Başkanlık Sistemi Tartışmaları 1
Sistem değişikliği tartışmaları esnasında gündeme gelen başkanlık yarı başkanlık ve içeriği hiç bilinmeyen ve Türkiye'de ilk defa dillendirilen Türk tipi başkanlık sistemlerinin Türkiye’ye uygunluğu tartışmaları küllenmiş halinden hareketli savunucuları tarafından hiç olmadık zamanlarda adeta yakıcı bir ateş topuna dönüştürülerek, siyasilerden iş adamlarına, akademisyenlere ve basın mensuplarına kadar hatta AKP döneminde olduğu gibi, toplumun her kesimi tarafından her türlü mecliste (kahvehanelerde, pazarda, işyerinde, sosyal meclislerde, evlerde..) çok geniş bir tartışma zemini bulmaktadır. Yönetim sistemi arayışları sadece Türkiye’ye özgü olmayıp, alternatif yönetim sistemi arayışları gündeme gelmekle beraber hükümet sistemi değişikliğine gidebilen ülke çok azdır .
 Parlementer sistemin değişikliğine ilişkin yapılan tartışmalarda; siyasal iktidarsızlık sorunu, hükümet istikrarsızlığına indirgenmiş ve hükümet istikrarsızlığı sorununun; Cumhurbaşkanına parlamentoyu fesih yetkisinin verilmesi, Cumhurbaşkanının doğrudan genel halk oyuyla seçilmesi gibi başkanlık, yarı başkanlık veya Türk tipi başkanlık sistemlerine ilişkin önerilerle çözüleceği düşünülmüştür.
Başkanlık sistemine geçişe ilişkin ilk tartışma, Mart 1980’de bir gazetenin düzenlediği Anayasa seminerinde ve Yeni Forum dergisinin önerdiği Anayasa Projesi’nde yer almıştır.
Bu seminere katılan bilim adamlarının bir kısmı Fransa’da uygulanan yarı başkanlık sistemini, bir kısmı ise ABD tipi başkanlık sistemine geçişi savunmuştur. Bazı bilim adamları ise, Cumhurbaşkanının yetkilerinin arttırılması koşuluyla parlamenter sisteminin korunmasını desteklemişlerdir. Yeni Forum dergisinin önerisinde ise; yarı başkanlık sistemine geçilmesi ve cumhurbaşkanı karşısında başbakana daha güçlü bir özerklik tanınması belirtiliyordu. 
1982 Anayasasının hazırlanışı esnasında başkanlık ve yarı başkanlık tartışmaları yeniden yaşanmıştır. Üniversiteler, yüksek mahkemeler, valilikler, ve bu konudaki Yetkin sivil toplum kuruluşları(barolar, sosyal tabanlı vakıflar, dernekler, mesleki kuruluşlar vb..) görüşlerini yansıtmak üzere teşvik edildi. Bu kuruluşlar Parlementer sistemin korunması yönünde fikirlerini beyan ederek, Başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçişi büyük bir çoğunlukla reddetmişlerdir. Üniversiteler, barolar ve Mahkemesi gibi kuruluşlar, başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçiş önerilerine, Türkiye'deki Cumhuriyet geleneğine aykırı olacağı ve ülkeyi diktatörlüğe götürecek bir sisteme zemin hazırlayacağı gerekçeleriyle itiraz etmişlerdir. Böylece cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesi, buna karşılık geniş yetkilere sahip kılınması esası benimsenerek parlamenter sistem korundu .
Başkanlık sistemini, parlamenter sisteme alternatif olarak öneren ilk siyasi lider Turgut Özal’dır. Süleyman Demirel ve Recep Tayyip Erdoğan da başkanlık sistemi ile ilgilenen liderlerdir. 
Bu yüzden başkanlık sistemine geçiş tartışmaları; Turgut Özal, Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan ve yazılı bilgi belge ve önerilere dayalı olarak Kasım 2013’te yine tekrar ısrarla kamuoyuna sunulan AKP Başkanlık Sistemi Önerisi şeklindedir... 
Şimdilerde ise Türkiye'de başkanlık sistemi tartışmaları gündemden düşmüşken, MHP Genel Başkanı Sayın Dr.Devlet Bahçeli'nin, 'Cumhurbaşkanı'nın fiilen yasama yürütme ve yargı erklerini ihlal ederek, Devleti başkan gibi yönettiği ve parlamenter sistemi hiçe sayarak Anayasal suç işlediği, bunun için de mevcut anayasayı fiili yönetim şekline uydurmak gerektiği' konusundaki ani çıkışı ile, AKP hükümetini cesaretlenmiş ve meclis gündemine getirilmek üzere yeni bir başkanlık sistemi ya da yönetim modelinin detaylarını hazırlamaya koyulmuştur. Önümüzdeki günlerde muhtemelen meclis gündemine getirilerek ilgili komisyonlarda görüşülmesi sonrasında ise milletvekillerinin oylamasına sunulması planlanmaktadır.
Şimdi ise Türk siyaset tarihinde başkanlık sistemi ya da yönetim modelini dile getirmeye çalışan siyasi liderleri ve ortaya koydukları yaklaşımları tarihi kronolojiye göre incelemeye çalışalım...

Turgut Özal'ın başkanlık hayali
Özal, Anayasanın Cumhurbaşkanına tanıdığı yetkileri aynen korumayı, buna karşılık cumhurbaşkanının beş yıllık bir süre için iki turlu mutlak çoğunluk yöntemiyle halk tarafından seçilmesini, bu seçiminde TBMM seçimleriyle aynı zamanda yapılmasını savunmaktaydı. Özal’ın önerisine göre cumhurbaşkanı en fazla iki dönem için seçilebilecekti. Meclisin erken seçim kararı vermesi halinde, cumhurbaşkanı da yeni seçime tabi olacaktı. Ancak Özal tarafından tek açık edilmeyen gerçek amacın Amerikan tipi başkanlık sistemiydi ve yarı başkanlık sistemi yönündeki savunmaları, asıl hedefe ulaşmada ilk adım teşkil etmekteydi . 
Özal’ın sistem değişikliği ile ilgili önerilerine diğer parti liderlerinden destek gelmemiştir ve bu isteklerin şimdilerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın düşündüğü gibi kendisi için gündeme getirdiği öne sürüldüğü tahmin edilmektedir. 
Prof. Dr. İlter Turan’a göre Özal’ın cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi başkanlık sistemi tartışmalarını tekrar gündeme getirmesinin sebebi, cumhurbaşkanlığı makamına kendisinden başka birinin seçilmesi durumunda, gücünün sınırlanmasından hoşlanmayan Özal’ın hukuki olarak ve protokol açısından kendisinden önde olacak birini kabullenememesidir .
Bu sistem değişikliği talebi o dönemdeki mecliste bulunan ve Özal'ın bu fikrini destekleyebilecek milletvekili sayısının yeterli olmaması yani parlamenter çoğunluğun razı edilememesi nedeniyle geçici olarak rafa kaldırılmıştır . 
ANAP Genel Başkanı Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi ülkede yeni tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Özal, istikrarlı hükümetlerin ekonomik gelişmelere öncülük ettiğini belirterek, Atatürk’ten itibaren tek partinin iktidarda bulunduğu dönemlerde önemli hamleler yapıldığını, bu dönemlerde bir nevi başkanlık sistemi uygulandığını beyan etmiştir. 
Başkanlık sisteminin ülke çıkarlarına daha uygun olduğu görüşünü savunan Özal, kendisine gücünün zirvesinde olduğu dönemde neden başkanlık sistemine geçmediğinin sorulması üzerine, hazırlıklı olmadığını söylemiştir . 
Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanan hükümet sistemi değişikliğine dair tartışmalar Özal’ın görevi başında 1993 yılında hayatını kaybetmesiyle birlikte Demirel tarafından bir kez daha ülke gündemine sokuluncaya dek kapanmıştır...
Süleyman Demirel’in başkanlık hayali
Cumhurbaşkanlığı döneminde 4 yıl 3 ayda farklı partilerin koalisyon ortaklıkları ile kurulmuş 6 hükümeti onaylayan Demirel dönemi ...
Türkiye'deki parlamenter sistemin değiştirilip yerine, başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçilmesi önerisi 1997 yılında Cumhurbaşkanı Demirel tarafından tekrar gündeme getirilmiştir. Bir yurtdışı gezisi esnasında gazetecilerle yaptığı söyleşide 65 milyonluk Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi gerektiğini belirten Demirel, sorunun sistem
meselesi olduğunu ifade ederek tartışmaların yeniden yaşanmasına neden olmuş, başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu gerek siyasiler gerekse kamuoyu tarafından yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Kamuoyundaki yetkili otoritelerce yapılan olumsuz eleştirilerin merkezinde , Türkiye’nin böyle bir sisteme hazır olmadığı, sistemin ülkeyi diktatörlüğe götürebileceği ve Demirel’in sistem değişikliğini kendisi için istediği iddiaları yer almıştır... 
Mesut Yılmaz, başkanlık sisteminin güçlü demokratik geleneklerin bulunduğu ülkelerde başarılı olduğunu, demokratik geleneklerin Türkiye’de başkanlık rejimini başarılı kılmaya yetecek ölçüde gelişmediğini savunurken , CHP lideri Deniz Baykal da Demirel’i sert bir şekilde eleştirmiş ve sistem değişikliği önerilerini Demirel’in fazladan 5 yıl kazanmak için gündeme getirdiğini iddia etmiştir...
DSP lideri Bülent Ecevit ise, başkanlık sisteminin çok az ülkede demokrasiyle bağdaştığını ifade etmiştir. Dönemin DYP ve RP yöneticileri ise, Demirel’i gündemi değiştirmekle eleştirmişlerdir...
Demirel’in başlattığı başkanlık veya yarı başkanlık sistemi tartışmalarında eleştirenler kadar Demirel’e destek çıkanlar ve Türkiye’nin bir an önce başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini savunanlar da vardı. Türkiye’nin gündemine başkanlık sistemini ilk getiren isimlerden biri olan ve 1990’lı yılların başında, Özal’ın isteği doğrultusunda başkanlık sistemiyle ilgili bir ilk deraylı raporu hazırlayan Halil Şıvgın , ülkenin mevcut sorunlarını sıraladıktan sonra, ‘’Siyasi istikrarı temin edemeyince ekonomik istikrarda sağlanamıyor bu ikisi olamayınca da Türkiye ileri gitmiyor. Türkiye’yi ileri götürmek, ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamak için başkanlık sistemine geçilmelidir.‘’ diyerek bu sistemin ülkeye barışı, huzuru, birliği getireceğini, kavgayı ve bölünmeyi önleyeceğini iddia etmiştir. 
1999 yılına gelindiğinde başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerine ilişkin tartışmaların azaldığı görülmekle birlikte Demirel bu dönemde yine cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini savunmaktadır: ‘’Cumhurbaşkanını halk seçsin diyenler bence bir gün bu dileklerinde, temennilerinde ve arzularında başarıya ulaşacaklardır.’’ diyen Demirel, Avrupa’nın yüzde sekseninde cumhurbaşkanını halkın seçtiğini ifade etmiştir . Gene 1999 yılında Cumhurbaşkanlığı bütçesinin Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldüğü sırada başkanlık sistemi tartışılmıştır.
Öte yandan Demirel’in yıllarca Genel Başkanlığını yaptığı DYP milletvekili Ahmet İyimaya 'bunalımdan çıkışın yolunun başkanlık sistemi gibi gösterilmeye başlandığını, bunun bilinmezlerle dolu maceralı bir yolculuk olacağını' ifade ederek, sadece ABD’de işleyebilen başkanlık sisteminin ABD’nin koşullarıyla Türkiye’nin dinamiklerinin karşılaştırıldığında bu sistemin totaliter bir yapıya dönüşebileceğini, başkanın despotlaşabileceğini belirtmiştir. 
O dönemde MHP’li olan hukukçu Sadık Yakut ise, 'federatif devlet yapısının Türkiye için sakıncalı olduğunu belirtmiş, bu nedenle de başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygun olmayacağını' ifade etmiştir. 
Dönemin FP’li kurmaylarından olan M. Ali Şahin ise 'Demirel’in Cumhurbaşkanını halk seçsin önerisine' destek vermiştir .
Tayyip Erdoğan Dönemi ve ısrarlı başkanlık hedefi
Erdoğan döneminde daha hararetli şekilde mecliste çoğunluğu olan AKP milletvekillerinin yoğun siyasi ve kamuoyu oluşturma baskısı ile bu tartışmalar alabildiğine hızlanmıştır.
59. Hükümetin kurulmasından bir ay sonra, Erdoğan katıldığı bir televizyon programında Başkanlık sistemi ile ilgili görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir; ”Başkanlık sistemi konusunda bir konsensüs sağlanırsa, Türkiye’nin ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum. Siyasetteki arzum Başkanlık Sistemi. İdeal olanı Amerikan Modeli,
tabi bunun için de ülkedeki tüm kurumların halkla bütünleşerek bir konsensüs sağlanmalıdır. Bu konsensüs sağlanmadan başkanlık sistemine geçiş sağlıklı olmaz. Ama bunu başardığımız taktirde Türkiye ciddi bir sıçrama yapacaktır.” Erdoğan, başkanlık sistemi mi yoksa yarı başkanlık mı sorusuna şu cevabı vermiştir; ”Her ikisinde de aynı şeyi düşünüyorum. Tabi benim için ideal olanı Amerikan modelidir. Amerikan modelinde yasama ile yürütme organları birbirlerine müdahale edememektedirler. Yani bir milletvekili, bakan olduysa milletvekilliğini bırakıyor. Sadece bakan olarak kalıyor. Kaldı ki siz oraya dışarıdan rahatlıkla bakan atayabiliyorsunuz. 
Türkiye’deki sıkıntı budur. Her milletvekili seçildiği bölgedeki insanlara iş bulmaya çalışıyor. Böyle yaptıkça oy alacağını zannediyor. Aslında böyle bir şey yok. Ama böyle olmadığı zaman yürütmede olmayanların böyle bir sorumluluğu olmayacak. Yasamadan gelen haklı talepler kabul edilirken, diğerleri rahatlıkla reddedelebilecektir. 
Usta gazeteci Oktay Ekşi, Erdoğan’ın açıklamalarına şöyle bir yorum getirmiştir ; ”Bu ruh hali bize yabancı değildir. Erdoğan’ın ruh halini Menderes ve Özal’dan biliyoruz. İktidar böyle bir anda insanın başını döndürür.”
 Erdoğan’ın siyasetteki arzusunun başkanlık sistemi olduğunu açıklaması kendi partisi içerisinde genel olarak olumlu karşılanmıştır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Türkiye için başlangıçta yarı başkanlık sistemiyle geçiş yapmanın daha yararlı olacağını ifade ederken, Dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ‘’Başbakan, Türkiye gerçeklerini en iyi şekilde belirleyip, tartışılmasını sağlamayı amaçlıyor.’’ diyerek
Erdoğan’a destek vermiştir. 
Yine Dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç ise, 'başkanlık sisteminin TBMM’ye getirilmesine ilişkin bir karar bulunmadığını belirterek, Başbakan’ın kendi düşüncelerini ifade ettiğini, bunlara da herkesin saygı duyması gerektiğini belirterek bir anlamda bilgisi olmadığını ifade etmiştir.
AKP nin kurucularından ve iki numaralı ismi olan dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de daha partiyi kurarken bunları tartıştıklarını belirterek, Başbakan’ın dışarıdan bakan atamanın avantajlarına ilişkin fikirlerini yinelemiştir . 
AKP nin kurucu kumaylarından olan ve yine sonradan özelleştirme sürecindeki tartışmalarla Erdoğan'a sert tepki göstererek Partisi'nden istifa eden ve yeni parti kuran o dönemde ise Başbakan Yardımcılığı görevini yürüten Abdüllatif Şener ise, 'sistem değişikliğiyle güçler ayrılığı da dahil bütün kurumlar arası ilişkilerin de yeniden yapılandırılması gerektiğine dikkat çekerek bunun için de konunun kamuoyunun bütün kesimlerinin katılacağı bir müzakere sürecinde ayrıntılı bir biçimde ele alınması gerektiğini' ifade etmiş, başkanlık sistemi tartışmalarına temkinli yaklaşmıştır. 
Başkanlık Sistemi tartışmasında Erdoğan’a kendi parti mensuplarından tenkinli destek gelirken, muhalefet partilerinden farklı tepkiler gelmiştir. Siyasi parti liderlerinden Erdoğan’ı en sert eleştiren o yıllarda CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal olmuştur. 
Erdoğan’ı ciddiyetsizlikle eleştiren Baykal, ‘’… Amerika örneği veriliyor. Arjantin’i de unutmayın. Eyalet sistemine mi geçeceksiniz, çift meclis mi açacaksınız? Ciddi şeyler değil bunlar. Önündeki meseleleri hallet, devleti niye şekillendiriyorsun. Herkes haddini bilsin.’’ diyerek tepkisini dile getirmiş 'Erdoğan’ın anayasal düzeni ve Atatürk'ün kurduğu parlementer sistemi içine sindiremediğini' iddia etmiştir.
O dönemde DYP Genel Başkanı olan Mehmet Ağar, ise Türkiye’nin yarı başkanlık, başkanlık gibi icraatın önünü açacak bir yapısal değişikliğe ihtiyacı olduğunu öne sürerek Erdoğan’ın başkanlık önerisine destek verebileceğini belirtmiştir.
ANAP' lı Ali Talip Özdemir, Erdoğan’ı 'gündemi değiştirmekle suçlayıp, Erdoğan’ın krallık istediğini' iddia ederken , ANAP eski milletvekilleri Mustafa Taşar ve Bülent Akarcalı ise 'başkanlık sisteminin diktatörlüğe yol açabileceği' uyarısında bulunmuştur. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2005 yılı yeni yıl mesajında: AKP’nin ortaya attığı başkanlık sistemi tartışmalarının ve tek parti egemenliğinin doğuracağı sakıncalara dikkat çekerek, şu ifadelere yer vermiştir. ‘’Anayasada, demokratik devlet niteliği Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez nitelikleri arasında sayılmış, demokrasiye en uygun olması nedeniyle de parlamenter hükümet sistemi kabul edilmiştir. Çoğunlukçu demokrasi yerine çağdaş çoğulcu demokrasi anlayışının benimsendiği Anayasada, devlet organlarının birbirlerini denetleyip dengelemesi; bu yolla iktidar gücünün sınırlandırılması öngörülmüştür. Seçim yasalarındaki aksaklık nedeniyle yasama ve yürütmenin tek parti egemenliğine girmesi sonucunu doğuracak bir seçim sistemi, temsilde adalet ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi, demokrasiye, giderek rejime büyük zarar verebilecektir" şeklindedir.
Bu çerçevede Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu bu konunun Özal tarafından savunulduğunu fakat destek bulamadığını, parlamenter sistemi ona benzetmek için yozlaştırdığını ifade etmiştir. Özellikle kuvvetler ayrılığı ilkesi ve üniter federal çelişkisi üzerinde durmuştur. 
Prof. Dr. Erdoğan Teziç; 'başkanlık sisteminin ABD’de 1787 Anayasası ile kendine özgü şartlarda oluşturulduğunu ancak uygulamaya kalkan diğer ülkeler için olumlu sonuçlar vermediğini' ifade etmiştir. 
Prof. Dr. Levent Köker; ‘’Türkiye gibi merkezi devletlerde başkanlık sistemi problemlidir.’’ diyerek, bu konunun gündemde olmadığını ifade etmiştir. 
AKP nin hukukçu kurmayların ve anayasa konusunda Erdoğan'ın adeta beyni olan, Prof. Dr. Burhan Kuzu ise ‘’Bugün yaşanacak tartışmaları çözecek bir modeldir.’’ demiştir.
O dönemde CHP sözcüsü olan Baykalın kurmaylarından Mustafa Akyürek ise Erdoğan'ın önerdiği sistemin başkanlık sistemi değil, diktatörlük olduğunu söylemiştir.
Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz; 'Türkiye’de bu sistemin 20 yıldır tartışıldığını ancak ülke için uygun olmadığını' ifade etmiştir.
9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel ise ; o dönemde 
‘’Başkanlık Sistemi seneler önce benim de savunduğum bir şeydi. Ama evvela elimizdeki mevcut sistemi işletmemiz lazım. Başkanlık sisteminde yeni baştan yapacaksanız çok iyi düşünmek gerekir. Başkanlık sistemi sadece başkanın halk tarafından seçilmesinden ibaret değildir. Başkanlık sistemini tek işletebilen ülke ABD’dir.’’ şeklinde değerlendirmede bulunmuştur...
Birinci bölümü yukarda bilgilerinize sunulan yazının devamı niteliğinde 2 bölüm daha yayınlanacaktır. Diğer 2. ve 3.kısmında ise; konu güncel, siyasi, sosyal, ekonomik ve politik yönleriyle değerlendirilecek bilgilerinize sunulacaktır... 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.