Başörtülü Yazardan AKP'lilere "Başörtü" Eleştirisi!

 Vahdet Gazetesi yazarı Kerime Yıldız Başörtüsünün saraya girdiğini fakat tevazunun değil şıklık yarışının simgesi olduğunu belirtirken,buradan yola çıkarak AKP'li kadınlardaki değişimi ele aldığı yazını  "Kaybetmemiz, 7 Haziran’dan çok önce, kazandığımızda başladı." sözleriyle tamamladı.

İşte Kerime Yıldız'ın "Şık Güş" Başlıklı yazısı:

Öncelikle şunu belirteyim. Düşene vurma modasına uyduğumu sanmayın. Geçmiş yazılarımı bilenler, oy verdiklerimi nasıl eleştirdiğimi de bilir. Siyâsetçilerin, benim gibi eften püften yazarları adam yerine koyduklarını sanmadığım için kendi kendime eleştiri yaptığımı sanıyordum. Hayır efendim! Her şey didik didik okunuyormuş. 

Peki okunup da ne oluyormuş? Yeni Şafak’tan Ali Nur Kutlu’nun şu cümlelerini okuyunca tüylerim diken diken oldu. 
“Ankara’da fitne çıkarmak, bizim gibi insanları kötülemek ve yalakalık yapmak için, elinde fosforlu kalemle yazılarımızı okuyanlar var. Bu yazıyı da okuyor şu anda eminim. Bunlar çarpıtacak bir cümle bulduğunda, hemen heyecanla altını çizip, koşarak bizi sağa sola jurnallerken, bir tane büyüğümüz de, ‘Bu ne ahlaksızlıktır.’ demedi.”

Demek ki iyilik adına yapılan bütün tenkitler, fosforlu kalemle çizilip birer jurnal malzemesi yapılıyormuş.
Geçenlerde, Gül âilesine de Erdoğan âilesine de yakın olan başörtülü bir yazar, 7 Haziran’daki oy kaybının sebeplerini yazmış. Bir mail gönderdim. Aldı mı bilmiyorum. Politikacı eşlerinin estetikli ve porselen gibi pürüzsüz suratlarını hatırlattım ve “Artık yurdum insanına benzemiyorlar.” dedim. Gerçi kime neyi söylüyorum. Bu yazarın, değişen hayatları ve kılık kıyafet tüketimini eleştiren tek bir yazısını hatırlamıyorum ama, bir Çankaya Köşkü resepsiyonu sonrası “Hanımefendi çok şıktı.” cümlesini hiç unutmadım.

Eh, ma’lum medyanın kalemleri, Mihriban Aliyev gibi bir süs bebeği rol model gösterip bizim politikacıların eşlerine “Ezikler” deyince olacağı buydu. Oysa içimizde, pardesüsünü hiç çıkarmayan Nermin Erbakan, baş bağlama şekli hiç değişmeyen Mebrûre Kutan, Gülten Çiçek, Münevver Arınç gibi ne güzel örnekler vardı. Hep aynıydılar. Hiç ezilmediler.

Evet, tek dert iyi görüntü vermek oldu. Şık olmak; güzel fotoğraf vermek. Doğrusu, magazin basını da bu yarışı körükledi. Her şey magazin malzemesi oldu. Baş bağlama şekilleri, kıyâfetlerin rengi, yakadaki güller, topuklu ayakkabılar… Eleştirdikçe değişme oldu. Değişme oldukça eleştiri geldi. Gün geldi, köşke lâyık görülmeyen; köşke çıktı diye kıyâmet kopartılan ve giydikleri ile yerden yere vurulan Hayrünnisa Gül, sırf Emine Erdoğan’a nispet olsun diye en şık ilan edildi. 

Değişimin dozu ayarlanamadı. Özgeçmişler afilli olsun diye hobiler eklendi ve gün geldi, özgeçmişlere aslı olmayan mezuniyetler eklendi. 

Aslında temel sorun, “başörtülü hanımefendi” sürecinin, aslen ev hanımı olan ve eşlerinin soyadı ile varlık gösteren hanımlarla başlamış olmasıydı. (Hemen, feminist diye zıplamayın. En batı karşıtlarının bile, batıdan gelen soyadı kânûnuna tapınması komikliğine düşmeyin.) Üstelik bu hanımlar, âilevî sebeplerle tahsil yapamamışlar ve hayata erken atılmışlardı. Daha doğrusu, erkeklerin istediği hayatı yaşamışlardı. Aynı erkekler sâyesinde, kırklı ellili yaşlarda ele geçirdikleri gücü kontrol etmek ise artık o erkeklerin bile yapabileceği bir şey değildi. Bunun adı, bastırılmış gücün patlamasıdır. 

Bu güç patlaması, tepeden aşağıya doğru durdurulamaz bir hal alarak yayılmaya başladı. Bir örnek vereyim. Birkaç yıl önce, bir düğünde Ak Partili bir hanımla tanıştım. Daha doğrusu partili olduğunu sonradan öğrendim. Yaklaşık yarım saat, bu hanım bana ders verdi. Laf aramızda, bâzen salağa yatmayı severim. Kendimi tanıtmadım. İşimi söylemedim. Ses etmeden dinledim. Gündem, siyâset, köşe yazıları vs… Allah ne verdiyse hepsini döktü. Döktü dökmesine de bir şey eksik. Arkadaş, ev hanımı ve tahsilli değil. Alt yapı eksikliği hemen belli oluyor. Ben sustukça coştu. Yetmedi; beni evine dâvet etti. Pardon, evine gitmemi emretti. “Muhakkak bekliyorum.” dedi. İçimden, “Çok beklersin.”; dışımdan “Nasip” dedim.

Bu hanım, son seçimde Ak Parti’den aday adayı oldu ve Ak Parti, oy kaybetti. Meğer benim üzerimde seçim konuşması denemesi yapmış. 

Bilmem meramımı anlatabildim mi? Evet, başörtüsü köşke girdi ama, tevâzunun simgesi olamadı. Maalesef, tepeden aşağı doğru yayılan “şık bir güç” hâline geldi. Mazbutluk ve liyâkat  ikinci planda kaldı. 

Kaybetmemiz, 7 Haziran’dan çok önce, kazandığımızda başladı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.