Avrupalı ırkçıların ittifak arayışı

Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel

Avrupa son yıllarda siyaset sahnesinde yeni yüzlerle tanışıyor. Bunların bir kısmı düne kadar itibar görmeyen  özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından vitrin ve eksen değişikliğine giden partilerden oluşurken, diğer bölümü son yıllarda esen sert rüzgarların birey üzerinde oluşturduğu korkuları siyaset sahnesine karikatürize ederek taşıyan ve sorunları vülgarize ederek ele alan partilerinden oluşuyor.  Yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimlerini gövde gösterisine dönüştürmeyi hesaplayan ırkçıların seçim sonrasında ortaya çıkacak yeni parlamentoda güçlerinin dağılmasını önlemek için Fransız ve Hollandalı ırkçıların öncülüğünde ittifak arayışını sürdürüyor.

Büyük fotoğrafa bakıldığında, Avrupa'nın dört bir yanında yükselmekte olan ırkçı-popülist dalganın Batı Avrupa ve İskandinav ülkelerinin dışında kendini gizleme gereği duymadığını söyleyebiliriz. Nazizm'e göndermede bulunan semboller tercih edildiği gibi tarihe göndermede bulunan ve ulusal renkleri yansıtan semboller de tercih ediliyor. Son yıllarda Yunanistan'da yaptığı çıkışlarla kendinden çokça söz ettiren Altın Şafak partisi , siyasal ve sosyal olarak Avrupa'nın son dönemde gördüğü en kuşatıcı hareket oldu. Şuan lideri ve üst düzey kadroları hapishanede olsa da varlığını hissettirmeye devam ediyor.

Akdeniz ülkeleri içinde İtalya ve İspanya'da da bir dönüşüm gözlemleniyor. İtalya'da daha çok popülist bir hareket olarak kabul edilen Beppe Grillo'nun Beş Yıldız hareketi 2013 seçimlerinde elde ettiği sonuçla İtalya'nın köklü siyaset geleneği sarsmakla kalmadı,  "başıbozukluk" dönemi de başlattı. Faşist İtalya özleminden söz etmek mümkün olmasa da  Mussolini figürü özellikle sağ partilerde önemli bir yer tutuyor.  Beppe Grillo'nun göçmenleri hedef alan  son açıklaması Avrupa karşıtlığı kadar göçmen karşıtlığını propaganda malzemesi olarak kullanacağını düşündürüyor. Beş Yıldız hareketi içinde ırkçı söylemlere sahip olanlar da yok değil. Ne var ki, ırkçı partiler kategorisinde değerlendirilmiyor. Çekimserleri kendine çekmek için göçmenleri kullanmaktan çekinmemesi zamanla daha uç noktalara kayabileceğini düşündürüyor.

İspanya'da İtalya veya Yunanistan'da görülen güçlü ırkçı veya popülist partiler bulunmuyor. Ancak izlerine rastlamak mümkün. Şuan iktidarda olan Parti Popular'a oy veren seçmenin yüzde onunun Franco dönemi nostaljisi içinde olduğu düşünülüyor. Ayrıca,  semboller üzerinden bakıldığında İspanya'da da bir şeylerin değişmekte olduğu anlaşılıyor. Her 20 Kasım günü (General Franco'nun ölüm yıl dönümü ) ufak yerleşim alanlarında organize edilen seremonilerin her geçen yıl arttığı ifade ediliyor. Franco dönemine göndermede bulunan ve sembolleriyle süslenmiş çakmak, anahtarlık veya takılara da rastlamak mümkün. Franco figürü ve o döneme ait sembollerin özellikle son yıllarda şuan iktidarda bulunan Parti Popular'ın gençleri arasında ilgi görnesi bir şeylerin değiştiğine işaret. İnsanların dün evlerinde sakladıkları Franco döneminde kullanılan Yuhanna kartallı bayrakları  şimdi rahatlıkla  çıkarabilmeleri, gençlerin sosyal medyada Franco bayrağı altında Nazi selamı vererek çektirdikleri fotoğrafları paylaşmaları veya  Birleşmiş Milletler'in, Katalonya'nın ve uluslararası adaletin ittifak içinde İspanya'nın Franco karşıtı  uluslararası bir komploya kurban edilmek istendiğine olan inancın yayılması yakın tarih hayaletinin bütün ağırlığıyla kendini hissettirmeye devam ettiğini gösteriyor.

Akdeniz ülkeleri gibi Doğu Avrupa ve İskandinav ülkelerinde de kaygı verici gelişmeler yaşanıyor. Norveç Skandinav ülkeleri içinde, son zamanlarda,  dünya basının yakından ilgilendiği ülkelerin başında geliyor. Anders Breivik'in Utoya'da,  Sosyal Demokratlar'ın gençlik kampında, estirdiği terörün üzerinden iki yıl geçti. Ancak öyle anlaşılıyor ki yaşananlardan pek ders çıkarılmamış. Şuan koalisyon hükümetinin küçük ortağı Terakki Partisi popülist bir parti olarak anılıyor. Ötekiye, göçmene bakışı İsveç ve Danimarka'daki popülist partilerden farklı değil. Aralarında ki tek fark Terakki Partisi'nin kuruluş amacının vergi adaletsizliğine dayanması idi. Onun dışında söylemleri ve toplumsal beklentileri aynı. Son dönemde yaşanan tartışmalar sebebiyle  hükümetin büyük ortağı Terakki Partisi için kullanılan popülist parti söyleminden rahatsızlık duyuyor. Bu sebepten sağın sağında muhafazakar bir parti tanımı getirmekte. Ancak bu çaba gerçeği değiştirmiyor. Breivik'in görüşleri bir şekilde Erna Solberg hükümetinde temsil ediliyor.

Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan ve Bulgaristan'da özellikle romanlara yönelik dışlayıcı politikalar sürüyor. Öyleki Çek Cumhuriyeti'nde bazı siyasiler Romanlar için özel olarak oluşturulacak bir devlete gönderilmelerini öneriyor. Bazı şehirlerde düne kadar yalnızca aşırı sağ grupların gerçekleştirdikleri Roman karşıtı eylemlere artık çok farklı siyasi görüşlere mensup olanlar da katılıyor. Slovakya'da durum çok farklı değil. Uzun aylar siyasi krizlerden çıkamayan Bulgaristan'da, Boiko Borisov'un parlamento çalışmalarını boykot etmesi, sosyal demokratlarla aşırı sağı bir araya getirdi.  Ataka yirmi üç vekili ile hükümete esir almış durumda. Ülke içinde ki göçmenlerin sınır dışı edilmelerinden Türkiye-Bulgaristan sınırına ,Yunanistan-Türkiye sınırında olduğu gibi, duvar çekilmesi fikrine kadar toplumsal konularda fikirlerini empoze ediyor.

Tuna devletleri içinde Macaristan uzun zamandır ilgi odağı. Bir yanda Başbakan Viktor Orban'ın Fidezs'i diğer yanda Gabor Vona'nın Jobbik'i. Jobbik, dışa yansıttığı tutum ve görüşleriyle Neonazi partiler kategorisinde değerlendirilmelidir. Yüzde onun üstünde oy potansiyeline sahip olan parti son yıllarda Orban'ın söylemlerini sertleştirmesiyle kan kaybı yaşıyor. Jobbik, Avrupa Birliği ve NATO'dan çıkma söyleminin dışında seçmeni kendine döndürecek ciddi bir söylem krizi yaşamakta. Jobbik'ten umudunu kesenlerin bir bölümü Yunanistan'da ki Altın Şafak Partisi'ni örnek alan Magyar Hajnal (Macar Şafağı) Partisi'ni kurdular. Ekim ayında kurulan parti Macar parlamentosunda transferlerle üç vekille temsil ediliyor. Jobbik'e açık rakip olan Macar Hajnal'ın söylemlerinin başında büyük Macaristan fikri gelmekte. Aşırı sağda görülen parçalanmalara rağmen Jobbik'in Avrupa Parlamentosu'na bir kaç vekil göndermesi bekleniyor.

Batı ve Orta Avrupa'da durum biraz daha farklı. Güney ve Doğu Avrupa'da görülen aşırı sağın sağında partiler bulunmamakta. Almanya'da malum sebeplerden siyaset sahnesinde aşırı sağ partiler varlık gösteremiyor. Ancak yer altında faaliyetlerini sürdürüyorlar. Komşusu Avusturya'da durum daha farklı. Avusturya Avrupa'da aşırı sağı iktidar ortağı kabul ederek tabuları yıkan ilk ülke olmuştu. Son olarak FPÖ'lü vekiller seçim sonrası toplanan meclise kırmızı beyaz kurdeleler üzerine taktıkları mavi düğmelerle gelerek bir döneme göndermede bulundular. Avusturya'da 1933'te Nazi sembollerinin yasaklanmasının ardından Hitler Almanyası'na hayranlık duyanlar gamalı haçın yerine mavi düğmeler takmak suretiyle destek vermişlerdi. FPÖ aynı göndermeyi 2006'da yaptığında Avusturya siyasası tepki göstermişti. Bu dönem bir kaç sesin dışında ciddi herhangi bir tepki gelmedi. Gelmediği gibi üçüncü meclis başkanı FPÖ'den seçildi.

Büyük fotoğrafa bakıldığında aşırı sağın kendi içinde çok farklı gruplara ayrıştığını ve homojen olmadığını söyleyebiliriz. Tabloya bakıldığında Fransa ve Hollanda'nın Avrupalı popülist partileri tek çatı altında toplama hedefi uzak bir ihtimal olarak beliriyor. 11 Eylül sonrası söylem değişikliğine giden bazı ırkçı ve popülist partilerin  bir kaç başlığın dışında  (İslam, Avrupa ve göç) ortak politikalar geliştirmesi zor görünüyor. Kaldı ki partiler arasında güven bunalımı da yaşanmakta. Yahudi karşıtlığı ve İsrail'le ilişkiler bu ittifakın geleceğini belirleyecek ana damar olarak belirmekte. Bu çerçevede Hollandalı Geert Wilders samimi bulunurken, Ulusal Cephe'nin Başkanı Marine Le Pen'e  (Fransa) şüpheyle yaklaşılıyor (babasının partinin genel başkanlığını yürüttüğü yıllarda sarf ettiği sözler sebebiyle). Bu sebepten Geert Wilders'ün Skandinav ülkelerini ikna etmesi güç görünüyor. Diğerleriyle de aynı fotoğraf karesinde bulunmak istemiyorlar.  Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra "popülist partileri" bir araya getirerek grup kurma hedefinin ardında sağlanacak görünürlük, maddi olanaklar ve iletişim kanallarının artacağı beklentisi bulunuyor. Avrupa genelinde aşırı sağ ve popülist partilerde görülen oy artışı yalnızca genel politikalardan duyulan rahatsızlıklarla izah edilemez. Bu başarı hikayesinin arkasında merkez partilerin veya klasik sağ ve sol partilerin oynadıkları rol yadsınamaz. "Irkçı-popülist partiler" üst başlığında toplansalarda, Avrupa karşıtlığı , göçle mücadele gibi konularda aynı dili kullansalar da aynı çatı altında toplanmaları şuan için mümkün görünmemektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.