Tarih boyunca, yaşadığı toprakların çilesini çeken ama en çok mağdur edilen bir millet varsa, o da Türkler’dir. Bütün dinlerin ve milletlerin sığındığı en huzurlu ve emniyetli liman olmuştur Türkler yurdu. Belki de o yüzden Efendimiz (s.av): “Türklere ilişmeyin, onlar size ilişmediği sürece.” Diye emretmiştir ashabına. Göçler, Türk’e Kader olmuştur. 14 Kasım 1944 de böyle bir Kader’in tezahürüdür. 1.250.000 Türk’ü, Gürcistan Ahıska’dan yani asırlık yurtlarından trenlerde yük vagonlarına zorla doldurup, bağlarını bahçelerini, mallarını mülklerini yağmalayıp, sebepsiz yere Sibirya’nın steplerine sürdükleri yeryüzünün en yüzkarası zulmün adıdır Ahıska Sürgü’nü.
1960 yılında Kazakistan Almatı’ya bağlı Kaskelen köyünden gelen gizemli bir mektup ve vesikalık siyah beyaz bir fotoğrafla başladı herşey. Mahallemizde televizyonların henüz olmadığı uzun kış gecelerinde, merhum Ahmet dayımın bizleri yanına oturtup, gözyaşları içinde kendinden geçerek anlattığı Ahıska hatıraları ve Türkiye’ye kaçış hikayeleri bir film şeridi gibi geçerdi gözümün önünden. Elinde Rus alfabesiyle yazılan mektubu okuyamadığımız için öfkelenir, yumruğunu sıkar, derinlere dalar, okuyamadığımız için suçlu bizmişiz gibi “Ahh! Bu bu harfleri bir okuyabilsem de içinde yazılanı anlasam oğul.” der, söylenirdi. Ahmet dayımın, mektubu poşetten çıkarıp, tekrar poşete koyarken bir Mushaf gibi öpüp bağrına basma anları bana çok dokunurdu. Mektuptan anladığımız ise sadece siyah beyaz vesikalık bir resim ve mektubu getiren kamyon şoförünün verdiği haberdi. Mektubu yazan ise 1944’te Ahıska’dan Kazakistan’a sürülen, annemin halasının oğluydu. Kazakistan’a yolu düşen Tır şoförü, Türkçe konuşan insanlarla karşılaşır ve ona yardımcı olurlar. O da Hatay’a gideceğini söyleyince, mektubu yazan kişi içine kendi fotoğrafını da koyarak, Kırıkhan’da akrabaları olduğunu ve mektubu teslim etmesini rica eder. Hikayemiz böyle başlar…
Türk dünyası bağımsızlığına kavuşmuştu. Yavuz Bülent Bakiler’in Türkistan Türkistan kitabı hayallerimizi süslüyordu. 1996 yılında Kazakistan Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde Türkçe okutmak üzere Almatı’ya gitmeden önce dayıma müjde vermeye gittim. Adeta cennetten haber almış gibi yerinden fırladı, hemen döşekler arasında sakladığı poşeti, yine adet olduğu üzere öperek merasimle açtı ve titreyen elleriyle bana uzatarak: “Senden tek isteğim var. Nolur bu mektubu canın gibi sakla. İçimde bir his var ki, inşallah bu mektup seni onlara götürecek.” dedi.
İçimde tarif edemeyeceğim duygularla Almatı’ya indim. Valizimi aldım dışarı çıktım, gözlerimi yumup, Atayurt kokan havayı iliklerime kadar soludum. Bizim lehçeyle “Hoş gelmişsin kardaş. Nereye gidiyersin?” diye bir sesle gözlerimi açtım. Kazakistan..Almatı..Her yer Rusça yazılarla dolu ve temiz Türkçe’yle bir ses bana “Nereye gidiyersin?” diyor. Taksi şoförü olduğunu öğrendiğim sesin sahibine gideceğim arakadaşın adresini söyledim. Analaştık ve taksiye binip Havaalanından ayrıldık. Sohbet gittikçe samimi hal almıştı. Nereli olduğunu öğrendiğimde heyecandan nutkum tutuldu. Çünkü, Kaskelenliyim demişti ve bu ismi dayımdan duymuştum. Mektup, Kaskelen’den yazılmıştı. Çantamda sakladığım dayımın emanetini çıkardım, “Bu mektup Kaskelen’den geldi. Bu fotoğraftakini belki tanırsın hı?” dedim. Şoför resmi görür görmez, yol ortasında öyle bir fren yaptı ki, kaza oldu sandım. “Bu, benim dünürüm. Sen nereden tanıyorsun bunları?” ben de hikayeyi anlattım. Beni adresime bırakan şoför, Kaskelen gitmiş, mektubun sahibine müjdeyi vermişti. Ertesi gün baktım şoför ve 36 yıl önce mektubu yazan Ayvaz dayım karşımda. Hasret ve gözyaşı ile kucaklaşmaların ardından Kaskelen’e gittik. Adeta bayram havası vardı. Beni ilk gördüğünde sarılıp, gözlerimden öpen, şuan rahmetli olan Selvi Nene’nin sözü hala dünkü gibi kulaklarımda çınlamaktadır. “Oğul, bize bu yolu Allah açtı ya, daha da kimse kapatamaz.”
Kazak halkının da çok sevdiği Ahıska Türkleri, bulundukları coğrafyalarda hiç kimseye minnet etmemiş, devlete ve halka yük olmamış, kendi ayakları üstünde durmuş, yürekleri Türkiye ve Vatan sevdasıyla yanıp tutuşmuş çilekeş kardeşlerimizdir. Türkiye Cumhuriyeti olarak, dünyanın her yerinde ABD’de dahil olmak üzere, Ahıska Türkleri’ne sahip çıkıp, onların zeka ve becerilerinden istifade etmelidir. Ermeni ve Yahudi lobisine karşı, Türkiye’nin gönüllü ve candan lobisi olmaya hazır Ahıska Türkleri’nin sorunları çözülmeli ve sahip çıkılmalıdır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mikdat Topçu 4 gün önce

değerli erol bey kardeşim, yazınızı heyecanla okudum. 36 yıl sonra hedefine ulaşmış olan mektup olayı da çok hüzün ve heyecan vericiydi. sevinmek mi üzülmek mi gerektiğini insan anlayamıyor. yazınız için çok teşekkür ederim.

ben ahıska'lı değilim. ancak ahıska türklerinin problemlerini iyi biliyorum.

ahıska sürgünü ile ilgili olarak yazdığım romandan acaba haberiniz oldu mu? haberiniz olmasını isterdim. "ahıska sürgünü-menemşe" romanım bu yıl yayınlandı. tedarik edip de ilgilenirseniz memnun olurum. hemen hemen bütün ahıska derneklerinin bilgisi var. kitap dağıtıldı. eğer isterseniz size bir adet gönderebilirim. gazete2023 sayfalarında bir makale ile tanıtırsanız memnun olurum. ilginize şimdmiden teşekkür ederim.

saygılarımla

mikdat topçu

mob. tel. 0533 725 26 15