Allahsızlığın İslamla İmtihanı-T.ABUŞOĞLU

Tamer ABUŞOĞLU

Elindeki keskin bıçağını kurbanlarının boğazında bileyenler "Allahu Ekber" diye bağırıyor. İnsan kasapları tarafından boğazı kesilenler ise ne garip bir tecellidir ki eceli "Kelime-i Şehadet" getirerek karşılıyor.

Can hasadına çıkan caniler de Müslüman, en aziz varlığını yani canını kaybedenler de Müslüman. Kim ne kadar İslam ? Kim ne kadar Allah'a yakın ?

Sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi yaşamayan, sizin gibi ibadet etmeyen, size benzemeyen ya da sizden olmayanların hepsi sizin düşmanınız öyle mi ?

Peki bu insanların hayatlarına ipotek koyma hakkını size kim verdi ? Eğer  cevabınız İslam akaidi ve Allah'ın emirleri ise cevabımız bu ne karanlık, bu ne cehalet ve bu ne muazzam bir ihanet  olacaktır.

Allah kelamı "Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir" demiyor mu?

Bakara Suresi 256. Ayette Allah (CC) "La İkrahe Fiddin" yani "Dinde zorlama yoktur" diye buyurmuyor mu ?

Allah Resulü "Esirlerinize iyi davranın" diyerek değil kanlı infazları "Esaret içinde esaret olmaz" buyurarak esirlere işkenceyi ve eziyeti yasaklamadı mı?

Arap asabiyetini ve gaddarlığı İslam diye yutturmaya çalışanların meşrepleri ve yaşattıkları kültür bu duruma gerekli alt yapıyı ve zemini sağlayabilir.

Ancak Türk'ün taşıdığı özel anlam ve ehemmiyet bunun tam tersini emrediyor.

TÜRKLÜK BİR DİNDİR

Türklerin töresinde ve kültüründe "Aman dileyene kılıç vurulmaz" ilkesi Türk'e ait evrensel anayasayla kaimdir.

Roma kapılarına kadar dayanan Avrupa Hun İmparatorluğu'nun yiğit Başbuğu Atilla, Papa'nın yakarması karşısında Batı Roma'yı ve Vatikan'ı bağışladığı tarihi bir vakadır.

Alparslan 1071 yılında Malazgirt Savaşı'nda kendisine yenilen Doğu Roma Orduları'nın komutanı Romen Diyojen'e kılıcını iade ederek "Artık bir esir değil Türk Milleti'nin bir misafiri" olduğunu ona deklare etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk "Büyük Yunan Bozgunu" sonrasında esir edilerek huzuruna getirilen Yunan Generali Trikopis'e centilmenliği ve nezaketiyle Türklere has misafirperverliğin tarih içindeki bir örneğini daha göstermiş ve yaşatmıştır.

Çanakkale'de yeryüzünün en büyük savaşlarından birini veren ve "Çanakkale Geçilmez" sözünü Askeri Savaş Literatürü'ne geçirten Türklerin kahramanlığı ve cengaverliği sadece savaş alanlarında değil, insanlığı yücelten eylemlerle de evrensel bir boyut kazanmıştır.

1934 yılında bizzat Atatürk tarafından kaleme alınıp, dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Çanakkale’de yabancı şehitlere hitaben okunan nutuk Avustralya’da ve Yeni Zelanda’da şehit yakınlarının hislerine tercüman olmuştur.

Çanakkale’de savaşan yabancı şehitlere hitaben okunan bu nutuk şöyledir : “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçikle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen Analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

Yeryüzünde Türklerden başka hiç bir millette bulunmayan bu insanlık anlayışı, Türklere ait yüceliği kanıtlayan genel realitenin ta kendisidir.

Çünkü Türkler müstesna varlıklarıyla bütün dünya milletlerinin önündedir. Bu nedenle yüce Allah İslam'ın bayraktarlığını Türklere vermiştir.

İslam Peygamberi'nin "Necip Millet" olarak işaret ettiği Türkler yeryüzünün nizamına memur edilmiştir.

Allah'ın "Benim yeryüzündeki ordum" dediği Türk Milleti Kalü Bela'dan bu yana Müslüman'dır.

Türkler çok eski çağlarda, İslam'ın henüz vücut bulmadığı dönemlerde dahi ahlakı, hukuku ve meşrepleriyle adı konulmamış, tarif edilememiş İslam'ı yaşamış ve yaşatmışlardır.

 Bu manada Türkler, Allah'ın yeryüzündeki şefkatli ve bağışlayıcı eli, kahreden ve cezalandıran kırbacı, hükmü tecelli ettiren kılıcı olmuştur.

Yani Türklük, insanlığın en karanlık ve en geri zamanlarında dahi sonsuzluğun ışığı ve insanlaşma ülküsünün gururu olmuştur.

Bütün bu temaların vardığı sonuç ve ortak bileşeni: Türklüğün başlı başına bir din olduğudur.

Zira insanlığın dinle henüz tanışmadığı ancak yaşanan boşluğun ve  toplumsal düzenin ahlaki değerlerle doldurulduğu geçiş dönemlerinde, Türkleşmenin insanlaşmaya onun da bir dinin yerini alan Türklüğe tekamül ettiği biliniyor.

Araplarla Türkleri, Türklerle diğer milletleri birbirinden ayıran bu temel özellikleri hafızamızın bir tarafında saklı tutarak günümüzde yaşanan sosyo-siyasal ve sosyo tarihsel realiteye yeniden dönerek soralım.

Peki, burnumuzun dibindeki Suriye'de cereyan eden olaylar ve sokakları mezbahaya çeviren bu vahşet görüntüleri rahmet dini İslam'la karşılık bulabilir mi?

Bu katliamlar Allah'sızlık ve imansızlık değil de nedir? Bu kan donduran görüntüler İslam'a ve onun yüce öğretisine, şefkat ve şefaat ehli Resul-ü Ekrem'i  inkar ve tahkir sayılmaz mı?

 

 

 

İSLAM KAMUFLAJIYLA HAÇLI ASKERİ OLMAK

Mezhep milliyetçiliğinin girdabına kapılarak Nusayri avına çıkanlar, süreç içinde birer Haçlı Askeri olmuşlardır.

Din adına kelle kesenler Libya'dan Mısır'a, Irak'tan Suriye'ye kadar uzanan yeni bir Haçlı yürüyüşünün işbirlikçileridir.

Bunlara sağlanan her türlü lojistik ve askeri  yardımın merkezi Pentagon, yerel güçlerle koordinasyon ve işbirliği transferinin ara istasyonu ise Türkiye'dir.

CIA'in organizatörlüğünde Vietnam'daki ve Irak'taki ne kadar eli kanlı sapkın savaş suçlusu varsa bu günlerde Delta Force ve Black Water gibi insanlık dışı terör timlerinin içinde muhalif guruplarla birlikte Suriye topraklarını bir açık hava mezbahasına dönüştürmektedir.

Emperyalizme ve çokuluslu planlara direnerek Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışanlar diktatörlükle suçlanırken, Haçlılarla yapılan işbirliği ve savaş oyunları ise demokrasi havariliğiyle kamufle edilmektedir.

Washington'un kendisine verdiği göreve esas duruş göstererek savaş kışkırtıcılığı yapan  AKP Hükümeti bu zeminde hayatını kaybeden yüz binlerce Müslüman'ın canından birinci derecede sorumludur.

Türkiye'yi yönetirken Türklükle ilgili hiç bir kaygısı ve tasarrufu olmayanlar, Ortadoğu'da Siyon Yıldızı'nın yeniden parlatılmasında üstlendikleri davranış modelleri konusunda pek mahir bir görüntü çizmektedir.

GAZETE2023

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.