Katar neden tecrit ediliyor?

 Katar ile Suudi Arabistan -MısırBAE ekseni arasında yaşanan ölümcül gelişmeler için en doğru tanım, “Fars Körfezi Krizi” olabilir. Çünkü meselenin bir tarafı İran’a uzanıyor. Diğer dikkat edilmesi gereken nokta, Suudi Arabistan’ın tek başına olmadığı, Mısır’ın da gelişmelerde önemli yer tuttuğu... İkili ile birlikte hareket eden diğer devletlerin de Katar ile sorunları var. Ancak Suudi Arabistan’ın yanında yer almak istemeleri daha önemli bir neden.

Katar ile Suudi Arabistan arasında kriz yeni(den) patladı, ama iki devlet arasında uzun yıllara dayanan bir rekabet ve anlaşmazlık noktaları var.

KATAR KRİZİ NEDEN PATLADI?

İki ülke arasındaki rekabet ve gizli savaş sanıldığı gibi yeni değil. Tarihleri boyunca birbrlerinden hiç hazetmeyen ailelerin yönetimindeki iki devlet arasında ilk somut kriz 2003 yılında yaşanmıtı. Körfez savaşında Katar’dan da uçak havalandıran ABD, Katar’ın o dönemdeki emirinin isteği üzerine Suudi Arabistan Al Harc’daki Prens Sultan hava üssündeki kuvvetlerini Doha’daki  El Udeyd (Ebu Nekhla) üssüne taşımıştı. Bu hamle Katar’ın Suudi Arabsitan’a ilk stratejik hamlesi oldu ve Katar “ABD’ye hizmette” Suudi Krallığına karşı önemli bir alternatif konum elde etti.

Katar bu hamle ile bir yandan ABD (ve Batı) ile ilişkilerini sağlama almayı, diğer yandan her an beklediği Suud darbesini bertaraf etmeyi hedeflemişti. Bunda da kısmen başarılı oldu.

Suudi hanedanı Katar’ın bu kazığını hiçbir zaman unutmadı, ama o sıralarda çoklu koz ile oynamayı seven ABD’ye karşı elinden gelen bir şey yoktu.

Katar, ABD üssünü ülkesine taşımakla yetinmedi elbette. Müslüman – Arap coğrafyası başta olmak üzere küresel oyuncu olmak istiyordu ve bu da Körfez’in yıldızı Suudi Arabistan’ı alt etmekle mümkündü.

Katar bu amaçla elindeki ekonomik gücü kullanmaya başladı. 1995 yılında ilk büyük gaz ihracatını yaptıktan sonra, yıllık yüz milyarlarca doları bulan geliri ile küresel ekonomik ilişkiler geliştirmeye ve ekonomik gücü ile kendisine yönelecek okları etkisizleştirecek ittifaklar yapmaya başladı.

Katar’ın sahip olduğu gaz 1930’lardan itibaren petrol satan Suudi Arabistan karşısında büyük bir ciro sağlıyor ve her alana el atma imkanı tanıyordu.

Bu alanların içinde, “terör örgütlerini siyasi enstürman olarak kullanmak" da vardı.

Katar tarihi boyunca Müslüman Kardeşler (MK) örgütünü destekledi, Çünkü rakibi ve bölgenin büyük abisi Suudi Arabistan’ın MK fobisi vardı ve Katar bu fobiyi Krallığa karşı daima koz olarak kullandı.

Bu kozu sadece S. Arabistan’a karşı kullanmakla yetinmedi, tüm Arap coğrafyasında kendisine yer etmek için bir tehdit unsuru olarak elinde tuttu. İşte Mısır tam burada yazımıza dahil olur. 

Mısır, Müslüman Kardeşler örgütünün merkezi. İngiltere tarafından 1920’lerde kurdurulan örgüt, önceleri Mısır’da daha sonra diğer ülkelerde faaliyete başladı, ama merkezi hep Mısır oldu.

TÜRKİYE (AKP) - KATAR İŞBİRLİĞİ

Katar’ın 1971’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandığı düşünülürse, İngilizlerin MK düşüncesini Katar’a miras bırakmış olması hiç de uzak bir ihtimal değil.

İşte bu Katar, MK örgütünü özellikle Arap Baharı sürecinde çok etkili kullandı ve Mısır’da, Tunus’ta, Suriye’de örgüte doğrudan destek verdi. Maddi desteğin yanısıra en büyük silahı El Cezire operasyon kanalıydı.

Mısır’da ve Tunus’ta MK iktidara geldiğinde ise Katar artık (iyi ilişkiler geliştirdiği MK sempatizanı AKP ile birlikte) bölgenin yeni dizaynında söz sahibi olabilirdi. 

Kendisine bağlı yönetimlerin iktidarda olması ile hem Suudi Arabsitan’a karşi güç elde edecek hem de yakın olduğu bir anlayış bölge genelinde kendisine “gelecek garantisi” sağlayacaktı.

Dönemin Katar emiri Hamad, Suriye’de ise Humus üzerinde özellikle duruyordu. Humus’u boru hatlarının geçiş güzergahı olarak düşünen Hamad, Suriye’de keşfedilen zengin gaz yataklarının da farkındaydı. Ve bu nimete Suriye’de de ancak MK’nin iktidara gelmesi ile kavuşabilirdi.

GERİCİLİK VE SURİYE DÜŞMANLIĞINDA ORTAKLIK

Ancak 2013’te işler tersine dönmeye başladı. Hamad aile içi darbe ile görevden ayrıldı ve yerine oğlu Temim geldi. Yaklaşık bir hafta sonra ise Mısır’da Mursi askeri darbe ile devrildi.

Suriye ise Hamad’ın da, ABD ve diğerlerinin de beklediğinden dayanıklı çıktı ve Katar MK örgütünden iş çıkmayacağını anlayınca diğer selefi örgütleri desteklemeye başladı.

Her ne kadar Suudi Arabistan ile rekabet yaşasalar da Suriye konusunda işbirliği yapmaktan çekinmediler. En kavgalı anlarında bile Suriye ikiliyi birleştiriyordu. Ama ikisi de başarısız oldu.

Bu arada Suudilerin önceki kralı Abdullah ölmeden önce Katar’ı bir kez daha kendisine karşı "darbe yapmakla" suçladı. İkili uzun süre ilişkileri askıya aldı ve sonra iş “Durun siz kardeşsiniz” diyen Batı sayesinde düzelmiş gibi oldu.

Katar diğer yandan dünyaya modern bir ülke olduğu imajını yaymaya çalışıyordu. Sanat ve spor dünyasının en ünlü isimlerini ağırlamak için masraftan kaçınmadı. Bu masraflara 2022 dünya kupası için ödenen rüşvetler de dahildi. Dünyanın en büyük firmalarına yaptırılan modern binalar, havayolları şirketi Qatar Airways, Barcelona’ya sponsorluk gibi işler için paralar saçıldıkça Batı’nın da Katar’ın da yüzü gülüyordu.

Bu arada bütün bu işlere imza atan ülkenin coğrafi büyüklüğü sadece 11 bim km2, nüfusu da yaklaşık 400 bin. Ancak, yaklaşık 1,5 milyon yabancı var ve bunların büyük çoğunluğu Uzakdoğu ülkelerinden gelen ve ayda 100 dolara çalışan hizmetçiler, işçiler.

Kriz ile ilgili olarak kisenin dillendirmediği bir gerçek daha var: Katar büyük zenginliğine rağmen ülkesinde çalışanlara tam bir köle muamelesi yapıyor ve "çağdaşlık" imajına rağmen en temel insan haklarını çiğnemekten çekinmiyor. Dünya kupası için “gökyüzünün bile soğutulacağı” stadyumların inşaatlarında şimdiye kadar onlarca işçi hayatını kaybetti. Ancak paranın gözü kör olsun, Batı için bu işçilerin ağaca sıkışan kedi kadar değeri yok, bu nedenle haber bile olmadılar.

İRAN-KATAR DENKLEMİ

Katar’ın İran ile ilişkileri her zaman ölçülü oldu. Körfez’in diğer kıyısındaki dev, Katar’ı daima bir yandan korkuttu diğer yandan ölçülü bir ilişkiye zorladı. Nitekim Katar’ın İran'a yönelik tavrı da Suudi Arabistan ile yaşanan krizdeki etkenlerden biri.

Bu arada İran’ın da Mursi’yi deviren Sisi’ye karşı açıklamalarının olduğunu ve İran’ın Mısır’daki askeri darbeye karşı net bir tavır içinde olduğunu da belirtelim. İran’ın Müslüman kardeşler (MK) hükümetinin Mısır’da devrilmesine gösterdiği tepki, Katar’ın MK’ye olan desteği ile birlikte ele alındığında farklı bir boyut daha ortaya çıkmaya başlıyor. Diğer yandan, İran da Katar gibi Hamas’ı destekliyor. 

TRUMP FAKTÖRÜ

Trump’ın ziyareti işte böyle bir tablo içinde gerçekleşti. Trump “sonuç odaklı çalışan” bir işadamı. Arabistan’a gittiğinde kralın kendisinden ne isteyeceğini çok iyi biliyordu. Kral da elbette 300 milyar dolarlık (silah alımı) anlaşmaya bedavaya imza atmazdı. Siyasi beklentilerinin karşılanması gerekiyordu ve Trump’tan istediğini aldı: Katar’ın ipi çekilecekti. Üstelik bu sadece Suudi Arabistan’ın değil bölgenin diğer önemli ülkesi Mısır’ın da isteğiydi. Düğmeye basılınca Katar emirinin İran feryadı yükseldi ve kıyamet koptu.

Gerisi biliniyor zaten. Bundan sonra Katar emirinin önünde iki seçenek var: ya Suudi Arabistan’ın bölgesel liderliğine boyun eğmeyi kabul edecek ya da gidecek. Hatta gitmesi sadece kendisine bağlı da değil. Kuveyt’ten arabuluculuk istediler bile bundan sonrası Kral Salman’ın insafına kalmış.

KATAR-AKP İLİŞKİSİNİN GELECEĞİ

Türkiye’ye gelince: AKP hükümeti iktidara geldikten sonra ekonomi politiği gereği İslam dünyasına yöneldi ve sıcak para sorununu Katar ve Suudi Arabistan ile çözme yoluna gitti. Yılardır kronik rahatsızlıklar yaşayan Türkiye ekonomisinin “şahlanmasının” sebeplerinden biri de bu “kaynağı belirsiz” girişlerdi. Ancak bunun elbet siyasi (ve dinsel) karşılığı da vardı. İki ülke Türkiye’ye maddi destek, Türkiye ise bunun karşılığında bu ülkelerin anlayışlarına yakın bir yönetim anlayışı sundu.

Ancak AKP her zaman Katar’a daha yakın durdu. Müslüman Kardeşler ideolojisi ve Katar’ın cennet Türkiye sevdası bunda en büyük etken. Suudi Arabistan – Türkiye ilişkisi ise tarihsel olarak mesafeli. İki ülke bir yandan işbirliği yapıyor diğer yandan birbirlerinden haz etmiyorlar. Bu durum ilk defa AKP iktidarı döneminde kırılmış gibi görünse de rekabet devam ediyor.

Katar’a bu denli bağlanılmış olmaya MK faktörü de eklendiğinde, bu krizin Türkiye’yi etkilemesi kaçınılmaz. Türkiye zaten Mısır ve BAE ile de sorun yaşıyor. Havuz medyasında 15 Temmuz darbesinin ardında BAE’nin olduğunun iddia edilmesi boşa değil. Bu üç ülke de şimdi Türkiye’nin dostu Katar’ı hedefe koymuş durumda. 

Trump’ın Suud hamlesi sonrası bölgede oluşan yeni dengeler gözetilmezse, Türkiye daha da yalnızlaşabilir ve Erdoğan muhtemelen bunu görüyordur.

Bu nedenle “Filistin taktiği” çıkış yolu olarak görülecektir. Yani bir yandan Katar’a yapılanın kabul edilemez olduğu söylemi, diğer yanda saha gerçeklerinden yola çıkılarak Suudi Arabistan kampına yanaşmak. Aksi halde oklar bu kez Türkiye’ye yönelebilir.

ABC Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.