Türk milliyetçileri için 30 ağustos ne ifade ediyor ?

Tarihe baktığınızda şanlı bir mücadelenin sembolü olarak görülebilir, öyledir de. Ancak şunu kabul etmeliyiz; biz olayları Kemalist jakoben tayfa gibi okumaya çok alıştık. Nasıl mı ?

Kemalistler için olaylar 1923 ile başlar bilirsiniz. Evveli, ahir bir karanlığın cehennem kuyuları.
Osmanlıdan söz ediyorum, bu anlayışa göre Osmanlı; emperyalist bir vahşetin, gericiliğin, bağnazlığın, dünyadan kopuşun tek tutunulacak kalesi.

Ülkücüler için durum bundan farklı elbette. Erol Güngör, Nevzat Kösoğlu, Mümtaz Turhan gibi objektif ve akademik tarihçilik yaparak sosyolojik tahlil üreten yazarlarımızın ortak kanaati şudur:

Batılılaşma, bir süreçtir ve bu süreç Tanzimat döneminde hatta belki daha öncesinde 3. Selimle başlar. Orduda bir takım batılı inkılaplar gelir önce. Sonrasında 2. Mahmutla devam eder süreç, kıyafet değişimleri, sembolik kültürel uyum süreçlerinden geçilir.

Meşhur ‘’FES’’ vakıasını bilirsiniz. Sarıktan Fes’e geçişte itirazlar gelir, dönemin taassupvari anlayışından, ki aynı zihniyet, M.Kemal festen şapkaya geçilecek dediğinde de direnç göstermiştir. Yani mevzu fes ya da şapka değildir uyum sürecine karşı gösterilen reflekstir.

Uzatmayalım, süreç 2.Abdulhamid’in Batılı tarzda okullar açmasıyla devam eder. Hatta dönemin subayları, paşaları ve dahi M. Kemal bu okulların mezunudur. Artık batıyı okullarında ders olarak gören bir nesli, bizzat Abdulhamid yetiştirmiş olacaktır.

Sonrası malum savaşlar, mücadele yılları vs…

Bu dönemde yeni rejimi kurmak için hakim 3 temel görüş ortaya çıkar.

Osmanlıcılık; yani kısmi batıcılık olarak da bilinir. Bugünün muhafazakar liberal tabanın bizzat kökleri. Hızla batıya adapte olalım bir yandan da geleneği muhafaza edelim der özetle.

İslamcılık; ümmetçilik olarak da bilinir. Batıya karşı değişime en çok direnen kesimdir. Dirilişin kendi içimizden bir formülle olacağına inanır..

Türkçülük; harbin uzun yıllar sürmesi ve etnik grupların teker teker cepheleri terk etmesiyle, Osmanlının bir ‘’HİPERULUS’’ yaratamadığı anlaşılır. Yani; Türküyle, Arabıyla, Farsıyla, Yunanıyla, Bulagarıyla, Arnavuduyla tek millet olunamamıştır.

Müdafaa da yalnız Türkler kalmıştır. Artık Millet demek Türk demektir. Türk Milleti, M.Kemal’in yeni yarattığı bir şey değil, bizzat şartları ve dünya konjonktürünü doğru okumasının ortaya çıkardığı sonuçtur.

Millet gerçeği, İbn Haldun’un yüzyıllar önce işaret ettiği, neseb(soy) ve sebep(kültürel birliktelik) asabiyesi üzerine inşa edilecektir. Machiavelli zaten dünyanın uluslar üzerinden şekilleneceğini söylemişti. Durmuş Hocaoğlu’nu rahmetle anmadan geçemeyeceğim; Milliyetçilik öyle bir bağdır ki her dini her mezhebi her ideolojiyi şekillendirir, eritir ona bir kalıp biçer diyordu.

George Orwell’la devam edelim meşhur sosyalist yazar. Diyor ki; ‘’ Vatanseverliğin ve ulusal bağlılığın karşı konulmaz gücünün farkına varmadığı sürece, insan modern dünyayı olduğu gibi görmeyi başaramaz. Hıristiyanlık ve enternasyonal sosyalizm, bunlarla karşılaştırıldıklarında bir saç teli kadar kırılgan.’’

Meseleyi bağlama vakti gelmiştir, öyleyse bağlayalım.

Mücadeleyi bu üç grup içerisinden Türkçüler kazandı ve rejimi onlar inşa etti. Ancak sanıldığının aksine bıçak gibi bir değişim falan olmadı. Tanzimat’la başlayan tarihi batılılaşma süreci cumhuriyetle daha hızlı ve daha keskin hamlelerle devam etti.

30 ağustos bir zafer bayramıdır günün şartlarına göre. Ancak ülkücü hareket kendi anlayışı çerçevesinde Kemalistlerden bağımsız bir okumayla 30 ağustosun bizi Osmanlı karanlığından cumhuriyet aydınlığına götürdüğü gibi bir ütopist ve romantik fikre kapılmamalıdır.

Büyük tabloya baktığımızda Viyana’dan beri geri çekilişimiz hala devam etmektedir. Lokal olarak Anadolu’yu kurtarmamız bu geri çekilişin sadece hızını ve ivmesini azaltmıştır.

M.kemal , Başbuğ Türkeş bir diriliş tasarlamış, ancak bu uzun vadeli bir planla devam etmediği için ömürleriyle sınırlı kalmıştır.

Ülkücü hareket 30 ağustosu ‘’ZAFER’’olarak değil ‘’ SEFER’’ olarak okumalıdır. Başbuğ sefer yapmıştır ancak iktidara gelememiş, bu uzun vadede zafere dönüşmemiştir. Sebepler ayrıca tartışılabilir. Ancak seferler devam etmelidir.

G. Orwell’ın sözlerini camiamıza uyarlayarak bitirelim:

‘’NE MİLLİYETÇİ TÜRKİYEYİ KURMADAN SAVAŞI KAZANABİLİRİZ, NE DE SAVAŞI KAZANMADAN MİLLİYETÇİ TÜRKİYEYİ KURABİLİRİZ’’
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yasin RİHAN / Merkez,YOZGAT 1 yıl önce

george orwell 1945 yılında yazdığı bir denemede milliyetçiliği, insanları tıpkı böcekler gibi farklı sınıflara ayırma ve bu sınıflara dayanarak kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğuna karar verme alışkanlığı olarak tanımlar. milliyetçiye göre, diye devam eder orwell, herhangi bir eylemin iyiliği ya da kötülüğünü o eylemin niteliği değil, kimin tarafından yapıldığı belirler. 'biz'im tarafımızdan yapıldığı sürece ahlaki açıdan hoş görülmeyecek hiçbir eylem yoktur diyor.mi̇lli̇yetçi̇li̇k ayrimcilik , öteki̇ci̇li̇k mi̇ ? seferler devam etmeli̇ di̇yorsunuz ama neyi̇n seferi̇ bu , ki̇me karşi sefer açiklayamamişsiniz?

Misafir Avatar
Kağan Dalkılıç 1 yıl önce @Yasin RİHAN / Merkez,YOZGAT

Yasin bey, orwell milliyetçiliği böyle tanımlayabilir ancak takdir edersiniz ki orwell batının ulusçuluk diye tabir ettiğiniz ırkçılıktan kurtulamamış kolektif kimlikler vasıtasıyla düşünen şahıs ya da bireyin ulusçuluk içinde sağlıklı bir süreçten geçmediğinden söz ediyor. Ancak Türk milliyetçiliği batıdaki modern milliyetçilikten farklı bir karakter taşıyor. Bu anlamda sömürgecilik için emperyalizm için birey hakları için islamın yüklediği sorumluluk ve ahlaklı bir milli gelenek bizi farklı noktalara taşıyor. Milliyetçiliğin etnik kökene dayalı tanımlanmayışı ve yurttaşlığa ve kültüre dayalı tanımı ayrımcılık değil kapsayıcı bir üst kimlik taşıyor. Sefer meselesinde ise Türk milletini Dünya arenasına taşıyacak uzun vadeli bir süreci ifade ediyor. Kime karşı dersek; Türk olmayan karşı olmasa bile Türk milletine düşmanlık besleyen tüm makro ve mikro gruplara karşı denebilir.

Beğenmedim! (0)