Alışkanlıklarımızdan Vazgeçebilecekmiyiz?

Pek çok şeyi yanlış öğrenmiş bir nesiliz.

Tereyağı damarları tıkar, kalp riskini arttırır dediler.

Çocukluğumuz, gençliğimiz margarinle geçti.

İş işten geçtikten, körpe vücutlarımız margarinle zehirlendikten sonra öğrendik gerçeği.

Yemekten hemen sonra muhakkak meyve yememizi öğütlediler. Oysa yemekten sonra tükettiğimiz meyveler midemizde fermante olup alkole dönüşüyormuş. Sırf bu yüzden ağzına alkol sürmeden siroz olan binlerce insan var bizim nesilde.

Yıllarca yumurtanın beyazını döküp sarısını yuttuk. Proteini lavaboya atıp çer çöple büyüdük.

Dişlerimizi sağdan sola, soldan sağa fırçalamamız gerekiyormuş.

Öyle yaptık.

Meğer doğrusu aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya fırçalamakmış.

Kundak vardı kundak.

El kadar bebeğin kolu, ayağı neden bağlanır? Gavura eziyet mi ediyorsun? Yavrun o senin. Bağladılar… Kolumuzu, ayağımızı gönlümüzce sallamamıza bile müsaade etmediler.

Hastalandık, ateşimiz yükseldi.

Soğuk suyun altına sokacaklarına yorganlara, battaniyelere sardılar. Menenjit ettiler bizi.

Okul tatillerinde dönem ödevleriyle hırpalandık.

Hadi ödevi verdin be hoca. Sayfaların kenarlarına yaptırdığın o süslemeler neyin nesiydi Allah aşkına?

Küçücük evlerde yaşadık.

En büyük yer salon.

Misafir gelebilme ihtimaline karşı salonları yasakladılar.

Salonun kapısı kilitli.

Yahu en rahat ve geniş hayat alanını misafirin gelebilme ihtimaline ayırır mı insan?

Küçücük oturma odalarında geçti çocukluğumuz.

Oksijen olmadan ateş yanmaz diye biliyoruz hala.

İyi de ya güneş? Güneş cayır cayır nasıl yanıyor?

Yazları Kuran kurslarına gittik.

Kaptan Cousteau ayetle sabit olan Kızıldeniz’deki tatlı su, tuzlu su ayrışmasını bulduğunda, astronotlar aya ayak bastığında Müslüman olmuşlardı.

Sokakta, midyenin denizden pilav ile birlikte çıktığına inanan ve iddialaşan arkadaşlarımızı saymıyoruz bile.

Böyle yetiştik.

Malzeme bu. Google yoktu ki soralım.

Ailemiz, öğretmenimiz, hocalarımız ve saat altıda açılıp on birde kapanan televizyonlarımız vardı. Doğru bilir diye düşündüğümüz insanlar yanılttı bizim nesli.

Kötülüklerinden mi? Değil elbette. Onlara da yanlış öğretmişler.

Tereyağını, zeytinyağını kötüleyip margarin öneren o deyyuslar hariç.

Bugün doğruları öğrensek de hala yemekten sonra meyve yeriz biz.

Çocuklarımızı ateşlendiklerinde soğuk suyun altına soksak da, ateşimiz yükseldiğinde yine yorgana, battaniyeye sarılırız.

Doğrusunu bilmemize rağmen oksijen olmadan güneşin alev alev yanıyor olması tuhaf gelir bize. Kundaklanmayan bebeğin ayakları çarpık olur diye hala çocuklarına eziyet edenler var aramızda.

Dişlerimizi doğru fırçalamaya başlasak da o ara dalar yine soldan sağa, sağdan sola bitiririz işimizi.

Odalarımızı bok götürse de salona ayrı bir ehemmiyet veririz.

Çocuklarımıza dönem ödevi verilmesine karşı çıkarız ama çalışanlarımızı tatillerinde iş için aramakta bir beis görmeyiz.

O margarinin ne iğrenç bir şey olduğunu biliriz de zeytinyağının tadını beğenmez yemeği yine margarinle pişiririz.

Ve hala ekranlarda boy gösteren hokkabazlar yön verir fikirlerimize, düşüncelerimize. Aileden, öğretmenden, sokaktan, hacıdan, hocadan bunca yanlış şeyi doğru diye öğrenmiş bir neslin siyasette doğru diye bildiği yanlışları varın siz düşünün.

Yeni bir yol haritası hazırlarken pek çok şeye yanlış desek de doğrularını yapabilecek miyiz?

Onlarca yılın alışkanlıklarını terk edebilecek miyiz?

Eleştirmek kolay. Peki ya biz…

Alışkanlıklarımızdan vazgeçebilecek miyiz?

RÜSTEM FIRAT

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.