AKP, Calvin'in partisi mi?

Stefan Zweig’ın 1936’da yayımlanan tarihi monografisi Vicdan Zorbalığına Karşı ya da Castellio Calvin’e adlı kitabı Can Yayınları tarafından yayımlandı. Yayınevinin, kitabın tanıtımı için medyaya gönderdiği tanıtım metninde “diktatörlüğe doğrultulmuş silah” ifadesine başvurması dikkat çekti. Ne var ki, gazetelerin pek çoğu buna itibar etmedi. Fakat itibar edenler arasında iktidara yakın olanlar da vardı

Ali Temiz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nı kapsayan hengâmeli bir tarih aralığında, yaşananların tam ortasında bulunan Stefan Zweig’ın Vicdan Zorbalığına Karşı ya da Castellio Calvin’e tarihî monografisi okuru, Fransız Reformcu Jean Calvin’in dinî temelli anlayışının hüküm sürdüğü 16. yüzyıl Cenevre’sine götürüyor.

Almanya’da Nasyonal Sosyalizmin hüküm sürdüğü dönemde yayımlanan Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e, eleştirmenlerce Zweig’ın kendi çağının diktatörlük rejimine yönelttiği bir eleştiri kitabı olarak değerlendiriliyor. Zira onun sanat temelli hümanist anlayışının kabul gördüğünü varsaydığı yıllarda ansızın Hitler çıkagelir ve her şey altüst olur, “büyülü bir rüyadan amansız bir kâbusa, hayallerin egemen olduğu bir vasattan gerçeğin çölünün yakıcı çıplaklığına geçilir.”

Bunun yanında Vicdan Zorbalığına Karşı ya da Castellio Calvin'e, kitabını kimi aktüel kabulleri sorgulamanın bir vesilesi hâline getirecek biçimde okumak pek çok açıdan işlevli olabilir. Yazarı okumak aslında hümanist dünya algısının günümüzdeki sınırlarını fark etmeyi de sağlayacaktır. Hele, Akif’i tersten hatırlatırcasına her daim yahut her olumsuz durumda “dine karşı vicdan” koalisyonunun genişleyişinden söz açanları dikkate aldığımızda kitabın aktüel bir “mühim/mat” oluşu üzerinde bir elif miktarı da olsa düşünme zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Radikal bir hümanist olarak Stefan Zweig’ın biyografi-monografi yazarlığına yönelmesinin altında yatan şey bireyi ve onun tecrübesini her şeyin önüne koyan hatırlama siyasetidir. Yazarın monografisinde anlattığı yıllar, Avrupa açısından son derece ilginç yıllardır. Şayet aydınlanmacı bakıştan ele alınırsa muhalif ve özgür görüşlerin yasaklandığı, ceza aracılığıyla bastırıldığı tümüyle zorbalık yıllarıdır. Çünkü Roma Katolik Kilisesi’ne karşı çıkan, Protestan hareketin önderlerinden Martin Luther’in izleyicilerinden olan Calvin, İsviçre’de yönetimi ele geçirince katı bir yönetim kurar. Calvin’in farklı görüşlere gösterdiği tahammülsüzlük, İspanyol hümanist din adamı Miguel Serveto’nun resmi öğretiye ters düşen görüşleri nedeniyle hem Protestanlar hem de Katoliklerce lanetlenmesi ve bunun sonucunda 1553’te Cenevre’de yakılmak suretiyle ölüm cezasına çarptırılmasıyla zirveye tırmanır. İşte bu sırada Calvin’in karşısında konumlandırılan ana figür Sebastion Castellio, tarih sahnesine çıkar.

Zweig’ın sözleriyle Calvin, “Serveto’nun yakılması için odun yığınını tutuştururken Castellio’nun dudaklarındaki suçlayıcı yargılayıcı sözcükleri alevlendirir. Calvin her türden “özgür” vicdana savaş ilan edince, Castellio da vicdan adına ölümü göze alarak ona meydan okur.” Bu karşı çıkış ona göre, “Vicdan'ın karşı koyuşudur”.

Fransız hümanist din adamı Castellio’nun, Calvin’in baskı ve zorbalığına karşı meydan okuyuşu, Zweig’ın tarihi monografisinin ana eksenini oluşturur. Dönemin mutlak otoritesine ve bu bağlamda haksızlığa, zorbalığa, hoşgörüsüzlüğe karşı çıkma cesaretini bulan Castellio’yu bekleyen sonun Serveto’nun sonuna benzeyeceği düşünülür; ama Castellio, kendi deyişiyle “fil”e karşı savaşan bu “sivrisinek”, tek başına yürüttüğü mücadelesinde, gücü tükenmiş halde cezaya çarptırılamadan 1563’te ölür.

Zweig’ın bu kitabı çağının diktatörlük rejimine yönelttiği bir eleştiri olarak değerlendirilmektedir. Faşist ideolojilerin beraberinde getirdiği bireysel ve toplumsal boyutlardaki tehlikelerin ve kıyımların göz önüne serildiği, insanca yaşamak için düşünce özgürlüğünün, vicdanın altının çizildiği kitap, hem bu özellikleriyle hem de yayımlandığı bağlam bakımından ilginç bir boyut taşıyor.

Belki biraz aşırıya kaçmak pahasına, yayınevinin basına gönderdiği tanıtım metninin başlığını deşebiliriz. Öyle ki, sadece “diktatörlüğe doğrultulmuş silah” ifadesinden hareket ederek, yaklaşık bir yılı aşkın bir süredir Türkiye’deki aktüel gelişmeleri bu kitapla okumayı önerdiği çıkarımını elde edebiliriz yayınevinin. Başka bir açıdan Calvin önderliğindeki teokratik yönetimle ilgili Zweig’ın şu değerlendirmesini hatırlayarak “kültür savaşlarına” da açılabiliriz: “Bu kent (Cenevre) Calvin’den iki yüzyıl sonra bile dünyaca ünlü tek bir ressam, tek bir müzisyen, tek bir sanatçı yaratamamıştır.”

Birkaç yıl önce hararetli tartışmalara sebep olan Calvinizm odaklı tartışmaların mahiyetinin değişimini anlamak için de bir başlangıç olabilir bu tanıtım metninin başlığı. Yayıncının hümanist düşünce tercihini radikalize etmesi olarak da okunabilir. Ardından İstiklâl Caddesindeki sol kitapçıların vitrinlerini süsleyen “Radikaller İçin El Kitapları”na da nazar edilebilir tabii.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.