Bahar Gezisi mi? Yoksa Kırılma Noktası mı? Cüneyt Mengü

Gezi Parkı gösterilerinin 10. gününde İstanbul – Harbiye’de bulunan şirketimizi ziyaret etmek isteyen bir gazetenin değerli köşe yazarı Levent’ten arayarak durumun orada nasıl olduğunu sorduğunda, binlerce km uzaklıktan turist veya iş adamı olarak İstanbul’a gelmek arzusunda olanların gelmek için tereddüt etmelerinde ne kadar haklı olduklarını düşündüm.

30 Mayıs’ta çevrecilerin Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası ve AVM yapılması ile birkaç ağacın kesilmesine karşı koymalarıyla başlayan protesto gösterileri, ilk günlerde kaba ve anlayışsız davranışlar yüzünden çığ gibi büyüyerek ülkenin birçok şehrinden destek alarak yayılmıştır. Marjinal olarak adlandırılan gruplar dışındaki vatandaşların haklı bir çevre duyarlılığı ile başlattıkları eylemlerde 1990’lı kuşağın duruşuna hayran olmamak mümkün değil. Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından gösterilerle ilgili mesajların anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bu tür yaklaşımlar olayların başladığı günlerde ülke yöneticileri tarafından yapılmış olsa idi olaylar bu aşamalara gelmemiş olurdu. Diğer taraftan bu gösterilerin seyrine bakıldığında ana maksadını aşarak hedefinin farklı yönlere çekilmeye çalışıldığı özellikle dış medyadaki yayınlardan açıkça görülmektedir. Böylece kışkırtıcılar zaman zaman bu olayların arkasına saklanarak toplumun güvenliğini tehdit ettiler.

Gösterilerin 18. gününde hükümetin gerek eylemci temsilcileri ve gerekse sanat çevresi ile yaptığı görüşmeler sonucunda eylemlerin sona ereceğine dair toplumda kanaat oluşmasına rağmen eylemcilerin inadı sonucunda 19. günün gecesinde Gezi Parkı ve çevresi güvenlik güçlerinin müdahalesi ile savaş alanına dönmüştür.  Bu durum Cumhuriyet tarihine bir kırılma noktası şeklinde tescil edilecektir. Kanımca müdahale tatil günü dışında bir günde yapılsa idi katılımcı sayısı daha az olacağından olaylar bu kadar büyümeyebilirdi.  Bu itibarla o gece bizi yurtdışından arayanlara Türkiye’ye gelebilirsiniz diyemedim. 

Ülkemizin, 40 yıllık yoğun bir çalışma sonucunda, uluslar arası mukayeseli üstünlük sağladığı inkar edilemez. Ancak son yıllarda T.C. Anayasa’sı üzerinde tartışmaya açılan değişiklik önerileri, kabaran cari bütçe açığı, sonucunun ülkeye ne getirip götüreceği belli olmayan  Suriye politikası, Irak’ta Merkezi Hükümetle Bölgesel Yönetim arasında meydana gelen ihtilafta sürdürülen eşitlik politikasına rağmen Bölgesel Yönetimin yanında durulması, Kosova’da, Balkanlar’da ve Kerkük’te milli kimliği yok etme girişimleri, sağlıklı açıklaması yapılmadığı için bazı uygulamaların yaşam tarzına müdahale olarak algılanması,  bu gösteriler için birer birikim olduğu kanaatindeyim.

Gezi Parkı krizi, Cumhuriyet Tarihimizde önemli bir yeri işgal edecek ve sosyo politik yönden daha çok analizlere tabi tutulacaktır. Süreç farklı yönlerden incelendiğinde; Gezi Parkı’nı Arap Baharı’na benzetme girişimleri yapılmış ve bununla ilgili olarak dış medyaya Arap Baharı’nın bir ayaklanma olduğu halbuki Gezi Parkı’nın bir protestodan ibaret olduğu gerekli bir şekilde izah edilememiş ve bunun sonucunda çıkar odaklarının da desteği ile Batı medyasının Türkiye’yi “Güvenli Olmayan Ülke” olarak ilan etmesine kadar gitmiştir. Üzülerek söylemek gerekirse bazı dost Arap ülkelerinin medyasında, sanki Arap ülkelerinde yaşanan olayların nedenleri bilinmiyormuş gibi, Türkiye hakkında yanlış maksatlı yayın yapmaları sonucunda başta turizm sektörü olmak üzere diğer ekonomik sektörler de çok büyük darbe almıştır. Ortadoğulu turistlerin Türkiye yerine Londra veya Madrid’e seyahat etmeleri kendi ülkelerinde halen teşvik edilmektedir.

Kim ne derse desin ülkemizde muhafazakar kesim ile laik kesim olarak adlandırılan gruplar arasında iç savaşa yol açacak bir çatışmanın meydana gelmesi bana göre imkansızdır. Kendini bilmeyen veya maksatlı olarak cami avlusuna birayla girenleri ve başörtülü bir kadınımızın darp edilmesini laik kesime mal etmek, cumhuriyetin kuruluş felsefesine dil uzatanları muhafazakar kesime mal etmek kadar yanlıştır. Ancak başka bir şekilde benzer bir çatışmanın vuku bulması için dış mihraklar tarafından girişimlerde bulunulduğu bazı analistler tarafından zaman zaman dile getirilmektedir.

Bu krizin hiç şüphesiz son bulmayacağı aşikardır ve ayrıca nasıl sonuçlanacağı da meçhuldür. Tabiidir ki insanlar düşüncelerini yasalara uygun biçimde ifade etme haklarına sahiptir. Ancak birileri istiyor diye ülke idaresinin demokrasi dışı yollarla değiştirilmesi demokrasiye hizmet etmeyeceği gibi vereceği zarar da çok büyük olacaktır.  Diğer taraftan kamu ve ülke vatandaşlarının mallarına eylemciler tarafından verilen zararlar ulu önder Atatürk’ün ilkeleriyle de kesinlikle bağdaşmamaktadır.


Son olarak, Tunus, Mısır ve Libya olayları ile ilgili olan bir makalemde, bir ülke yöneticisinin halkıyla yüz göz olmasının yanlış olduğunu ifade etmiştim. Tarihten aldığımız dersler doğrultusunda ülke idaresi sabır gerektiren çok farklı bir sanattır.

 

 

Dr. Cüneyt MENGÜ


[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.