16 yıldır dilimize pelesenk olan cümlelerden en önde geleni şüphesiz “Dış politika, iç politikaya tahvil edilmemeli” cümlesi..

Her defasında Deja Vu gibi anı şeyleri yaşadığımız için sık kullanıyoruz haliyle..

Her defasında, içerideki oyları, seçmeni, tabanı konsolide etmek için dış politikanın kullanılmasının ne büyük bir sıkıntı olduğunu görüyor ve anlatıyoruz..

“Yanlışlar var, bir dakika böyle olmamalı sanki” diyoruz.. Demesi de kolay değil öyle, ağzını açtığın an alnına bir yafta yapıştırıyor kimileri.. Şucu diyorlar, Bucu diyorlar..

**

Sorumluluk makamı.. Adı üzerinde: Makam..

Kıymetli ve bir ağırlığı var..

Adı üzerinde: Sorumluluk..

Yani bakkal dükkanı işletmekten çok daha büyük görevler..

Bu makamlarda oturan sorumluluk sahiplerinin sürekli bir rest çekme halinde olması ya da yaptıkları en yumuşak açıklamaların bile kendilerine yakın medyada çok sert açıklamalar olarak duyurulması artık kabak tadı vermedi mi?

ABD ile gelinen son noktaya da böyle gelmedik mi?

İki Bakan’a yönelik yaptırım kararı, daha önce ABD’nin Türkiye gibi bir ülkeye yapmadığı, NATO üyesi bir ülkeye de ilk kez uygulanan bir karar..

Üzücü tabii ki, elbette aşağılayıcı..

İyi de Papaz Brunson’ı serbest bırakana kadar Türkiye’ye yaptırımlar uygulayacağını, ABD’de günlerdir dillendirmeyen yetkili kaldı mı?

Bu krizin öyle ya da böyle geleceği ortadaydı..

Bu krizi gerçekleşmeden çözmek mümkün değil miydi?

Yahut şöyle sorayım: Monşer deyip dışladığınız diplomatlar bu krizi ülkeye yaşatır mıydı?

**

Kameraların önünde, Meclis’teki grup toplantısında “Al papazı, ver papazı” muhabbeti yapmak mesela, bugün yaşadığımız krizin sapasağlam zemini değil midir?

Devletin menfaati için olağanın dışına da çıkılabilir, bunun adı pazarlık da olabilir belki.. Yapılamaz demiyorum.. İyi de yapılan ya da yapılması muhtemel bir şeyi neden cümle aleme adeta megafonla yayarsınız ki?

Yargımıza müdahale edilmesinden ne kadar rahatsızlık duyduğumuzu belirtiyoruz ABD’ye karşı..

Üzgünüm; ama ABD bizim yargımızın bağımsızlık durumunun ne noktada olduğunu iyi biliyor ki bu şekilde “Brunson’ı çıkarana kadar, ABD’ye gönderene kadar yaptırımlara devam edeceğiz” tehdidini savurabiliyor..

Her defasında, duvara tosladığımızda “yapılan yanlışlardan” dem vurunca bir koro başlıyor yaftalamaya..

“Şucusunuz siz!”

“Batının uşağısınız!”

“Hainsiniz!”

“Birlik beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde susun bari!” gibi tepkiler geliyor en üst perdeden..

Bakın mesela bu yaptırım krizinden sonra yanlışlardan bahsedince Trumpçı oluverdik bir anda.

Bunu diyenler Trump seçildiğinde, sevinçten havalara uçan, sevindirik olmalarına anlam veremeyip “Ne yapıyorsun aga? Bi’ kendine gel!” dediğimiz tipler..

Talihe bak! Onlar muteber, biz yine şucu bucu.. Birlik beraberlik de ne hazindir ki hep böyle yanlışların bedelini ödediğimizde, o yanlışları hatırlattığımızda akıllara gelen bir haslet oldu..

**

Alıştık gerçi..

FETÖ ile ortak olup kumpaslarla ordunun belini bükmeye çalışanlar şimdi o günleri hatırlatınca FETÖ’cü diyorlar..

Açılımın bize ödettiği acı bedeller ortadayken, hatırlatmayagör; dün “açılanlar” bugün hatırlatana terörist diyor..

Birkaç hafta öncesine kadar “Hiç olmadığımız kadar yakınız” dedikleri ABD ile ilgili güzellemelerini, model ortaklıklarını hatırlatıyorsun, Amerikancı etiketini hooop yapıştırıveriyorlar..

Sadece onlar da değil, bu hallerinden geçmişte şikayetçi olan bugünkü ortakları da aynı taktiği kullanmaya başladı üstelik..

**

Neyse..

Defalarca tecrübe ettik ve gördük ki bu yol, yol değil..

Akılla çizmemiz gereken bir yol haritasına muhtacız..

Bu yorumu yapanlar, Trump’a delice methiyeler düzüp, şimdi tam tersini yazan, konuşan yaranma sevdalılarından çok daha kıymetlidir.. Ve emin olun onlardan kat be kat daha millidir.. Kendimden biliyorum..

Çünkü belli ki bu iş böyle kalmayacak..

Ve bir kez daha hatırlatmakta fayda var.. Yine, yeniden..

Dış politika, iç politikaya tahvil edilmemeli...

Çiğdem AKDEMİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
More'un Ütopyasında Yaşamayı İsteyen Biri 4 ay önce

Çiğdem abla yazdıklarınız çok mantıklı, ve sonuna kadar da katılıyorum, ama ben artık bu cahil halk ile münakaşaya bile girmem.Ingiliz dili ve edebiyatı 2. Sınıf öğrencisiyim.Mezun olur olmaz ülkeyi terkedeceğim.Bu boş insanlarla yaşanmaz.Size de sabrınızdan ve mücadelenizden ötürü tebrik ediyorum.