Cumhuriyet ve Türk Kadınının Kimliği

Kadının kimliği her şeyden önce insan olmak; insanca yaşama, özgür olma, doğuştan gelen yeteneklerine uygun eğitim görme ve çalışma yaşamına katılma, erkeğin kölesi ve erkeğin “Boş ol” deyince kenara itilmek değil, erkeklerle yan yana, eşit koşullarda olmaktır.

Aslında Orta Asya Türk yaşamında Türk kadını gerçek anlamda insan olma kimliğine sahipti. Söz gelimi, kadın erkek eşit idi. “Her işe ait toplantılarda kadınla erkeğin bulunması zorunluydu. Bir buyruk, Hakan ve Hatun birlikte buyuruyor ki sözleriyle başlardı. Hakan tek başına bir elçiyi kabul edemezdi. Orta Asya Türk aile yaşamında kadınların giyim kuşamıyla ilgili hiçbir sınırlama yoktu, evlilik tek eşliydi. Kadınlar Cündilik, silahşorlük, kumandanlık, vali, hükümdar, kale muhafızı, elçi olabilirdi. Ev, eşlerin ortak malıydı, çocuklar üzerinde her ikisinin de velayet hakları vardı. Kadınlar, tümüyle özgür ve serbest idiler(Z. Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s. 112-114).”

Üzülerek belirtelim ki Türkler, Arap kültürü ile haşır neşir olduktan sonra Türk kadınının kimliği yavaş yavaş yok edildi. Söz gelimi şu sözler kadına bakış açısını açık biçimde göstermektedir: “Kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa iyi olur. Kadınları her zaman evde koru. Kadını evden dışarı çıkarma, eğer çıkarsa doğru yoldan şaşar(Y. H. Hacib, Kutadgu Bilig, s. 326-327).”

Osmanlıda da kadının adı yoktur. Devlet, 25, 50, 75 yıllarda bir sayım yapardı. Bu sayımda devletçe değerli görülen erkekler ve çalışma yaşına girmiş erkek çocuklar sayılırdı. Çünkü erkek vergi ve asker demektir. Kadın, insan yerine konmadığı için sayılmaya bile değer görülmemektedir. Saray kadınları dışında Türk kadının okuyup yazma öğrenmesi günah sayılmıştır. Bu nedenledir ki yetişen kuşaklar bilgisiz kalmış, ülke bilim ve teknikte ilerleme olanağı bulamamıştır.

“Osmanlı yaşamında kadınlar sokağa çıkamazdı, boşanma koşulları kadının tümüyle aleyhine idi. Miras, velayet, tanıklık hakları elinden alınmıştı (B. Göksel, Çağlar Boyu Türk Kadını ve Atatürk, s. 132). Sokakta herkes, kadının giyimine karışma hakkına sahipti, kadının vücudu tümüyle kapatılmalıydı, kadın bir erkekle arabaya binemezdi. Vapurda, tramvayda, muhallebici dükkânında kadınlar kafes arkasında otururlardı (F.R. Atay, Çankaya, s.407-409).”

Görüldüğü gibi kadınlar eve kapatılmış, kız çocuklar değersiz sayılmış, kadın her zaman kötülüğün simgesi gibi görülmüştür. Böylece Türk kadının kimliği Arap kültürü etkisiyle ve erkek egemenliğiyle yok edilmiştir. Bu durum Cumhuriyet’e kadar sürmüştür.

Türk kadınına gerçek kimliğini kazandıran Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyet’tir. Atatürk ve Cumhuriyet’e göre kadın, bir toplumun, bir ulusun temel ögelerinden biridir. Kadını da erkeği de Tanrı yaratmıştır. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur.

Atatürk diyor ki: “Yaradan, insanları iki cins yaratmıştır. Bu cinsleri bir biri için gerekli olmak üzere yaratmıştır. Bunlar ayrı ayrı hiçbir şeydir, birlik durumunda bir şeydir, çok büyük bir şeydir. Tüm insanlığın devam edebilmesinin kaynağıdır. İnsanlık aşamalarında her ne görürseniz, kadının eseridir. Bir toplum, yalnız iki cinsten birinin insanlık gereklerini, çağdaş gerekleri almasıyla yetinirse bu toplum yarıdan daha aşağı zaaf içindedir. Bir toplumun güçlü olabilmesi, zayıf olmaması için bu iki unsurun çok güçlü olması gerekmektedir (SD II, s. 89).”

Demek oluyor ki kadın da erkek gibi özgür, eşit, eğitimli, sağlıklı, çalışma yaşamında erkekle yan yana olmalıdır. Atatürk diyor ki: “Kadınlarımız bilgin olacaklar, fen sahibi olacaklar. Erkeklerin geçtikleri tüm öğrenim derecelerinden geçeceklerdir(SD II, s. 89).”

Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyet, kadınlara sadece eğitim ve çalışma yaşamına katılma haklarını kazandırmamıştır. Bunların yanında seçme ve seçilme hakkı, tek eşle evlilik, kadın erkek eşliği, resmi nikâh zorunluluğu, aile yaşamını güçlendirme, meslek seçimi, tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşitliğini ve her tür sportif etkinliklere katılma haklarını da kazandırmıştır.

Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kadınlarımıza kazandırdığı bu haklar, Türk kadınının doğuştan ve tarihten gelen gerçek kimliğidir. “Atatürk ve Cumhuriyet, Türk kadınının kimliğini yok etmiştir” söylemi bir safsatadır. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığıdır ya da bir ruhsal rahatsızlığın tezahürüdür.

Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” sözüyle Türk kadınını, insan olma onuruna yüceltmiştir.

Ey Türk kadını! Cumhuriyet’in sana kazandırdığı gerçek insan olma kimliğinin yitirilmesine asla izin vermeyeceğin dileğiyle tüm ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarım.

KAZIM SAYMALI

Hürses

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.