'Böyle Giderse,AKP Batar!'
Yeni Akit'ten Faruk Köse bugünkü köşesinde "AKP'lilerin itikadi sapkınlıklarını" sıraladı ve bazı tespitlerde bulundu. Köse yazısında "AK Parti bu haliyle çok sürmez, batar. Bu batış biraz geç olabilir, ama bir kez batınca bir daha da gün yüzünü göremez." diyerek de dostane bir uyarıda bulunduğunu söyledi.

İŞTE FARUK KÖSE'NİN BUGÜNKÜ YAZISI;

Toplumun bazı hassasiyetleri var. Hakta/hakikatte olmanın bazı gerekleri var. Bunları gözetmeden söylenecek söz, yapılacak iş, tutulacak yol; belki başlangıçta, doludizgin gidilirken, bir başarı ivmesi yakalamışken, bir rakibe bodoslama bindirirken ürettiğin heyecan atmosferinde araya kaynayabilir. Ancak bu, öyle derinlerde öylesine duyguların kök salmasına neden olur ki, geri bildirimi çok sert olur. Toplumun sillesini yiyen bir daha belini doğrultamaz. 
İşte bu türden vahim hatalara, AK Partili bazı milletvekilleri de düştü. Birkaç örneği yaklaşan seçimler öncesinde “AK Parti’nin siyaset plânlayıcıları”nın basiretine ve “müslüman toplumun vicdanı”na arzediyorum.

Hatırlayın, geçtiğimiz yıl AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, “Günah işleme özgürlüğü”nden söz etmiş, 17 Aralık operasyonuyla “insanların günah işleme özgürlüğüne müdahale edildiğini” söylemişti. Habertürk’te yaptığı açıklamada, “yolsuzluk iddiaları”yla ilgili sorulara cevap verirken özetle şu ifadeleri kullanmıştı:

“Allah, insana günah işleme özgürlüğü vermiştir. Günahsızlık talep etme hakkı vermemiştir.... Hz. Peygamber günahları açan değil örtücü olan bir rahmet geleneğinin mimarıdır.... 17 Aralık’la insanların günah işleme özgürlüğüne müdahale edildi. Günahları ortaya saçarak Allah’ın hududuna müdahale ediliyor.”

Ne yani, “yapan yapsın görmeyin, üstünü örtün” mü? Günah işleme özgürlüğün olabilir de, günahına toplumu bulaştırma veya topluma zarar veren bir günahı işleme özgürlüğün olamaz, değil mi? Niye toplumun -varsa- senin suçunu gizleme yükümlülüğü olsun ki?

Daha da ileri gidenler oldu. Mesela AK Parti Düzce Milletvekili Fevai Arslan, dönemin Başbakanı Erdoğan için, “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider” tabirini kullanıp şunları söylemişti:

“Türkiye olarak artık koşmaya başladık. İşte bu koşan arabanın tekerine bir şey sokma hedefi olanlarla karşılaştık.... (Türkiye’nin) başında öyle bir lider var ki dünya liderliği kabiliyetinde ve Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var. İşte bunun önünü kesmek istediler.”

Partisinin liderine “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” diyecek kadar şirazeyi şaşıranlar, “milletin vekili” olarak “milletin hayatını biçimlendiren yasalar”ı yapma konumundaysalar, burada durup iyice bir düşünmek gerekmez mi?

Bir başka AK Partili Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz ise, kendisinden ve kardeşinden söz ederken toplumsal hassasiyetlere karşı son derece lâkayt ve çirkin bir tarz kullandı; kendisinden “Hazret-i İbrahim”, kardeşinden “Hazret-i Muhammed” diye söz etti. Yılbaşı gecesi Facebook’tan yaptığı açıklama özetle şöyleydi:

“Bu gece.... son derece önemli bir gece... Çok, ama çok sevdiğinizi bildiğim iki önemli şahsiyet bu gecede dünyaya gelmişlerdir. Bunlardan birincisi Hazret-i İbrahim, ikincisi ise Hazret-i Muhammed’dir.... Allah bu iki büyük zata hayırlı ve bereketli ömürler versin diye dua ederseniz hiçbir şey kaybetmezsiniz.... Hz. İbrahim tabii ki benim. Hz. Muhammed ise en küçük kardeşim.”

Tepkiler üzerine “espiri yaptığını” ve “Hazreti” kelimesinin Türkçe “beyefendi” anlamına geldiğini söyledi. Kendisini ve kardeşini iki büyük Peygambere izafe ederek espiri yapma cüretini nereden aldığını açıklayacağına, kelime oyunu yaptı. 

AK Partili Mehmet Metiner’i bilirsiniz. Her konuda konuşur. Çok konuşunca, boş konuştuğu da, çok hata yaptığı da olur. Mesela Adıyaman’da bir yerel TV’ye konuk olan Metiner, “AK Parti’li bakan ve vekil yakınlarının torpille devlet kadrolarına atandığı yolundaki iddialar”a ilişkin soruya öyle bir cevap verdi ki, batırdı:

“Akraba olduğu için atanma olmaz ama şunu da söyleyeyim; biz inançlı insanlarız değil mi; cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ne okunur; ‘akrabalarını koru, kolla’ der.”

Sunucunun, “o zaman sizin yaptığınız bu, öyle mi oluyor?” sorusuna verdiği cevap daha da beter:

“Vallahi sen Allah’ın ayetine bile karşı geliyorsan, ben sana ne diyeyim?”

Şimdi Metiner, Allah’ın ayetini torpil uygulamasına payanda yapmaya kalkışmış olmuyor mu? Peki, akrabalarına torpille makam verme imkânı olmayanlar, Allah’ın ayetini tatbik etmemiş mi oluyor yani? Böyle bir iddiaya böyle mi cevap verilir?

Bu örnekler varken, başlıktan sorduğum soru çok fazla olmasa gerek. Yıllardır iktidarda olmak, seçimlerde zafer üstüne zafer kazanmak, bileğini kimsenin bükememesi insanı bu kadar mı pervasız kılar? Neyin sarhoşu oldu bu vekiller de, müslüman milletin umudu olan bir parti içinde siyaset yapıp, sonra ne müslümanlığa, ne de insanlığa sığmayacak bir söylemin mümessilliğini yapar hale geldiler?

Sayın Davutoğlu’nun, seçim öncesi kadro teşkilinde çok dikkatli olması lazım. Milletin hassasiyetlerini umursamayan bir ekiple yol alamayacağını biliyordur sanırım. AK Parti bu haliyle çok sürmez, batar. Bu batış biraz geç olabilir, ama bir kez batınca bir daha da gün yüzünü göremez.

Dostça uyarayım dedim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.