29 Ekim, Atatürk ve Türk dünyası
M.K. Atatürk 1933'te Cumhuriyet'in 10. yılı kutlanırken, "Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir." demiştir.

Öz olarak halkın yönetimi şeklinde ifade edilen Cumhuriyet, Atatürk için bir yönetsel sistemin ötesinde, tarihin derinliklerinden geleceğe uzanan bir varoluş, fazilet ve yaşama biçimidir. Zira halkın nasıl ve kim tarafından yönetileceğine karar vermesi, demokrasinin işlevsel olabildiği sistemler için sürdürülebilir bir tercihtir. Buna ilişkin ilke ve kaideleri zihinsel olarak içselleştirmemişseniz Cumhuriyet olarak tasarladığınız sistem monarşinin farklı yansımalarına bürünmekten kurtulamayacaktır. Bu sebepledir ki Osmanlının duraklama ve çöküş dönemiyle birlikte Cumhuriyet nasıl adım adım kendisini göstermişse farklı sosyal ve siyasal süreçlerle istemediğimiz bir örtüyle kaplanması mümkündür.

Dolayısıyla Cumhuriyeti büyük ve haklı bir övünç kaynağı olarak kutlamak gerektiği gibi ona sahip çıkmak için temellerini ve varlık sebeplerini unutmamak gerekiyor. İşte o temel, tarihin içinden süzülerek gelen Türk kültürüdür.

Ülkü sorunu

Hiç uzatmaya gerek yoktur. Atatürk samimi ve esaslı bir Türk milliyetçisidir.

Bu yönüyle yaptıkları ve ortaya koyduğu eserler Türk milliyetçiliği fikir sistemi için hem bir esin kaynağı hem de mücadele aracıdır.

Bugün Cumhuriyet olgusunu baz alarak Türkiye ve Osmanlı Devletini birbirinden ayırmak ne kadar yanlışsa Atatürk'ü Türk milliyetçiliğinin soy ağacında görmemek bir o kadar yanlıştır. Rahmetli Türkeş, Atatürk'ü tarif ederken "Türk'e aşk, insan sevgisi ve bilimin önderliğine inanç" şeklinde bir değerlendirme yapmıştır. Bu aslında Atatürk'ün milliyetçilik anlayışının da bir ifadesidir. Atatürk'ün şu sözleri ise son derece anlamlıdır. "Milliyet davası, siyasî bir mücadele konusu olmadan önce, bilinçli bir ülkü sorunudur. bilinçli ülkü demek bilimsel yöntemlere dayandırılmış bir hedef ve amaç demektir."

Öyleyse bir Türk milliyetçisi tarihinden, kültüründen, söyleminden güç alacaktır; ancak bu gücü etkin kılacak çalışmalarla taçlandırmak mecburiyeti vardır.Atatürk de Türk milliyetçiliğinin yolbaşçısı olarak Türk tarihine, Türk kültürüne ve Türklerin birlikteliği hedefine büyük bir önem vermiştir. Bu ideali uzun soluklu ve siyasal hesapların çok ötesinde görmüş Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türkiyat Enstitüsü gibi kuruluşları hayata geçirerek gelecek nesillere bilinçli bir ülkü bırakmaya çalışmıştır. Ne yazık ki ondan sonra bu ideali yaşatmak kolay olmamıştır. Hatta gün gelmiş bu ülküye inanan insanlar "Turancılık" adıyla suçlanmış, özgürlükleri kısıtlanmıştır.

Çok açık ki Türk dünyası tarihin bize sunduğu bir fırsat olduğu gibi büyük önder Atatürk'ün de Türk milletine bir vasiyetidir.

Nereden mi çıkarıyoruz?

Çok sayıda gerekçemiz var ama sizlerin de bildiğini düşündüğüm şu diyalogu vermek sanırım yeterli olacaktır.Tarih 29 Ekim 1933... Cumhuriyetin 10. Yıl kutlamaları için Atatürk Ankara'da yapılan balolardan birine katılmıştır. Atatürk kalabalığın arasına girerek herkesi şaşırtan şekilde kendisine soru sorulmasını ister. Üç kişi, Atatürk'e soru yöneltir. Bunlardan biri de Dr. Zeki Bey'dir. Zeki bey "Milletlerin uzun vadeli idealleri vardır. Bize, böyle bir ideal aşılamadınız! Ya da benim haberim yok! Bunu bize açıklar mısınız?" diye sorar. Atatürk, Türk Milleti'nin bir ülküsünün olduğunu ancak bunu ayrıca açıklayacağını ifade eder. Zeki Bey'i de yanına alarak yönetim odasına gider.Ve şu tarihi sözleri söyler: "Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Dünya, yeni bir dengeye ulaşabilir! İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir! Bizim bu dostumuzun yönetiminde dil bir, inanç bir, öz bir kardeşlerimiz vardır. Onları kucaklamaya hazır olmalıyız! 'Hazır olmak' yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lazımdır...

Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevî köprüleri sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; inanç bir köprüdür; tarih bir köprüdür! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; bizim, onlara yaklaşmamız gerekli...

Kürşad ZORLU 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.