WSJ Erdoğan\'ın Demokrasi ancak bir araçtır sözünü hatırlattı

MICHAEL RUBIN

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iki ay önce İstanbul’da Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ni ağırlayarak Türkiye’nin kozmopolit kültür başkentinin 2020 Yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yapması için komiteden oy istedi. Birkaç günden bu yana aynı şehirde, polis giderek büyüyen kızgın kalabalıkla çatışırken yüzlerce yıllık camilerin üzerinde biber gazı bulutları oluştu. Binlerce kişi hastaneye ve gelen bazı haberlere göre birkaçı morga kaldırıldı

28 Mayıs’ta küçük bir grup çevreci Gezi Parkı’nın alışveriş merkezine dönüştürülmemesi için bir araya geldiğinde yaptıkları eylemin artık bazı kesimler tarafından Türkiye Baharı olarak adlandırılan olayların ateşleyicisi olacağı kimsenin aklına gelmemişti. Hükümetin biber gazı ve tazyikli su sıkarak verdiği sert yanıt, hızla Ankara, İzmir ve ülke çapında onlarca şehre yayılan olayların tetikleyicisi oldu. Türk vatandaşlarının tepkisi, Başbakan Erdoğan ve tabii birçok Batılı gözlemciyi tamamen gafil avlamış görünüyor. Ancak bu çalkantı uzun zamandır mayalanmaktaydı.

Son aylarda Türkiye’yi ziyaret eden sıradan turistler ya da yabancı milletvekilleri için Erdoğan muhtemelen parlak günlerinde görünüyordu. Başkanı olduğu AKP 2002′den bu yana üst üste üç genel seçimde de galip geldi, 2002 yılındaki ilk seçimlerde yüzde 34 olan oy oranını 2011′deki seçimlerde yüzde 50′ye yükseltti. Düşmekte olan doğurganlık oranı ve büyük çalışma çağındaki nüfusla birlikte Erdoğan’ın ehil ekonomik yönetim anlayışı ülkede benzeri görülmemiş bir ekonomik büyüme sağladı. 2010 ve 2011 yıllarında büyüme yüzde 8′in üzerine çıkarak Türkiye’yi modern, petrol temelli olmayan ekonomiler arasında Çin’in hemen arkasına taşıdı.

Erdoğan, Türk vatandaşlarına durdurulamaz oldukları hissini vermekten zevk alıyor gibi görünüyordu. Son seçimleri kazanmasının ardından kendini İstanbul’un en görkemli anıtlarını inşa eden Mimar Sinan ile karşılaştırmaktan çekinmedi. Başbakan’ın ülkeyi yeniden yapma hevesi kuşku götürmez. Erdoğan son yıllarda üçüncü bir havaalanının yanında boğaza üçüncü bir köprü yapılması için çalışmalara başladı. Karadeniz ve Marmara’yı birleştirmek üzere, Kanal İstanbul isminde yaklaşık 50 kilometre uzunluğa sahip bir kanal yapılacağı sözünü verdi. Başbakan ayrıca Çamlıca sırtlarına ise 30 bin kişi kapasiteli devasa bir cami yapılacağını açıkladı.

Yüksekten giden ve hükümetin tüm kollarını domine eden karizmatik Erdoğan, taviz vermeyi bıraktı ve İslamcılığa ve, eski hesapları görmeye odaklandı. İnşa aşamasında olan üçüncü köprüye 16. yüzyılda 40 bin Alevi’nin katledilmesinden sorumlu Osmanlı İmparatoru Yavuz Sultan Selim’in ismini vererek 75 milyonluk nüfusun dörtte birini oluşturan Aleviler’in tepkisini çekti. Kentin silüetine inşa edilecek dev cami ve alkolle ilgili getirilen büyük kısıtlamalar ise laik kesimden büyük tepki aldı. Sonuç olarak, 31 Mayıs’ta çevre gönüllüsü protestocuları “aşı uçlar” olarak görmezden gelmesi ve polisin yaptığı ilk saldırı birçok kişi için bardağın taşmasına neden oldu.

Washington son on yıldan bu yana, Türkiye’yi Müslüman demokrasi örneği olarak övmeyi alışkanlık edindi. Ancak Türkler’in bakış açısıyla ekonomik ve politik özgürlükleri giderek ellerinden kayıyor.

Türkiye’nin bilanço tablosu ilk bakışta iyi görünse de borcun GSYH’ya oranı 2012 yılında yüzde 36 idi. Bu oran ABD’de ise yüzde 105. Erdoğan Türkiye’nin bu zamana kadar gördüğü tüm başbakanlardan daha fazla dış borç biriktirdi. 2011′de yüzde 8,8 olan büyümenin geçen yıl yüzde 2,2′ye düşmesi ise Türkiye’nin her zaman ödemelerini yapamayabileceği konusunda bir uyarı alarmı oldu. Ülke AKP’nin yönetime geçmesinden bu yana yüzde 3600 artış gösteren, büyük bir hanehalkı borcunun da altında kaldı.

Hal böyleyken birçok Türk, Erdoğan ve yanındakilerin iktidarı ellerinde bulundurdukları süre içinde giderek zenginleştiği yönündeki işaretlere de öfkeli. Başbakan’ın yeni keşfedilmiş servetini oğlunun düğününde gelen takılarla açıklaması çok az kişi için inandırıcı. WikiLeaks’in yayınladığı ABD kaynaklı yapılan diplomatik yazışmalara göre Erdoğan’ın milyon dolarlar değerinde gayrimenkulü ve İsviçre bankalarında sekiz farklı hesabı bulunuyor.

Türk vatandaşları belediye başkanlığı döneminde açılan 13 adet yolsuzluk davasının siyasi dokunulmazlığı nedeniyle askıya alındığını hala hatırlıyor.

Geçen hafta başlayan protestolar Türkiye’de basının yeterince özgür olmadığının da altını çizdi. Ek 1: Polis protestoculara saldırırken CNN Türk bir yemek programı yayınlıyordu. On binlerce Türk, ABD’li haber kanalına çağrı yaparak Erdoğan ile bağlarını kesmesi için kampanya başlattı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre dünya en çok gazetecinin hapse atıldığı ülke olan Türkiye’de gazeteciler için hükümete eleştiri yöneltmek tehlikeli olabiliyor.

Obama yönetiminin Türkiye’deki olaylara iyi niyetli duyarsızlığı da Başbakan’ı serbest geçiş belgesi olduğuna inandırmış olabilir. ABD Başkanı Obama, Erdoğan’ın geçen hafta Washington’a yaptığı ziyarette ABD ile Türkiye arasındaki bağları övdüğünde, Beyaz Saray Başkan’ın yazısını Sabah Gazetesi’nde yayınlattı. Sabah, 2007 yılında hükümetin el koyarak Erdoğan’ın damadına devretmesinden önce muhalif bir gazeteydi. İki liderin buluştuğu gün Türk hükümeti bir diğer muhalif gazeteye daha el koyuyordu. Başkan Obama sessiz kaldı.

Protestolar sürerken birçok Türk, Erdoğan’ın yakında protestocular için önemli bir iletişim yolu olan sosyal medyayı da hedef alacağından endişe ediyor. Başbakan 3 Haziran’da “Twitter denilen bir bela var. Yalanın daniskası burada,” dedi. 2 buçuk milyon takipçisi ile düzenli olarak tweet paylaşan Erdoğan sözlerine, “Sosyal medya denilen şey aslında şu anda toplumların baş belasıdır.” şeklinde bir deklarasyonda bulundu.

Erdoğan gücünü arttırdıkça ve protestocularla tartışmayı sürdürdükçe, önceki yıllarda hükümetlere isteklerini uygulatmayı başaran ordudan da pek korkusu yok gibi görünüyor. Erdoğan 2007′den bu yana birçok generali hapse attırdı. Bu güç gösterisi, ordunun siyaset üzerindeki rolünü azalttığı için birçok diplomatik çevre tarafından alkışlanmıştı. Ancak Başbakan anayasal garantör olarak hizmet verecek başka herhangi bir organa da geçit vermedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AKP mevzuatını anayasaya aykırı bulması halinde anayasa mahkemesini feshetmekle tehdit etti. Erdoğan’ın, gücünü gelecek on yıla doğru pekiştirecek yeni bir anayasa oluşturma girişimleri ise, birçok Türk’ü şu an ülkeyi sallamakta olan sokak gösterilerinin laikliğin son kalesi olduğuna ikna etti.

Erdoğan’ın bir zamanlar İstanbul belediye başkanıyken söylediği gibi: “Bize göre demokrasi hiçbir zaman amaç olamaz. Demokrasi ancak bir araçtır. Durağa geldiğinizde inersiniz”. Muhtemelen İslam’ın demokrasi ile uyumlu olabileceğinin ipuçlarını Türkiye’de bulmaya muhtaç durumda olan Batı, Türkler’in bildiği şeye inanmayı reddetti: Erdoğan o durağa yıllar önce ulaştı.

—Rubin Amerikan Girişim Enstitüsü’nde araştırmacıdır.

WSJ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.