Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?

 Üretimi artıracak, ekonomiyi canlandıracak; yoksullukla boğuşan 40 milyon insanın refah seviyesini yükseltecek projeleri var da sanki sistem izin vermiyor.

Dünyada saygın, ağırlığı olan bir dış politika izleyecekler de sanki sistem buna engel oluyor.

Her gün onlarca genci toprağa veriyoruz. Sorunu çözüp, bu çocukların ölümünü engelleyecek işler yapacaklar da sanki sistem engel çıkarıyor.

Herkese eşit adalet dağıtan bağımsız bir yargı tesis edecekler de sanki sistem buna uygun değil.

Mimari estetiğe özen gösterecekler, çok güzel şehirler kuracaklar da sanki sistem buna izin vermiyor.

Bu ülkede insanların huzur içinde yaşaması için çok değerli projeleri var da hayata geçirmelerine sistem müsaade etmiyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar.

Bütün yetki, bütün güç ellerinde.

İtiraz eden, söz geçirebilen, tek bir kurum tek bir güç kalmamış.

Ne istiyorlarsa yapıyorlar.

Başkanlık olursa bugün yapamadığınız neyi yapacaksınız? Ne yapacaksınız da kim size engel çıkarıyor? Elinizi tutabilecek, size engel çıkaracak tek bir kurum, tek bir kişi kalmamışken başkanlık niçin gerekli?” sorularına verebildikleri tek bir cevap yok. Hatta bu soruların sorulmasına bile tahammül edemiyorlar.

Hepimiz biliyoruz ki bu bir sistem tartışması değil.

Bütün dünya, bütün insanlık… Kediler, kuşlar, ağaçlar… Bütün canlılar artık biliyor ki yapılmak istenenin bu ülkenin tek bir vatandaşının yaşam standardının yükselmesiyle, var olan sorunların çözümü ile zerre kadar alakası yok.

Kendinden başka; partili arkadaşları, yıllarca beraber yürüdüğü eski yol arkadaşları dahil kimsenin görüşüne, düşüncesine, aklına zerre kadar itibar etmeyen, tek doğrunun kendi doğrusu olduğunu düşünen bir adamın hırsı, arzusu, isteği yerine getirilsin diye bir çaba var.

Eğer dertleri gerçekten sistem değişikliği olsaydı “Başkanlık olmuyorsa bari partili cumhurbaşkanlığı olsun” derler miydi?

Koca koca insanlar tek bir insanın arzusu, isteği yerine getirilsin diye TV ekranlarında, köşe yazılarında kendilerini paralıyorlar.

Üstelik bu yaptıklarına da büyük bir pişkinlikle başkanlık sistemi tartışmaları diyorlar.

Sanki onların önerilerinin, hassasiyetlerinin, itirazlarının bir kıymeti varmış, dikkate alınacakmış gibi sabah akşam bu konuyu tartışmaktan geri durmuyorlar.

Sanki yapılmak istenen toplumu ilgilendiriyormuş, ülke sorunlarının çözümüne bir katkı sunacakmış gibi tartışıyorlar, konuşuyorlar.

Böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.

Kendini ülkenin tek sahibi, tek akıllısı, tek vatanseveri, tek lideri gören ve hepimize “Ben sizin efendinizim. Hepinizin yerine en doğrusunu düşünürüm. Bu durumu yasal bir statüye kavuşturalım” diyen bir adama “Zaten bizim aklımız, fikrimiz yok. Bizim onurumuz, haysiyetimiz yok. Bağımsız kurumlara gerek yok. Al sen tek başına bizi yönet. Bütün yetki de, bütün güç de sende olsun” demek, bunu tartışmak bir sistem tartışması değil.

Bu olsa olsa kölelerin, efendilerinin yetkilerini, kendilerine nasıl davranıp davranmayacaklarını, ne yiyip ne giyeceklerini, nasıl yaşayıp, nasıl yaşamayacaklarını tartışmalarına benziyor.

Kölelerin bu tartışmaları efendilerinin nezdinde ne kadar anlamsızsa, ne kadar değersizse bugün başkanlık sistemi diye yapılan tartışmalar da o derece anlamsızdır.

O kimse için esas olan o tek şey sahipliğin yasalarla pekiştirilmesidir.

Köleliği büyük bir heyecanla benimsemeleri, buna entelektüel bir hava katma çabaları, kendilerine reva görülen kölelikten bu kadar gurur duymaları hakikaten utanç verici bir durum.

Tekrar edeyim, bu bir sistem değişikliği değil, bütün yetkiyi tek bir kişiye devredip, etmeme meselesidir.

Sistem tartışması havası vererek “Başkanlık sistemi çok gerekli” diyenler gönüllü köleliklerine taraftar toplama çabasındalar.

‘Başkanlık sisteminin zararları’ diyerek karşı argüman geliştirenler ise bu gerçeğin üstünü örtmekten başka bir iş yapmıyorlar.

Üstelik böyle yaparak köleliğin tartışılabilir bir şey olduğu havasını yayıyorlar.

Basketbol federasyon başkanlığı seçimlerinde bile iki adaydan birini Saray’a çağırıp “Sen aday olmayacaksın, filan aday olacak” diyecek kadar her alanda ‘efendi,’ ‘sahip,’ ‘tek söz sahibi,’ olmayı kafasına koymuş biri için meselenin sistem olmadığı açık.

Bağımsız yargıyı, bağımsız medyayı, sivil toplumu, parlamentoyu devre dışı bırakıp bütün yetkiyi tek bir adama devretmek isteyenler ve buna karşı çıkanlar.

Devretmek isteyenler çoğunluktaysa yapacak bir şey yok.

Her fırsatta “Azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesine izin vermeyeceğiz” diyenler zerre kadar utanma belirtisi göstermeden tek bir adamın bütün toplum üzerinde tahakküm kurması için çalışıyorlar.

Bireyin, toplumun, ülkenin yararına bir durum çıkarmayacağı ortadayken “Başkanlık sistemi çok yararlı” demek “Kölelik çok konforlu sen de gelsene” demekten başka bir şey değil.

Köle ruhlu olmak da bir yere kadar anlaşılabilir bir durum.

Fakat köleliği yaygınlaştırmaya çalışmak, başkalarını da ikna etmeye çalışmak…

Günümüz dünyasında görülmüş bir şey midir.

Gerçekten merak konusu.

Bütün suç sadece efendilik taslayanda değil; köleliği bu kadar büyük bir gururla benimseyip yaymaya çalışanlara ne diyeceğiz?

LEVENT GÜLTEKİN

DİKEN
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.