Baskıcı devletlerin internet korkuları tükenmiyor!

2017 yılı, internetin sağladığı özgür iletişim ortamından rahatsız olan ve onu öyle ya da böyle denetim altına almak isteyen baskıcı devletler açısından epey yoğun geçti. Tüm dünyada internet sansürü giderek derinleşti ve genişledi. ABD’de ağ tarafsızlığı ilkesi kaldırıldı. Rusya’nın küresel alan adı sunucularına bağımlılığına son verme ve kendi kök alan adı sunucularını oluşturma kararını açıklaması ise küresel internetin ulusal ve bölgesel temelde parçalanmaya başlamasının ilk işareti oldu. İnterneti “eşitlik ve özgürlüğün alanı” olarak tanımlayan ve buradan küresel bir demokrasi doğacağını ilan eden iyimserliğin sönümlenmesi için neredeyse bütün alametler belirdi.


“SOSYAL AĞLAR ŞİDDETE VE KORKUYA NEDEN OLUYOR”

28 Aralık’ta başlayan kitlesel protestolar da herkesin gözlerini İran’a çevirmesine neden oldu. Başlangıçta gıda fiyatlarını ve ekonomik durgunluğu temel alan talepler, protestoların ülkeye yayılmasıyla birlikte genişledi ve çeşitlendi. Bu protestoların rejim değişikliği talep eden bir halk isyanı olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı, arkasında “uluslararası güçlerin” olup olmadığı, halk isyanı olarak başarılı olma şansının olup olmadığı tartışmaları sürerken, 30 Aralık günü ise protestoların olduğu şehirlerde internete erişimin engelleniyor olduğu haberleri gelmeye başladı. 31 Aralık günü CNN, İran’ın Instagram ve Telegram’a erişimi kısıtladığı haberini duyurdu. Ayrıca, İran’ın çeşitli şehirlerde mobil internet erişimini engellediğine dair pek çok iddia var.

Suudi Arabistan destekli haber ajansı Al Arabiya, İran telekomünikasyon hizmet sağlayıcılarının birçok şehirde internet erişimini engellediğini bildirdi. Ajansın haberine göre İran’ın önemli internet servis sağlayıcılarının tamamı doğrudan ya da dolaylı olarak İran Devrim Muhafızları’na bağlı. İran İçişleri Bakanı yaptığı açıklamada, sosyal ağların “şiddete ve korkuya” neden olduğunu, engellemenin “barışı sağlamayı” amaçladığını söyledi. Engellemenin geçici bir tedbir olduğu iddia edilse de, açıktır ki İran devleti protesto gösterilerini bir tehdit olarak gördüğü sürece internet ve sosyal medyaya dair engellemeler sürecek.

İran’da devam eden ve nereye evrileceği konusunda yoğun bir tartışmaya neden olan protestolar diğer yandan 2009’da yaşanan ve “Yeşil Devrim” olarak da adlandırılan Yeşil Hareket’i de akıllara getirdi.

“YEŞİL HAREKET”

Hatırlatacak olursak, İran’da 13 Haziran 2009’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin resmi sonucu açıklandıktan sonra “benim oyum nerede” sloganı ile başlayan protesto gösterileri, 1979 devriminden sonra İran’daki en önemli siyasi olay olarak tanımlanmıştı. 13 Haziran’dan itibaren yüz binlerce kişi Tahran’da sokaklara ve meydanlara çıktı. Yeşil Hareket’in gösterileri, İran’da hayatı durdurdu. Fakat sonrasında rejim, protestocuları paramiliter güçler de dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin hedefi haline getirdi. Binlerce protestocu dövüldü, yüzlerce insan tutuklandı ve onlarca kişi keskin nişancılar tarafından öldürüldü. Sonraki altı ay boyunca, Yeşil Hareket şemsiyesi altındaki bir dizi grup, çeşitli şehirlerin sokaklarında yürüyüş yapmak için bayram ve ulusal anma günlerini değerlendirdi. Ancak her yeni gösteri, güvenlik güçleri tarafından daha sert biçimde bastırıldı. Rejim Yeşil Hareket’e tahammülü olmadığını hem baskıcı tutumu, hem de resmi açıklamaları ile açıkça ortaya koydu. 2010 yılı başlarında ise protesto eylemleri sönümlendi.

“TWITTER DEVRİMİ” Mİ?

Yeşil Hareket ve altı ay boyunca süren protestolar, pek çok araştırmacı tarafından rejim değişiklikleri ve iç savaşlarla sonuçlanan Arap Baharı’nın başlangıcı olarak tanımlandı. Başladıktan hemen sonra protesto gösterilerinin fotoğraf ve videolarının internetten paylaşılması, sosyal medyanın hem protestoların örgütlenmesi, hem de haber paylaşımı için kullanılması, bu protesto eylemleri sürecinin Batı medyası tarafından “Twitter devrimi” olarak etiketlenmesine neden oldu.

İran devletinin interneti engelleme çabalarına ve filtrelemelere rağmen, İran’daki kitlesel protestolar dünyanın geri kalanı tarafından 140 karakterlik tweet’ler ve Youtube videoları ile izlendi. 2009’daki bu eylemlerin başlangıcında, yani 13 Haziran günü Twitter’ın planlamış olduğu ve sitenin bir süre kapanmasını gerektiren bakım çalışmasının ABD Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine ertelenmesi ise, bugün olduğu gibi Yeşil Hareket’in eylemlerinde de ABD’nin rolünün olup olmadığının tartışılmasını beraberinde getirdi.

Bu durum daha sonra Mısır ve Tunus’ta rejim değişikliği ile sonuçlanan isyanlarda, Suriye’de ve Türkiye’deki Gezi Parkı eylemleri sürecinde bazı farklılıklarla tekrarlandı. İnternet ve sosyal ağlar, otoriter ve baskıcı yönetimlere karşı direnişin bilgisinin, doğrudan olay yerinden, anlık, geleneksel medyanın bazı durumlarda da resmi makamların süzgecinden geçmemiş, dolayımlanmamış bilgisinin dolaşıma girmesini sağladı.


 
BASKICI DEVLETLERİN İNTERNET KORKUSU

İran’da 2017’nin son günlerinde başlayan kitlesel protestolar henüz kimse tarafından “internet devrimi” olarak adlandırılmadı. Bu İran’ın 2009 sonrasında kapalı bir internet sistemi oluşturmasından kaynaklanıyor olabilir. İran 2009 sonrasında aralarında Facebook, Twitter, BBC’nin haber sitesinin de olduğu yüzlerce siteyi yasakladı. İran halkı VPN kullanarak bu sitelere eriştiğinden, bazı VPN hizmetlerinin de yasaklanması yoluna gitti. 2016 yılında İran kendi “Ulusal İnternet Ağı”nı oluşturacağını açıkladı. Yani şu anda İran’da erişime engellenen internet ağı, büyük ihtimalle küresel internetten izole edilmiş olan bu ulusal ağ.

Ancak diğer yandan İran devleti, protestolar başlar başlamaz yine internet erişimini engellemeye girişti. Tıpkı Mısır’daki Mübarek rejimi tarafından 27 Ocak 2011 tarihinde internet erişiminin engellenmesi, Tahrir Meydanı’ndaki mobil iletişimin kapatılması, Suriye’de Kasım 2013’te üç gün boyunca internet erişiminin engellenmesi gibi… Yani otoriter devletlerin internetten korkuları tükenmiyor. Bu korkular nefrete dönüşerek sık sık kendini açığa vuruyor.


 
“ZEHİR EVİN İÇİNE GİRMİŞ VAZİYETTE”

İran’da ayaklanmaların başladığı 28 Aralık günü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki TÜBİTAK Ödül Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın internete ilişkin söyledikleri de aynı tutumun bir yansıması. Erdoğan, “İnternet kafeler vardı şimdi iş evlerde kurulur hale geldi. Artık internetler eve yerleşti. Zehir evin içine girmiş vaziyette. Hocalarımız, bu tehlikeden kurtulmamız lazım. Bu çok ciddi bir uyuşturucu müptelası. Bu noktada çok ciddi adımlar atmamız gerekiyor. Eğer iki yaşında, hatta hatta daha geri, çocuk elindeki telefonla nasıl oynuyor, nasıl onun esiri oluyor. Duygular elimizdeki telefonun esiri haline gelmişse, bu bizim için çok ciddi bir tehdittir. Buna karşı tavrımızı almamız, buna karşı yeni nesilleri yetiştirmemiz lazım” dedi. Bu konuşmanın nasıl sonuçlarının olacağı da önümüzdeki günlerde açığa çıkar.

EFSUNLANMADAN

Bugün hâlâ İran’ın kitlesel protestolar karşısında internet erişimini engellemesi, Erdoğan’ın konuşmasında yankılandığı gibi devlet başkanlarının interneti bir bela olarak görmesi ve uğraşması, internetin ve sosyal ağların toplumsal hareketler açısından önemli olduğu kadar devletler tarafından da önemsendiğinin altını çiziyor. Ancak bu önem internetin ve sosyal medyanın doğası itibarıyla “devrimci” olmasından, küresel bir demokrasiyi mümkün kılmasından kaynaklanmıyor. Hatta, Batı medyasının“internet devrimi”, “twitter devrimi” etiketlendirmelerine yansıdığı gibi toplumsal hareketler ile internet ve sosyal ağların ilişkisini bulanıklaştıran biçimler, bu önemi anlamayı engelliyor.

Teknolojilerin geliştirilip kullanılması ve yaygınlaşması arasındaki zamanın kısalmasının toplumsal düşüncenin teknolojik değişimin etkilerini incelemek ve değerlendirmek için kullanabileceği zamanı daralttığına dikkat çeken sevgili Raşit Kaya hocam, yeni iletişim teknolojilerinin içinde bulunduğumuz dönemdeki hızlı geliştirilme ve yayılma süreci ile bu teknolojilerin ticarileştirme ve pazarlama etkinliklerinin konusu haline gelmesinin eşzamanlı ilerlediğini vurgular. Bunun teknolojiye ve teknolojik gelişime ilişkin eleştirel bir yaklaşımın geliştirilmesini zorlaştırdığını söyler. Eleştirel bir yaklaşımın yokluğunda teknolojiye ve teknolojik değişime ilişkin bir “efsunlanma”nın ortaya çıktığını belirtir. İşte internet ve internet üzerinde ortaya çıkan daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir iletişimi mümkün kılacağı düşünülen teknolojik gelişmeler, “teknolojik değişimin ve gelişmenin yarattığı efsunlanmanın” açıkça görülebileceği alanlardandır.

Hele de internete ilişkin pek çok şey değişirken ve internet üzerindeki özgürlük alanları giderek daralırken, gerçek dünyadaki ve internetteki eşitlik ve özgürlük taleplerimizin birbirinden bağımsız olmadığını bilerek, toplumsal hareketler ile internet arasındaki ilişkiyi efsunlanmaya düşmeden tekrar ve tekrar düşünmek önemli görünüyor.

FUNDA BAŞARAN

gazeteduvar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.