiş olmalı ki Devlete millet karşısında da diz çöktürmekten bahseder oldular. Millet, karşısında diz çöken bir devlet istemez efendi. Millet, devletini vakur, dimdik ayakta, izzetli görmek ister. Bırakın devletin diz çökmesini, sendelemesin, ayağına taş değmesin diye, evladının, karındaşının canına kast edip bağrına taş basanları, devlete diz çöktürmekten bahseden gafiller anlayamazlar. Anlasalar onların ruhaniyetinden utanırlar.

Efendiler, devlet babadır bu milletin nazarında. Baba ise evin direğidir. Direk çökerse ev yıkılır… 

“Ele güne karşı” deyimindeki el yani il yani devlettir; gün ise kün yani millettir. Türk milleti kadar kaderini devletiyle bir görmüş başka millet yoktur der Mehmet Niyazi. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin sözünde dikkat buyurun önce devlet derler. Anayasada Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü der. Şimdi ben hakikaten devleti kutsallaştırmak gibi bir derdim yok ama devletsizliğin nasıl bir felaket olduğunu görenleri gördüm. Bilenlerden dinledim. Siz de bilin isterim. Bilin ki ayarlarıyla bu kadar oynamayın.   

 

Zulmeden, çalan, adaletsizlik, yolsuzluk yapan, beytul mala el atan, müstakim tarikten ayrılan, rüşvet, humus, talan havuzları ile milletin hakkını zimmetleyen, yalan üstüne yalanlar söyleyen, ilahi ve beşeri kanunların yasakladığı suçları irtikap eden devlet görevlileri diz çöker, devlet değil… Gerek Allahın kanununda gerek kulların kanununda yasaklanan, ahlak dışı ve fıtrata aykırı bu işleri yapmayın ki ne bugün millet karşısında, ne yarın adalet karşısında ve ne de ruz-i mahşerde zebaniler karşısında diz çökmek zorunda kalmayasanız…

Benden söylemesi….

 

             MİLLİYETÇİ HAREKET ANKARA’DA BAŞKA TUNCELİ’DE BAŞKA KONUŞMAZ  

Bir de gündemde Tunceli olayı var tabi. Davutoğlu “…Bahçeliye meydan okuyorum. Burada söylediklerini cesareti varsa Tuncelide söylesin…” dedi. Zaytung olduğunu düşündüğüm haber, hemen hemen tüm haber sitelerine düşünce anladım işin hakikatini. Ve böyle bir başbakanı hakedecek günahlarımı düşünerek, bu mübarek Cuma gecesi istiğfarda bulundum, bu vesileyle…

Ağa, Edirne’de başka, Kayseri’de başka, Erzurum’da başka, Diyarbakır’da başka, Tunceli’de başka, İzmir’de başka konuşuyorsunuz. 5 yıl önce ak dediğinize, 5 yılda kaç renk değiştirttiniz matematik bilgimiz yetmiyor saymaya. Kısaca, herkesi kendiniz gibi bilmeyin, Milliyetçi Hareketin lideri de herhangi bir ferdi de Ankara’da ne diyorsa Hakkari’de de aynısı der, Çanakkale’de ne diyorsa Tunceli’de de aynısını der, bu bir.

Tunceli, Türkiye’nin bir şehri ve siz Türkiye’nin Başbakanısınız ve genel başkanı olduğunuz parti 12 yıldır bu ülkede tek başına iktidar. Hal böyleyken, ülkenin muhalefet partisi liderinin gitmesi halinde ülkenin bir şehrinin güvenli olmadığı üzerinden yaptığınız tehdit ile Nasrettin hocanın oturduğu dalı kesmesinin bir farkı varsa eğer, bilen bana da anlatsın, zira demezler mi adama sen bir şehirde güvenliği sağlayamıyorsan ne diye o makamı ve mevkiyi işgal ediyorsun, bostan korkuluğu musun, bu iki.

Başbakanın devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz meydan okuması üzerine, Milliyetçi hareketin lideri, Cuma namazını Tunceli’ de kılacağını açıkladı. Bu açıklamanın üzerine, koro halinde, sözümona provokasyon endişelerini dile getiren belirli kesim medyada ve kamuoyunda arz-ı endam ederek şeref ve haysiyetten ne kadar yoksun olduğunu bir kez daha tescilledi. Milliyetçi Hareketin liderinin, Türkiye’nin herhangi bir vilayetine gitmesinden kim, neden rahatsızlık duyar?

Liderinin Ankara’da söylediklerini, kıvırmadan, bükmeden, eğmeden, eğilmeden ve diz çökmeden Tunceli’de söylemesi ülkücü camiaya bir kez daha güven verdi.

Ama, kanaat-ı acizanem ve beklentim, milliyetçi hareketin Tunceli ile yetinmemesi; ülkemizin diğer güzide illeri Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Hakkari, Van, Bingöl, Şırnak, Siirt, Bitlis’in milliyetçi hareket hasretine son vermesi ve bin yıllık kardeşliği pekiştirecek adımları çoğaltmasıdır. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Gönlümüz de gözümüz de yolumuz da açık olsun…

Av Nuri POLAT

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.