Cemaat devleti-İbrahim Karagül

Ben seçilmişlerdenim, kurtulmuşlardanım, kutsanmışlardanım.

Gerçek İslam'ı temsil ediyorum. İslam'ın sözcüsü ve temsilcisiyim. Bu alanda hak da benim yetki de. Anadolu'da hatta bütün dünyada İslam adına güç benim. Devlet benim, toplum benim, ülke benim. Tarih benim, gelecek benim.

Toplum da, devlet de, güç de, salahiyet de bana ait. Güce dair ne varsa bende toplanmalı. Para da, devlet iktidarı da, kadro da bana ait olmalı. Bu yolda her şey mubahtır, her yöntem meşrudur, her türlü mücadele kutsaldır, her tür strateji serbesttir.

Benim dışımdakiler gafil, yolsuz, suça ve kire bulaşmıştır. Aldatılmışlar ve yoldan çıkmışlardır. İslam'ı temsil edemez. İslami bir oluşum içinde olamaz. Sahih Müslüman bir toplum olamaz. Hakkı da temsil edemez yetki de kullanamaz, bir güce ya da imkana sahip olamaz.

Bana tabi değilse dışlanmışlardandır. Ne kadar dindar olursa olsun düşmanlardandır. Bana tabi ise, ne kadar kire, yolsuzluğa bulaşsa da doğru yolda olanlardandır.

Benden olmayan devleti yönetemez. Devletin iktidar alanına giren hiçbir şeyin meşru temsilcisi olamaz. Asker olamaz, polis olamaz, savcı olamaz, hakim olamaz, istihbaratçı olamaz, memur-öğretmen olamaz. Hatta din görevlisi, Kur'an kursu hocası bile olamaz. Benim cemaatimin dışında cemaat olamaz, tarikat olamaz, İslami grup ve yapılanmalar olamaz.

Dışarda kalanlar tehdittir, kötüdür, dışlanmalıdır, kontrol altına alınmalıdır, alınamıyorsa tasfiye edilmeli, ezilmeli, yok edilmelidir.

Bu ayrımcılık; kendini üstün görme, seçilmiş görme, başkalarıyla paylaşmama, ortak olmama, birlikte olmama tehlikelidir. Buna inanmak toplumu ayrıştırır, çatışma alanları doğurur, böler, yok eder. Devleti parçalar, ülkeyi cephelere ayırır.

Toplum içinde ayrı bir toplum, devlet içinde ayrı bir devlet gibi hareket edilemez. Toplumu birbirine bağlayan bütün bağlar sadece cemaat ilişkilerine göre biçimlendirilemez. Böyle yaparsan bugün devlet için tehdit olursun yarın millet için tehdit görülmeye başlanırsın.

Devlete talip olup, devletin iktidar alanlarını ele geçirip örgüt gibi, cemaat gibi hareket edersen dışarıda bıraktığın herkes seni tehdit gibi algılamaya başlar.

Nitekim Türkiye buraya doğru gidiyor. İktidarla çatışan, devletle çatışmaya doğru sürüklenen, toplumun diğer kesimleriyle 'hoşgörü' ilişkileri kesilen, sempati halkası tamamen dağılan, 'korku ve tehlike' ifadeleri ile anılmaya başlanan, diğer cemaatlere mesafe koyan hatta onları tasfiye etmek istediği kanaati yerleşen bir yapı var Türkiye'de. Ne yazık ki artık böyle.. Bu kanaatin Türkiye toplumunda hızla kök saldığı gerçeği bile uyarıcı olamıyor.

Bulunduğu, nüfuz ettiği her alanda çatışma üreten, meydan okuyan bir yapı. Polis kendi alanında devlete ve ülkeye ayar çekiyor. Savcı kendi alanında, hakim kendi alanında, istihbarat kendi alanında ayar çekiyor.

Devletin memurları devleti köşeye sıkıştırmaya, devlet ve ülke çıkarı yerine cemaat çıkarına göre yetki kullanmaya, devlet iktidarı üzerinden bu iktidarı yok etmeye çalışıyor.

Bireyler, şirketler, cemaatler, siyasal yapılar, toplumda öne çıkanlar dosyalanıyor, tehdit ediliyor, adeta rehin alınıyor. Belli bir sistematiğe göre emniyet üzerinden, yargı üzerinden, medya üzerinden dosyalar servis ediliyor.

AK Parti iktidarını yıkmaya dönük darbe söylemleri ve eylemleriyle hareket edenler, Ak Parti sonrası önüne çıkacak her siyasal yapıya aynı öfke ile saldıracaktır. Meselenin AK Parti olmadığı, meselenin devlet olduğu, Türkiye'yi biçimlendirmek olduğu artık gizlenemiyor.

Hal böyle iken mağdur söyleminin Türkiye kamuoyunda pek de kabul görmediğini söylemeye bile gerek yok sanırım.

Türkiye'nin ekonomi politikaları, dış politikası, toplumsal barış arayışları onları hiç ilgilendirmiyor. Bir çoğunun 'yerli' olmadığını hissettiğimiz politikalar bu çatışma ile gün yüzüne çıkıyor.

Yolsuzlukla savaş tek yönlü, adalet arayışı tek yönlü, güvenlik anlayışı tek yönlü olamaz, sadece bir çevrenin çıkar hesaplarına göre şekillendirilemez. Buna kimse inanmaz.

Nerede Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak bir konu varsa öne çıkarıyorlar. Ne zaman birilerinin bölge ile ilgili hesapları varsa, içerideki eylemler onlarla paralellik arzediyor.

Ellerinden gelse 'Türkiye'yi teröre destek veren ülke' ilan ettirecekler. El Kaide ile ortak gösterecekler. Bu yönde ısrarla çaba harcıyorlar. Peki bu kimin hesabı, kimlerin projesi? Bu millet buna inanır mı? Türkiye'nin sınırı aşan ekonomi projelerini sabote edecekler. Sanki bir tür ihale alınmış gibi.

Böyle giderse, Türkiye dışında Türkiye karşıtı en güçlü lobi olarak hareket etmeye bile başlayabilirler. Daha şimdiden bir çok ülkeden, Türkiye karşıtı kampanya haberleri akmaya başladı.

Bu ülkenin evlatları böyle keskin bir öfkeye kurban edilmemeliydi. Böyle bir kinle ülkelerini zor duruma düşürecek arayışlara sürüklenmemeliydi. Cemaat öfkesi hiçbir zaman Türkiye'nin ortak iyiliğinin önüne geçmemeliydi.

Artık durum bir 'darbe' girişimi olarak anılıyor. Siyasi tarihe böyle kaydedilecek. Anılmanın ötesinde hemen her güne yeni bir girişimle, yeni bir kalkışmayla, yeni bir örtülü operasyonla uyanıyoruz.

Kin ve öfkeyle herkesi kendinden uzaklaştıran, kendine karşı savunmaya iten bir akıl tutulması bu. Belki bazıları bugünlerde bunu göremiyor ama zamanla bugün yapılanların ne büyük hasar verdiğini hep birlikte göreceğiz.

Çok yazık... Koca cemaat bir örgüte, darbeci bir yapıya, Türkiye karşıtı operasyonlara teslim edildi.

İBRAHİM KARAGÜL

YENİŞAFAK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.