Bir Garip Ahval / Servet Avcı

 Sanço Panço bir gün dayanamaz Don Kişot'a sorar: "Efendim, siz neden yel değirmenlerini düşman zannediyorsunuz?"

Don Kişot hayret ve kızgınlık içinde cevap verir Sanço Panço'ya: "Ya sen? Sen neden düşmanlarımızı yel değirmeni zannediyorsun?"

Kim haklıydı? Kim ikna edecekti Don Kişot'u?

Bizim siyaset dünyamızda da az Don Kişot'lar, az Sanço Panço'lar yok!.. Cervantes'in Sanço'sunun vali olma hayali vardı ama kendince samimi ve dürüsttü... Bizdekiler öyle mi? Kendi gözleri ne görürse görsün, efendilerinin 'düşman' dediği düşmandır!.. İşlerine geldiği için bir deniz anasını balina, bir kalemtıraşı düşman tankı olarak tasdikleyebilirler!..

Aslında cin gibidirler fakat efendilerinin gözüyle bakmak menfaatlerine uygun düştüğü için o 'yalancı şahitler kahvehanesi'ndeki insanlar gibi davranmaktan asla utanmazlar...

Hatırlayalım o fıkrayı: Adamın birine yalancı şahit lâzım olmuş... Adliyeye yakın bir yerdeki yalancı şahitler kahvehanesine gitmiş, ocakçıya sormuş uygun birini... Ocakçı "Hepsi olur, herhangi birine söyle" demiş... Adam biraz da çekinerek, içlerinden birisine "Alacak verecek meselesiyle ilgili bi şahitlik işimiz vardı" deyince yalancı şahit hemen atılmış: "Vay utanmaz herif. Sana olan borcunu hâlâ ödemedi mi?"

Bunun üzerine bizimki durumu toparlamış: "Yok yok öyle değil. Borçlu olan benim..." Yalancı şahit hemen yeni duruma göre pozisyon almış: "Yahu sen bu namussuza borcunu daha kaç kere ödeyeceksin? Hadi gidelim de hâkime bir güzel anlatayım!.."

***

'Patron, efendi, başkan, reis, önder' fark etmiyor, bunlar karşısında menfaati için kılıktan kılığa giren ve mevsimlik kişilikleri olan insan tipleri bizim de gerçeğimiz... Doğrunun ve hakkın yanında olmaya çabalamaktansa, 'gör' denileni görmek ve 'görme' denileni görmemek, daha doğrusu kahredici bir karaktersizlikle yalaka/yağcı kadrosunda omuz vura vura yer açmak, topu topu bir kere yaşayacağımız hayata gerçekten yakışmıyor...

Çok çok önce kendimce insanları ikiye ayırmıştım; 'yanlışında samimi olanlar' ve 'doğrusunda bile hesap sahibi olanlar' diye... 'Yanlışında samimi olanlar' hep iyi insanlardır... Yanlışını ispatladığınızda kabul etme ihtimalleri yüksektir, içten pazarlıkları yoktur... Onların 'yanlış'ta durmaları bir menfaat meselesi değil, 'doğru' zannetme meselesidir...

Ya 'doğrusunda bile hesap sahibi olanlar'? Onlar için aynı samimiyet geçerli değildir... 'Doğru'nun yanında olmak, maddî imkân, kariyer veya statü kazandırdığı için oradadırlar... Aynı menfaati 'yanlış'ın yanında bulsunlar, oraya geçmekte de zorlanmazlar...

İşte bunun için 'Yanlış yaptı ama yanlışında samimiydi' apoleti, 'Doğru yaptı ama hesabına geldiği için öyle davrandı' tespitinden daha sıcak gelmiştir birçoğumuza... Bunun için 'İşte bu bizim hikâyemiz'de o hesap sahiplerini 'karakter kaybından adamlığın öleceğini bilmeyenler' olarak tanımlamaya çalışmıştım.

***

Ne mutlu hangi türden olursa olsun düpedüz yanlış ve haksızlık içindeki güç ve iktidarlara teslim olmayanlara... Ne mutlu doğruların yanında hesapsız duranlara veya yanlışında samimi olanlara... Tevil rakkasesi olarak anılmaktansa, nabza göre şerbet vermektense, nabızları şerbete göre ayarlamaya çalışmak daha doğru veya asil değil mi?

Ne demişti Lenin: "Artık iktidardayız ve Rusya'nın bütün alçakları bizimle beraber!.." Çağlar aşan bir tespit bu... Yerel-genel, küçük-büyük bütün iktidarların böyle 'çekici' özelliği vardır... İyiler kadar asalaklar da burada boy gösterirler... İşte bunun için ne mutlu o alçaklardan olmayanlara... Varlıklarını ve meşrûiyetlerini o irili-ufaklı iktidarlardan devşirmeyenlere...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.