CHP-MHP güçbirliği” yaşamsal önemdedir

8 Nisan 2013 günkü yazımın başlığı şuydu, “KILIÇDAROĞLU VE BAHÇELİ’YE düşen görev!”

CHP ve MHP’nin yerel seçimde mutlaka bir araya gelmelerini önermiş ve nedenlerini açıklamıştım. Önerime ilgi ve destek, beklediğim düzeyde olmadı. Gezi olaylarında takındığı tavır ve söylemleri Başbakan

Erdoğan’ın gerçek yüzünü ve niyetlerini o kadar berrak ve korkutucu biçimde ortaya çıkardı ki, bırakın muhalefeti, başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, kader arkadaşları ve yandaşı yazar-çizerler bile kara kara düşünmeye başladılar. Ancak yarın seçim sandığı gözüktüğünde hepsi yine kaderlerinin(!) arkasından sürükleneceklerdir. O nedenle R. T. Erdoğan’ı durdurmanın sorumluluğu, Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’nin sırtlarındadır.

“Demiştim” sözünü, hiç ciddi ve saygın bulmam. Ne var ki, o yazımdan üç ay sonra, geçen hafta CHP-MHP ittifakı üzerine çıkan haberler, özellikle genç kuşakta çok yaygın destek buldu. İki partiden, düşük düzeyde olumsuz yanıtlar geldiyse de, engellerin aşılabileceği umudu doğdu. Onun için o yazımı bir kez daha yineliyorum:

“Açıkça görüldü ki, Kürt sorunu ve sözde çözüm süreci, artık TBMM’nin konusu olmaktan çıkarıldı ve AKP’nin, daha doğrusu Başbakan Erdoğan’ın tek elden ülkeyi yönetmek için başkanlık sistemine geçme planının bir parçası hâline getirildi. MHP Genel Başkanı, meydan, meydan nutuk atarak, Erdoğan-Öcalan pazarlığını artık durduramaz.

Bugün Öcalan’ın vekilliğini yapan birçok milletvekilini meclise getiren ve 1989’da ilk kez “Kürt sorunu var ve çözümü için işte raporum” diyen CHP’nin Genel Başkanı'nın, “barışa karşıymış” gibi gözükme endişesiyle
suskun kalmasının da bir yararı yok. Çünkü “asıl sorun” Başbakan Erdoğan’ın, oy sandığındaki tırmanışını durduramamaktır. Eğer CHP ve MHP, gidişatın ülkeyi böleceğine inanıyorlarsa, yerel seçimde ya da daha önce olursa başkanlık halkoylamasında, AKP’nin seçmen desteğini
kırmak için bütün akıl ve güçlerini birleştirmek zorundadırlar.

Bunu, ben görüp, yazıyor değilim, AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu şu sözleriyle, Genel Başkanı adına belgeliyor; “Bu ülkede biz çok şey yaptık ama yaptıklarımızı bu devletin kurumsal hafızasına yazmadığımız
sürece bertaraf edilmesi çok kolaydır. 10 yıllık süreç on yılların taşıdığı bir anlayışı bertaraf edebilme anlamında çok kısa bir süreçtir. Devletin kurumsal hafızasına düşülecek notlar açısından AK Parti daha çok daha uzun süre iktidarda olmak durumundadır. Diyelim ki liberal kesimler, dün bizimle beraber şu ya da bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızda olan güçlerle bu sefer paydaş olacaklar. Çünkü ‘inşa edilecek Türkiye ve ihya edilecek gelecek’ onların kabulleneceği bir gelecek ve bir dönem olmayacak. Onun için işimiz çok daha zor. 2014 merkezle çevre arasındaki mücadelenin finalidir. Kapıyı doğru açarsak arkasından gelecek cumhurbaşkanlığı, muhtemel bir anayasa referandumu ve genel seçim başarılı olacaktır. Burada AK Parti’nin şu ya da bu şekilde oy çıtasını aşağıya düşürecek oransal 1 puanlık sonuç bile siyasi anlamda ondan çok daha büyük sonuçlar doğuracaktır.”

Bunlar, AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu’nun sözleri. Ama dikkatle okunduğunda, başkan olmak için artık her şeyi göze alan Başbakan Erdoğan’ın arkasına aldığı yoldaşlarına ezberlettiği amentünün özetidir.

Gerçekten, anayasa halk oylaması ya da yerel seçim için halkın önüne sandık geldiğinde, AKP son aldığı yüzde 49,83’ten 1 puanlık bir artışla çıkarsa, Aziz Babuşçu’nun dediği gibi artık, Başkan Erdoğan’ın “inşa edeceği Türkiye ve ihya edeceği gelecek” laik, demokratik cumhuriyetçiler için karanlık bir dönem olacaktır.

Son bir aydır, sabahtan akşama ayrılıkçıların estirdiği fırtınadan halkın başı dönmüş durumda. Başkanlar Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Erdoğan-Öcalan müzakere sürecini bir yana bırakıp, gündemlerine CHP ile MHP’nin akıl ve güç birliği yapmasının yol haritasını almalılar. Hemen
belirteyim, iki partide de, kendi kariyerleri için bu çabaya karşı çıkanlar olacaktır. Sözde “barış ve demokratlaşma” adına son sürecin arkasına takılanlar da, engellemek için dışarıdan her şeyi yapacaklardır. Bunu bildiğim için geçmişte içinde olduğum iki önemli olayı anımsatacağım;

1977 seçimleri sonrası CHP, yüzde yaklaşık 43 oy aldığı hâlde seçim sistemi yüzünden, tek başına hükümet kuracak 276 milletvekilini meclise getiremedi. Başka bir partiyle koalisyon kuramayan Genel Başkan Ecevit, güvenoyu alamayacağını bile bile azınlık hükümeti kurdu. Benim
de kabinede olduğum o hükümetin programı mecliste okunmadan iki gün önce MHP Genel Başkanı Türkeş, Başbakan Ecevit’e güvenoyu vermek için bir istekte bulundu: Mecliste okunacak hükümet programında şu cümleye yer verilecekti, “Güneydoğuda filizlenmeye başlayan ayrılıkçı siyasete hiçbir koşulda göz yumulmayacaktır.” O sıra partide başlayan iç tartışmalar nedeniyle Ecevit bu öneriyi doğru bulduğu hâlde kabullenmekte zorlandı. Sonrası, CHP güvenoyu alamadı. Arkasından kurulan milliyetçi cephe hükümetleri yüzünden, mahallelerin ve kamu görevlilerinin bile kamplara bölündüğü ülke, 12 Eylül 1980 darbesine sürüklendi. Yine anımsayalım, ayrılıkçı terör tırmanarak otuz bin gencin canına mal olduktan sonra, ayni Ecevit 1999’da birlikte koalisyon kurmak için MHP Genel Başkanı'nın ayağına gitmeyi çok rahatlıkla içine sindirdi.

Ancak, iş işten çoktan geçmişti! 8. 04. 2013”

EROL ÇEVİKÇE

VATAN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.