Bereketi kaçmış Hilal'de Kürt sapması
SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN YENİ ŞAFAK

Yaşadığımız gelişmelerden anlaşılıyor ki; dünyânın sıklet merkezi dönüşmektedir. Bu, dünyâ târihi açısından esaslı “Üçüncü Evre Geçiş Târihi” olarak da okunabilir. Birincisi, bin senelerle devâm eden, artığın çevrimselliği üzerine kurulu kadim devirlerdi. Burada Asyaik havzalarla Doğu Akdeniz coğrafyasının târihsel mukadderâtı, çeşitli dolaşım ağları üzerinden bütünleşik bir nitelik kazanmıştı. İkinci evrede ise, bunun yerini sıklet merkezini Atlantik ilişkilerinin oluşturduğu; Batı'nın Yükselişi ve Doğu'nun Çöküşü olarak basitlediğimiz; bağımlılık ilişkilerini dönüştüren bir başka târih aldı. Bu sürecin sermâye üzerinden belirli hareketliliklerin eseri olduğunu söyleyebiliriz. Görünen odur ki; şâhitlik ettiğimiz günler- bu belki de has 21. Asır târihi olarak kayda geçebilecektir- Pasifik merkezli Üçüncü Geçiş Dönemi'ni düşündürüyor. Bütün mesele, Atlantik merkezli bir dünyânın mevcut güçlerinin, Pasifik merkezli bir dünyânın neresinde yer alacağıdır. Burada, kim ne kadar kaybedecek; ne kadar kazanacaktır?

Dünyâ târihi, yerleşik ve pekişik eşitsizlik ilişkileri üzerinden ; “merkez”, “yarı merkez” ve “çeper” ayırımlara dayalı yapılanmaları ve ilişkileri ifâde ediyor. Biz önce Osmanlı olarak merkezdeydik. İkinci evrede ise; Türkiye Cumhûriyeti olarak Atlantik merkezine bağlı yarı merkez bir jeo-stratejinin içinde bulduk kendimizi. Hâlâ da oradayız.


Bizim Bilâdü'ş- Şam, veya Bereketli Hilâl olarak bildiğimiz; başka literatürlerde ise Levant olarak anılan ve lebâleb temasta olduğumuz coğrafyada bu güç ilişkilerinin nasıl düğümlendiğini apaçık görüyoruz. Şimdi bir bakalım: Bugün artık “Bereketi” iyiden iyiye kaçmış olan “Hilâl”de; Rusya, Îran, Türkiye, Körfez Ülkeleri ve Suudlar birinci derecede yer alıyor. Amerika sürece şimdilik uzaktan bir maestro edâsıyla yaklaşıyor. Britanya ise her zaman olduğu gibi işini sessiz ve derinden götürüyor. Ama en azından sıkı müttefiki Ürdün üzerinden sürece dâhil olduğunu söyleyebiliriz. Sürecin neler evrilebileceği şimdilik belirsiz. ABD, hâl-i hazırda, kaosu, kaos olarak yönetme edasında. Bu da, en az 10 senelik bir vâdede bu durumun; belki de tırmanarak devâm edeceğidir. Şundan emin olabiliriz ki; bu zaman zarfında gündemimiz hiç de 2000-2013 arasındaki gündem olmayacaktır.



Türkiye açısından tehlike açıktır: Kürt meselesini yerli çözüme kavuşturmak isteyen; ama Rojawa'da hiç beklemediği bir tablo ile karşılaşan Türkiye, sürecin yumuşak karnında yer alan ve riski en yüksek olan güç konumundadır. Yetmiyormuş gibi; bu Kürtçü sapmaya Türkiye'deki Alevî radikalizmi eklemlenmeye çalışılıyor. Fâilleri tahmin etmekte fayda sağlar mı bilmiyorum ama, Suruç ve Ankara'daki bombalar, Kürt ve Alevîleri biraraya getiren toplantılarda patlatıldı. Gezi'de başarılamayanlar, artık adım adım hayâta geçiriliyor. Kürtçü sapma, Almanya ve Îran tarafından birinci derecede kışkırtılıyor. Rusya bu açık desteği rahatlatan operasyonlar yürütüyor. Daha beteri; müttefikimiz ABD'nin Kürtçü sapmanın büyümesine karşı sessiz kalması. Gelişmeler hiç hoş değil. Rus hava savunma sistemlerinin açık tâcizi karşısında; umarsızca Türkiye'deki mevcut Patriotlarını çekiyor. Nihâyet Irak'ta; Türkiye ile geçinen Barzânî rejimi içeriden aşındırılmakta. Bütün bu gelişmeler, Türkiye'nin gardını düşürmeye mâtuf gelişmeler. İran'ın parlatılma girişimleri üzerine daha evvel yazmıştım: Türkiye'nin Îran ve Rusya ile çekişmesini çekişmesini anlayabilirim. Ama, eğer bu çekişmeye A.B.D sessiz kalıyorsa durum vahimdir.


Peki ne yapılabilir? . Bunun yolu “iç çelişkilerin” doğru okunması ve doğru ilişkilendirilmesidir. Bunun çok katmanlı yürütülmesi gereken hayli ağır bir diplomasi mesâisi gerektirdiğini öngörebiliriz. Bu iş; Soğuk Savaş Diplomasisi refleksiyle, basit olarak ABD-Rusya ilişkilerini dikkâte almakla sınırlı bırakılmayacak kadar derinliklidir. İzlenmesi gereken metodun, güç sıralaması yapmayı değil; belki de tam tersine gücünün düzeyine bakmadan birinci derecede müdâhil olan güçleri odağa almayı sağlayan bir metod olduğunu düşünüyorum. Mâdem ki, topal ördek yönetimli ABD işi yokuşa sürüyor ve topu sürekli taca atıyor; o hâlde iş başa düşer. Meselâ bu coğrafyaya müdâhil olan Yarı Merkez Dünyâ'nın “Süper Gücü” Rusya ile Avrupa'nın “Sert-Çekirdek” olarak merkezinde yer alan Almanya arasındaki bağları ve ayrışmaları ayrıntılı olarak görebilmek son derecede kritiktir.

Yine bu katmanda, Almanya'nın elini görmek îtibârıyla şu aralar iniş çıkışlar gösteren Almanya -ABD ilişkilerini berrak bir şekilde okumak son derecede mühim görünmektedir. İkinci katmanda bekleyen iş, sâdece ABD-Îran yakınlaşmasının seyrini tâkip etmek değil; Rusya-Îran, Almanya-Îran ilişkilerini deşmektir. Üçüncü katmanda ise, dâirenin biraz dışına çıkılması, birinci derecede müdâhil olan güçlerin İsrâil, Suud ve Körfez ile kurduğu ilişkilerin hangi çelişkilere takıldığını son derecede dikkâtli izlenmesi gerekiyor. Dördüncü katmanda ise bahsi geçen güçlerin; kim defâlar ilginç kırılmalar doğurabilecek “iç siyâset” gelişmeleri dikkâtle tâkip edilmelidir.


Unutmayalım ki, Türkiye'nin bu kaynayan kazandan nasıl çıkacağı, yeni kurulacak olan dünyâya hangi düzeylerde ve şartlarda eklemleneceğini de belirleyecektir. Elbette, “Yedi Düvel biraraya geldi bizi yok etmek istiyorlar” deyip enseyi karatmaya gerek yok. Eğer siyâsal istikrârını sağlayabilirse Türkiye bir çıkış yolu bulacaktır. Mondros ve Sévres günlerinde, sanki dünyânın sonuna gelmiştik. Ama hiç beklenmedik şeyler oldu. Rusya ihtilâlle sarsılmıştı.

Britanya'nın oyununa gelen Fransa ve İtalya, kızıp oyundan çekilivermişti. Türkiye Cumhûriyeti'nin kurulmasını kolaylaştıran dış dinamikler böylelikle zuhûr ediverdi. Bugün içimizi karartan tablolardan yarın nelerin ışıyabileceğini bilemeyiz. Yeter ki aklımızı başımıza alalım ve siyâsal istikrârımızı, siyâsal kaliteyle birlikte götürebilelim.….
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.