Tayyip Erdoğan ile Bülent Arınç arasında gün yüzüne çıkan gerilimin gerçek sebepleri nelerdi?

 

Bu tartışma bireysel bir başkaldırı olarak değerlendirilebilir miydi?

 

Melih Gökçek’in belediye başkanı olarak tartışmaya dâhil olması nasıl açıklanabilirdi?

 

Tüm bu soruların yanıtlarını bulabilmek için AKP içindeki ilişkiler ağını doğru okumak gerekiyor.

 

Bir önceki yazıda Melih Gökçek hakkında dile getirilen ‘ CEMAATÇİ ‘ yakıştırmasını kaleme almıştım.

 

Fakat böylesine bir tartışmada Melih Gökçek’i cemaatçi olarak betimleyerek olayı kapatmak yeterli mi?

 

Melih Gökçek’i tanımak ve Bülent Arınç ile başlattığı bu kavganın gerçek nedenini anlamak için Gökçek’in ne zaman, kimlerle birlikte olduğuna da kısaca değinmek gerek.

 

Son 5 yıldır AKP Ankara İl Başkanlığı ile büyük problemler yaşayan Melih Gökçek, Davutoğlu ile başlayan yeni AKP sürecinde Ankara İl Başkanlığını dizayn ediyordu. Melih Gökçek’e karşı olan ekip tasfiye ediliyor, Ankara Melih Gökçek’in tasarrufuna bırakılıyordu.

 

Yeni AKP’de oyun kurma sevdasına düşen Gökçek’in ilk işi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı Ankara’dan milletvekili yapmak için kolları sıvamak oldu.

 

Hakan Fidan cemaatin sevmediği adamların başında geliyordu. Melih Gökçek’in ise bir önceki yazıda belirttiğim gibi bizzat Fethullah Gülen’in himmetiyle belediye başkanlığında kalabildiği anlatılıyordu.

 

İşine geldiğinde Ülkücü, işine geldiğinde cemaatçi olan Gökçek ile Hakan Fidan nasıl bir araya gelebiliyordu?

 

Hakan Fidan’ın parti içinde Erdoğan’dan başka hamisi var mıydı? Hakan Fidan ile Tayyip Erdoğan’ı bir araya getiren isimler kimlerdi? Hakan Fidan kime sorarak milletvekili aday adaylığı başvurusunda bulunmuştu?

 

Kulislerde dolaşan bilgilere göre bugün yaşanan olayların tohumları yıllar önce Pınarhisar’da atıldı.

 

Bir genç Tayyip Erdoğan ile birlikte Pınarhisar’daydı. Bu gencin adı Mücahit Aslan’dı.

 

Orada bulunmasının sebebi neydi? Kim tarafından gönderildi? Erdoğan, Mücahit de gelsin benimle birlikte yatsın mı demişti?

 

Bu bilgiler hakkında pek malumat yok.

 

Bilinen, sonradan AKP Diyarbakır Milletvekili olacak İhsan Aslan’ın oğlu olduğuydu. İhsan Aslan ise aynı zamanda, ZAMAN gazetesinin ilk imtiyaz sahibiydi.

 

Neticesinde Pınarhisar’da başlayan serüven neticesinde Mücahit Aslan, Tayyip Erdoğan’ın on yıl boyunca kiminle görüşüp kiminle görüşmeyeceğine karar verecek isim olacağı ve Erdoğan’ın makam otosuna binen yegâne insan olarak karşımıza çıkacağıydı.

 

Aynı zamanda Mücahit Aslan AKP’de Kürtçü grubun önde gelen isimlerindendi. Ekibinde Faruk Koca isimli bir şahıs ön plana çıkıyordu.

 

İleriki yıllarda Faruk Koca Ankara’da Tayyip Erdoğan’ın ev sahibi olarak da göze çarpacaktı.

 

Kimdi bunlar? Bağlantıları nelerdi?

 

İddialara göre bu isimlerin ortak noktası Yavuz Sultan Selim’e kadar uzanıyordu. Yavuz, Çaldıran savaşından dönerken birkaç Kürt sülaleyi de yanında getirerek Ankara’ya yerleştirmişti. Bir kısmı Diyarbakır’a göç eden bu aileler yüzyıllardır Ankara’da yaşamalarına rağmen Kürtçülükten taviz vermiyorlardı. Bu gelenekle birbirlerine bağlı bu insanların birliktelikleri basit bir siyasi görüşün çok ötesindeydi. İslamcı-Kürtçü geleneğin temsilcileri olarak da göze çarpıyorlardı.

 

Türkiye’de Türklüğü reddederek gelişen İslami akımları körükleyen fakat Kürtlük kimlik ve bilincini daima muhafaza ve beyan eden mütefekkir, yazar-çizer taifesi de bu cenahtan çıkıyordu.

 

Ne acı. Türk’ü reddederek bir İslami çizgiyi hâkim kıl. Ama bu çirkin tezgâhın neticesinde iktidara ulaşan partide Kürtçülük yap.

 

Mevzuya dönelim.

 

Yine iddialara göre Mücahit Aslan ve Faruk Koca’nın henüz bu ölçekte palazlanmadıkları yıllarda Ankara’da ortak oldukları küçük bir galerileri vardır.

 

Bu galeride yaklaşık 1.5 yıl muhasebe müdürü olarak anılan isim ise akıllara durgunluk verecek cinsten.

 

Muhasebe müdürü olarak anılan o isim şimdilerde MİT Müsteşarlığının vazgeçilemeyen ismi Hakan Fidan.

 

Bu iddialara göre Hakan Fidan’ı Erdoğan’ın yanına yerleştiren ekip de bu Kürtçü gruptu. Açılım sürecinin planlayıcısı ve kudretli uygulayıcıları da yine bu Kürtçü grup olarak öne çıkıyordu.

 

Yine iddialara göre bu grup sadece siyasi gelişmeleri de kontrol etmiyordu. Oluşturulan sermaye gruplarında da inanılmaz ağırlıkları vardı. Rönesans’tan Tav’a, Limak’tan SETA’ya kadar bu Kürtçü grubun ağırlığından söz ediliyordu.

 

Hüseyin Yayman üzerinden KANAL-24 ile birlikte tüm havuz medyasının da bu Kürtçü grup tarafından kontrol edildiği iddialar arasında.

 

İyi de havuz medyası tarafından tartışmalarda isimleri özellikle ön plana çıkartılmayan bu grubun varlığı diğer basın-yayın kuruluşlarında neden dile getirilmiyordu? İşte bu noktada savunulan görüş de küresel bağlantılara sahip diğer medya gruplarının da bu isimleri tartışmalar içinde ifşa etmediği yönünde.

 

İfşa etmeye cüret eden birkaç yazar ise malum son ile bertaraf edilir.

 

Konuya sadece Akp karşıtlığıyla bulaşan Emin Çölaşan, Mücahit Aslan’ın babası İhsan Aslan’ın 12 Eylül öncesi bir bombalama eyleminden dolayı aldığı hapis cezasını yazmasının üzerinden aylar geçmeden Hürriyet gazetesindeki köşesinden kovulur.

 

Enteresan bir bilgi daha. Ali Babacan, Mehmet Şimşek ve MB Başkanının da Kürtçü grubun bu kudretli isimleri ile yakın ilişki içinde olduğu iddia ediliyor.

 

Nasıl olur diye sormayın. İddialara göre bu ekipte yer alan isimler tek ata oynamayan profesyonel oyun kurucular. Ve bireysel birikimin çok ötesinde meziyetler ile teçhiz edilmiş haldeler.

 

Melih Gökçek ile Bülent Arınç arasında patlayan kavga, ne hikmetse Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur.’ dediği günlerin ertesine denk geliyor.

 

17 Mart’ta Kürt sorunu yoktur diyen Erdoğan 20 Mart’ta da izleme komisyonunu doğru bulmadığını açıklıyor.

 

Hatta evvelinde Erdoğan’ın merkez bankası çıkışlarını dahi bu Kürtçü grupla ilintilendirenler de mevcut.

 

Erdoğan’ın bu çıkışlarını anketlerde AKP’nin kaybettiği oylarla ve parti içinde Erdoğan’ın sıkıntıları ile ilgisini koparmadan bir de bu ilişkiler yumağını değerlendirerek düşünmek gerekiyor.

 

Cemaatin başkan koltuğunda tuttuğu bir belediye başkanı, Erdoğan’ın en yakınına girerek Kürt açılımının mimarı olan bir Kürtçü grup, ailesinin cemaat ile ilişkisini reddetmeyen bir hükümet sözcüsü, Kürtçü grubun müsteşarlığa taşıdığı bir başka isim, yıllardır sürdürdüğü parçalanma politikalarından sanki haberi yokmuş gibi davranmaya başlayan bir cumhurbaşkanı ve etkisiz eleman olarak yan tarafta duran bir başbakan.

 

Tabii yazı gereği ve konuyu toparlayabilmek adına Tayyip Erdoğan cephesine hiç değinmedik.

 

Diğer bir iddia ise Erdoğan’ın partide ayıklamak istediği herkesi bu kavganın içine çekeceği.

 

Fuat Avni’nin kim olduğunu merak edenlerin ise cemaatten başka yerlere bakmalarını da salık vermek yerinde olur sanırız.

 

Ha…

Öte yandan rakip siyasi partileri arayarak şu adamı değerlendirin telkininde bulunan genel başkan yardımcıları da var.

 

Hepsini bir araya getirdiğinizde oluşan yapıya da Dallas mı demek lazım yoksa iktidar mı ona da siz karar verin. Sizce Ceyar kim?

 

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.